Anonimleştirilmiş örnek başvuru. Bu metin, gerçek bir AİHM başvurusunun yapısı, üslubu ve argümantasyonunu göstermek üzere hazırlanmıştır. Başvurucu, avukat, adres, tarih ve dosya numarası gibi tüm kişisel veriler
[BAŞVURUCU_AD]türü yer tutucularla değiştirilmiştir. AİHM Application Form (TUR XFA) yapısına uygun şekilde yerleştirilmiştir.
A. Başvurucu (Applicant)
Başvurucunun ad-soyad, doğum tarihi, doğum yeri, uyruk, adres,
telefon ve e-posta bilgileri AİHM Application Form'un A.1-A.10
alanlarına yerleştirilir. Bu örnekte söz konusu alanlar
[BAŞVURUCU_AD] gibi yer tutucularla anonimleştirilmiştir.
A.2. Temsilci (Lawyer / Avukat)
Avukat ad-soyad, baro sicil numarası, adres, telefon ve e-posta
AİHM Application Form'un B bölümüne işlenir. Bu örnekte avukatın
kimliği [AVUKAT_AD] ve [AVUKAT_ADRES] yer tutucularıyla
anonimleştirilmiştir.
B. Davalı Yüksek Sözleşmeci Taraf (Respondent State)
Türkiye Cumhuriyeti (Sözleşme'ye taraf devlet — md. 33-34).
C. Olay Anlatımı (Statement of Facts)
Başvurucu, Türkiye'nin Ankara ilinde hâkim olarak görev yapmıştır ve en son Danıştay'da tetkik hakimi olarak çalışmaktaydı. Meslekten çıkarılmadan önce hakkında hiçbir adli ya da idari bir soruşturma bulunmamaktaydı. Tam tersine, saygın ve başarılı bir yargı mensubu olarak yaşamını sürdürmekteydi. Başvurucu, evli ve bir çocuk annesidir.
Başvurucu, 15 Temmuz 2016 akşamı saat 21.20 civarı ordu içerisindeki bir grup asker tarafından başlatılan darbe girişimini evinde bulunduğu sırada TV ve sosyal medyadan öğrenmiştir. 16 Temmuz 2016 tarihinde, henüz darbe girişiminin üzerinden altı saat dahi geçmeden, saat 04.15 civarında NTV canlı yayınında Başsavcı vekili Necip Cem İşçimen şu açıklamaları yapmıştır: "Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı darbe girişiminde bulunan Paralel yapı terör örgütü ile irtibatı olan Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi daire başkanı ve bunların üyeleri, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda (HS(Y)K) görev yapan FETÖ Paralel Devlet Yapı Örgütü mensubu üyeleri ile sözde Yurtta Sulh Komitesi mensubu general, amiral, subay, astsubay, er ve erbaşlar hakkında gözaltı kararı vermiştir." Aynı gün sabahın erken saatlerinde, Anayasa Mahkemesinin (AYM) iki üyesi ile beş HS(Y)K üyesi hakkında gözaltı kararı çıkarıldığı duyurulmuştur. Saat 11.00'de toplanan HS(Y)K, öncelikle beş üyesinin üyeliğini düşürmüş, onların yerine geçecek bazı yedek üyelerin de üyeliğini düşürdükten sonra beş yeni üye atamıştır.
Tüm Türkiye çapında gözaltı kararı alma yetkisi bulunmayan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 16.07.2016 tarihli ve bila sayılı Emniyet Genel Müdürlüğüne muhatap talimatı ile sözde bir “terör örgütlenmesine mensup hâkim/savcıların listesinde" ismi geçenlerin acele gözaltına alınmaları ve TCK'nın 309/2. maddesi gereğince “TUTUKLANMALARININ SAĞLANMASI” talimatı verilmiştir (Ek 1). Söz konusu yazı ekinde, HS(Y)K'nın illegal fişleme listesi mahiyetindeki listenin bir kısmı, başvurucunun soruşturma dosyasına da alınmıştır. Başvurucu bu gözaltı kararına istinaden yetkisiz Ankara savcısının emri ile gözaltına alınmıştır. İfadesinin alınması sırasında başvurucuya, kendisine atfedilen suçlamalarla ilgisi bulunmayan ve yakın ve uzak geçmişi, ailevi ve sosyal ilişkileri ile ilgili, tek merkezden hazırlanıp tüm adliyelere gönderildiği bilinen 27 anket sorusu dışında hiçbir soru sorulmamış ve atılı suçlamalarla ilgili hiçbir delil gösterilmemiştir.
HS(Y)K 2. Dairesi, 16.07.2016 tarihli kararı ile, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 77/1 ve 81/1. maddesine dayanarak 2735 hâkim/savcı ile birlikte başvurucunun da görevden uzaklaştırılmasına karar vermiştir (Ek 2). “…soruşturma dosyalarındaki bilgi, belge ve tüm deliller ile yapılan istihbari çalışma sonuçlarının birlikte değerlendirildiği” belirtilen kararda, "15.07.2016 tarihinde darbe girişiminde bulunan FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olan askerler ile fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek aynı terör örgütüne mensup olduklarına dair kuvvetli delil ve şüphenin bulunduğuna" gibi masumiyet karinesine aykırı ve adli makamları bağlayıcı nitelikte tespitler içeren ifadelere yer verilmiştir. Söz konusu karar, başvurucuya tebliğ edilmemiştir.
Diğer taraftan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarı üzerine, HS(Y)K 3. Dairesi tarafından 16.07.2016 tarihli ve 2016/9052 sayılı kararı ile “Anayasayı ihlal”, “Yasama Organına Karşı Suç”, “Hükümete Karşı Suç”, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Karşı Silahlı İsyan” ve “Silahlı Örgüt” suçlarından 2802 sayılı Kanunun 82. maddesi uyarınca Kurul müfettişi tarafından yürütülmek üzere 2735 hâkim/savcı hakkında ceza soruşturması izni verilmesi teklif edilmiş; bu teklif aynı tarihte Adalet Bakanınca uygun görülmüştür (Ek 3). HS(Y)K ve Adalet Bakanınca, isnat edilen suçlar görev kapsamında ya da görevden doğan suç olarak kabul edilerek söz konusu karar alınmıştır. Buna rağmen suçüstü hükümleri yetkisiz Ankara savcılarınca hukuka aykırı, keyfi ve makul olmayan biçimde yorumlanarak (Turan ve Diğerleri/Türkiye) başvurucu hakkında Anayasa'nın 159, 2802 sayılı Kanunun 82, 85, 88, 89, 90, 93 ve 94. maddelerine aykırı olarak soruşturma başlatılmış, bilahare aşağıda yer verilen ceza yargılaması yürütülmüştür.
Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, 20 Temmuz 2016 tarihinde, Anayasa’nın 120. maddesine dayanarak olağanüstü hâl ilan etmiş, bu karar 21 Temmuz 2016 tarihinde TBMM tarafından onaylanmıştır. OHAL, üçer aylık uzatmalarla 19 Temmuz 2018 tarihine kadar sürmüş; bu dönemde Anayasa’nın 121. maddesine dayanılarak 31 OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi (KHK) çıkarılmıştır. Bu KHK’lar ile 130.000’den fazla kamu görevlisi, herhangi bir soruşturma yapılmaksızın ve kalıcı olarak görevden çıkarılmıştır.
2014 ve 2016 tarihinde çıkartılan 6524 ile 6723 sayılı Yasalarla üyeler de dâhil olmak üzere HS(Y)K'da çalışan bütün hâkim ve savcılar ile Yargıtay ve Danıştay üyelerinin görevleri sonlandırılmıştır. 2017 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle HS(Y)K'ya üye seçme yetkisi partili Cumhurbaşkanı ile Cumhurbaşkanının partisinin hakimiyetinde olan TBMM'ye verilmiştir. HS(Y)K, ilk derece ve istinaf mahkemelerindeki her türlü atama, terfi ve yetkilendirmeleri yapma ve Yargıtay üyelerinin tamamı ile Danıştay üyelerinin ¾'ünü seçme yetkisine sahiptir. Dolayısıyla, yargıdaki her türlü atama, tayin ve yetkilendirme, yasama ve yürütmeye karşı hiçbirbağımsızlık teminatı olmayan HS(Y)K tarafından gerçekleştirilmektedir. Ayrıca, 667 sayılı KHK'nın 3. Maddesinde düzenlenen "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli
güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir" hükmü ile HS(Y)K'ya Anayasanın 13. maddesinde yer alan hakimlerin azledilemezliği ilkesine aykırı şekilde yargı mensuplarını görevden alma yetkisi verilmiştir. Dahası, yürütmenin talebiyle uyumlu karar vermeyen ve cemaat mensubiyeti isnadıyla suçlanan kişiler lehine karar alan yargı mensupları soruşturmalara maruz bırakılmış, görev yerleri değiştirilmiş ve meslekten ihraç gibi yaptırımlara maruz kalmışlardır. Daha sonra Meclisten geçerek yasalaşan söz konusu hükme dayanılarak yaklaşık 4.500 hâkim/savcı meslekten çıkarılmıştır.
Anayasa’nın 129. maddesi "Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez" hükmünü amir olduğu gibi, Anayasa’nın 140. Maddesinde hakimler hakkında özlük ve disiplin işlerinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği ve 2802 sayılı Kanunun 71. Maddesi de “Hâkim ve savcılar hakkında, savunmaları alınmadan disiplin cezası verilemez” hükmünü düzenlemiştir.
Buna karşın başvurucu, HS(Y)K Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarihli ve 2016/426 sayılı kararı ile savunma hakkı tanınmaksızın meslekten çıkarılmıştır (Ek 4). Genel Kurul, kararında, başvurucu dışındaki kişilere ilişkin idari ve adli soruşturmalar hakkında bilgilere ve o tarihlerden önce kamuoyunda “cemaat” olarak bilinen yapı ile ilgili açıklamalara yer vermiştir. Ancak karar, başvurucuya ilişkin bireyselleştirilmiş herhangi bir iddia veya somut olaya yer vermemiştir. Ayrıca söz konusu karar, derhal uygulamaya konulmuştur. 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun 33. maddesindeki; genel kurul kararlarının yeniden incelemeye tabi olduğu, bu kararın kesin olmadığı ve yeniden inceleme talebi sonrası kesinleşeceği yönündeki yasal düzenlemeye rağmen maaş ödemesi de hemen kesilmiştir.
Başvurucu, 10 günlük yasal süresi içerisinde bu karara karşı yeniden inceleme talebinde bulunmuştur.
Söz konusu talep, yine aynı kişilerden oluşan HS(Y)K Genel Kurulu’nun 29.11.2016 tarihli ve 2016/434 No’lu soyut ve binlerce kişi hakkında verilen tek tip kararıyla, bireyselleştirme yapılmaksızın ve itiraz dilekçesinde ileri sürülen itirazlara yanıt verilmeksizin reddedilmiştir. Ret kararına gerekçe olarak sadece önceki kararın “yerinde olduğundan değiştirilmesine yer olmadığına” denilmiştir (Ek 5).
Başvurucu, 06.01.2017 tarihinde, Danıştay da dava açmıştır. Dilekçede özetle, "savunma hakkı tanınmaksızın anılan işlemin tesis edildiği, başvurucunun durumuna özgü kişiselleştirilmiş bir tespit yapılmaksızın soyut tedbir niteliğinde bir kararın verilmiş olduğu, söz konusu meslekten çıkarma kararının Anayasanın 11. maddesinde belirtilen Anayasa, kanun ve hukuka bağlılık ilkelerine aykırı olduğu, masumiyet karinesinin ihlal edildiği, davalı HS(Y)K'nın karar verme sürecinde bağım- sız ve tarafsız hareket etmediği, ispat hakkının kullanılamaması nedeniyle etkili savunma yapma imkanı tanınmadığı" hususlarına yer verilmiştir (Ek 6).
Davalı H(Y)SK, mahkemeye gönderdiği cevap dilekçesinde özetle; "dava konusu işlemin olağan hukuki süreçlere tabi bir disiplin cezası olmadığını, olağanüstü tedbir niteliğinde olduğunu, bu yüzden zorunlu soruşturma ve savunma usullerine tabi olmadığını, başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatı/iltisakı olduğunu, meslekten çıkarma kararında hukuka aykırılık bulunmadığını" ileri sürmüştür. H(Y)SK bunun haricinde, başvurucu hakkında ceza davasının bulunduğunu ve dosyada başvurucunun ByLock kullandığının tespit edildiğini belirtmiştir (Ek 7).
Başvurucu savunma dilekçesine verdiği cevap dilekçesinde özetle; " dava konusu işlemin dayanağı olan 6749 sayılı Kanun'un (667 sayılı KHK'nın) 3. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu, Danıştay'ın bu hükmü itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi'ne götürmesini talep ettiği, söz konusu işlemin başvurucunun masumiyet karinesini ihlal ettiği, söz konusu tedbirin geçici değil, ömür boyu meslekten uzaklaştırma cezası olduğu ve OHAL'in gerekli kıldığı bir konuda olmadığı, suçluluğu mahkeme kararıyla saptanmadan, sadece terör örgütleriyle "irtibatı veya iltisakı" olduğu değerlendirmesi yapılarak dava konusu işlemin tesis edilmiş olduğu, iddia edilen delillerin HS(Y)K'nın karar tarihinde mevcut olmadığı ve idarenin karar tarihindeki duruma göre değerlendirme yapılması gerektiği, ifade edilmiştir (Ek 8).
Danıştay 5. Dairesi, 12.10.2020 tarihinde, meslekten çıkarma kararının olağaüstü tedbir niteliğinde olduğu, başvurucunun ByLock haberleşme uygulamasını kullanması, (gizli) tanık/itirafçı ifadeleri, Türkiye Adalet Akademisi'nde koordinatör hakim olarak görev yapmış olması tespitleriyle“FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, ayrıca başvurucunun ilgili KHK'nın Anayasaya aykırılığı iddialarının ciddi görülmediği” gerekçesiyle davanın esastan reddine karar vermiştir (Ek 9).
Bu karara karşı, 05.02.2021 tarihinde, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK) nezdinde temyiz kanun yoluna başvurulmuştur. Temyiz dilekçesinde özetle; HS(Y)K'nın kararı tarihinde dayanılan delillerin hiçbirinin mevcut olmadığı, meslekten çıkarma kararının hukuka aykırı fişlemelere dayalı yapıldığı, yapılan açıklamaların masumiyet karinesini ihlal ettiği, karara esas alınan tanıkların duruşmada dinlenilmediği, başvurucuya sözlü savunma hakkı tanınmadığı, karara esas alınan ByLock verilerinin hukuka aykırı elde edildiği, esaslı iddiaların kararda karşılanmadığı, Danıştay 5. Dairesi'nin başvurucunun meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu yönündeki görüşünün isabetsiz olduğu hususlarına yer verilmiştir (Ek 10).
HS(Y)K tarafından temyiz dilekçesine karşı sunulan cevapta, Daire kararında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı, başvurucu tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddiaların hukuki dayanaktan yoksun olduğu iddia edilerek kararın onanması talep edilmiştir (Ek 11).
İDDK, 21.11.2022 tarihinde, hiçbir gerekçe göstermeden ve başvurucunun esaslı argümanlarının hiçbirine cevap vermeden yalnızca kararların “usule ve hukuka uygun olduğu ve temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddiaların kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığını” belirterek tüm temyiz başvurularının reddine ve Daire kararlarının onanmasına karar vermiştir (Ek 12).
İdari yargı sürecinin tamamlanması üzerine, 09.02.2023 tarihinde, AYM’ye bireysel başvuru yapılmıştır. Başvuruda; bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının, duruşmalı yargılanma hakkının, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, tanık sorgulama hakkının, gerekçeli karar hakkının, makul sürede yargılanma hakkının, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin, aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkının, özel hayata saygı hakkının, din ve vicdan hürriyetinin, ifade hürriyetinin, mülkiyet hakkının, ayrımcılık yasağının ve hakların kısıtlanmasının sınırları ilkesinin ihlal edildiğinden şikayet edilmiştir (Ek 13). AYM, 03.07.2025 tarihinde verdiği kararla (B. No. 2023/10186), “Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden”, “olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte” olduğunu belirterek N. E. ([GK] B. No: 2022/62466, 29/5/2025) ve A. S. ([GK] B. No: 2023/30928, 29/5/2025) kararlarına referansta bulunmuş; başvurucunun hiçbir şikâyet ve argümanını özel olarak değerlendirmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olduğu” gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Yine N. E.; A. S. kararlarına atıfla ve somut başvuruya özel bir gerekçe yazmaksızın, “diğer şikâyetlerinin -süre koşulu ve başvuru yollarının tüketilmemesi de dahil olmak üzere- kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle kabul edilemez olduğuna” karar vermiştir (Ek 14). Bu karar, 18.09.2025 tarihinde tebliğ edilmiştir (Ek 15).
AYM, başvuruyu [BAŞVURUCU_AD] Demir ve diğerleri grubu altında birleştirerek toplu biçimde sonuçlandırmıştır. Kararın incelenmesinden de açıkça görüleceği üzere, bireysel bir değerlendirme yapmaksızın şablon nitelikte bir karar vermiştir. Bu kararın, AYM’nin meslekten çıkarma başvurularına ilişkin olarak verdiği diğer grup kararlarından hiçbir farkı bulunmamaktadır. Dahası, bu şablon nitelikli karar, hem KHK ile ihraç edilen kamu görevlileri hem de HS(Y)K kararıyla meslekten çıkarılan, dolayısıyla hâkimlik teminatına sahip kişiler hakkında verilen kararlarla aynı içerik ve formatta hazırlanmıştır. Ayrıca, karar ekinde yer aldığı belirtilen tablo başvurucuya gönderilmemiş, bu suretle şeffaflıktan uzak bir usul izlenmiştir. Başvurucuya gönderilen karar ekinde yalnızca başvurucunun isminin bulunduğu tek satırlık bir Excel tablosu yer almakta olup, bu tablo dışında herhangi bir açıklayıcı bilgi veya gerekçe bulunmamaktadır.
Başvurucu hakkındaki karara dayanak olarak kullanılan N. E.; A. S. başvurularında da AYM, dile getirilen bazı şikayetleri hiç incelememiş, bazı şikayetlere ilişkin yeterli bir değerlendirme yapmamış, başvurudaki esaslı noktaları gereği gibi karşılamamıştır. Örneğin N. E. kararında; başvurucunun adil yargılanma hakkı iddialarını esas yönünden incelememiş ve bu iddialara, Danıştay nezdindeki yargılama sürecinde usulü güvencelerin sağlandığına ilişkin genel bir ifade dışında (§ 147), özel olarak yanıt vermemiştir. Karar, yalnızca özel hayata saygı hakkı (§§ 98-149) ve makul sürede yargılanma hakkı (§§ 150-152) iddialarını değerlendirmiştir. HS(Y)K’nın meslekten çıkarma öncesi savunma hakkı tanımamasına ilişkin iddia, Anayasa’nın 129/2 ve 2802 sayılı Kanun’un 71 ve 73/6 maddelerine dayanan emredici savunma hakkı talebi veya AİHM’in Özpınar/Türkiye kararına atıfta bulunan sözlü savunma hakkı ihlali iddiası özel olarak ele alınmamıştır. ByLock’a ilişkin iddialar, teknik verilerle desteklenmediği, bilirkişi incelemesi talebinin reddedildiği ve yasal faaliyetlerin suç sayıldığı, doğrudan değerlendirilmemiş, Yargıtay ve Danıştay içtihatlarına dayanarak ByLock’un iltisak ve irtibat için “ilgili ve ikna edici” bir delil olduğunu kabul etmiştir (§§ 140-143). Meslekten çıkarma kararının cezai nitelik taşıdığı ve ceza muhakemesine özgü güvencelerin sağlanması gerektiği iddiası incelenmemiş, işlem idari bir önlem olarak sınıflandırılmıştır (§ 119). Masumiyet karinesi ihlali iddiasına açıkça yanıt verilmemiş, yalnızca yargılama sürecinin usulü güvencelere uygun olduğu belirtilmiştir (§ 147). Gerekçeli karar hakkı ihlali iddiasına dolaylı olarak, Danıştay kararının ilgili ve ikna edici gerekçelerle desteklendiği belirtilerek yanıt verilmiş sayılabilir (§ 148), ancak Sencer Başat ve Diğerleri kararına atıfta bulunulan bu iddia özel olarak ele alınmamıştır. “İrtibat ve iltisak” kavramlarının muğlaklığı ve disiplin soruşturması açılmadan ihraç işleminin usulü eksiklikleri de doğrudan incelenmemiştir. Başvurucu Hakkındaki Ceza Yargılaması Süreci
04.06.2018 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan başvurucu hakkında iddianame düzenlenmiştir. Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi 27.10.2020 tarihinde başvurucunun 9 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. (Ek 16). Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi, istinaf talebini reddetmiştir. (Ek 17) Yargılama halen Yargıtay önünde sürmektedir. Ceza yargılamasında kullanılan bilgi ve belgeler, idari davanın reddine esas alınmıştır. Bu yargılama süreci, AİHM’in Yalçınkaya/Türkiye kararında tespit edilen aynı ihlalleri (savunma haklarının kısıtlanması, suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırılık vd.) içermektedir. Dolayısıyla ceza yargılamasındaki usulsüzlükler ve ihlaller, yalnızca mahkûmiyet hükmünü değil, başvurucunun meslekten çıkarılmasını da doğrudan etkilemiştir. Bu nedenle başvurucu hakkında işbu davada ceza
yargılaması süreci hakkında da bilgi sunma gereği duyulmuştur.
D. Sözleşme'nin İhlal Edildiği İddia Edilen Hükümleri ve İlgili Argümanlar
D.1. Birinci ihlal — Atıf yapılan madde
AİHS m.6’nın cezai boyutu, somut olayda uygulanabilir niteliktedir.
AİHS m.6 § 1 – Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.
AİHS m.6 – Adil yargılanma hakkı (çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkesi, duruşmalı yargılanma ve savunma hakkı, gerekçeli karar hakkı, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı) ihlal edilmiştir.
AİHS m.6 §2 – Masumiyet karinesi ihlal edilmiştir.
AİHS m.7 – Suç ve cezaların kanuniliği ilkesi ihlal edilmişir.
D.1. Birinci ihlal — Açıklama
667 sayılı (s.) KHK’nın 3. maddesindeki ve meslekten çıkarma kararındaki suçlayıcı ifadeler, sürecin ceza kovuşturmasıyla iç içeliği, ömür boyu kamu hizmetlerinden yasaklanma ve fiilen özel sektörde de iş bulamama sonucunu da doğuran ağırlığı ve yaygın uygulanışı nedeniyle, meslekten çıkarma işlemi cezalandırıcı nitelik taşımaktadır. Bu nedenle adil yargılanma hakkının ‘cezai’ boyutuna ilişkin güvenceler de uygulanmalıdır (Ek 18, par. 1-3.)
Başvurucunun ihraç kararına yaptığı itiraz, aynı üyelerden oluştuğu için tarafsız olmayan HS(Y)K Genel Kurulu tarafından onanmıştır. 2014 sonrası yapısal değişikliklerle HS(Y)K ve Danıştay üyelerinin görevlerine son verilmiş, bu kurumlar yürütmenin talimatları doğrultusunda ve iktidara yakın hakimlerle yeniden şekillendirilmiştir. 15 Temmuz sonrasında binlerce hâkim-savcının ihraç edilmesi, KHK ile ihraç tehdidi altında bulunmaları ve hükümet çizgisine aykırı karar verenlerin görevden alınması veya sürülmesi, yargı üzerinde ciddi bir caydırıcı etki yaratmıştır. Bu koşullar, başvurucunun davasına bakan mahkemelerin bağımsız ve tarafsız karar verebilecekleri konusunda objektif kuşkular doğurmuştur. AYM kararında imzası bulunan iki üyenin tartışmalı atanma süreçleri, iktidara yakın geçmişleri ve başvurucunun irtibatlı/iltisaklı olduğu kabul edilen sosyal gruba ilişkin aleyhe açıklamaları dikkate alındığında, AYM’nin objektif tarafsızlık ve bağımsız görünüm kriterlerini karşılamadığı açıktır (Ek 18, par. 4-19).
Başvurucu, “terör örgütü üyeliği” gerekçesiyle binlerce hâkim/savcı ile birlikte, bireyselleştirilmiş delil gösterilmeden meslekten çıkarılmıştır. İdare, ihraç tarihinden sonra ceza yargılamasında elde edilen ByLock verilerini, HTS kayıtlarını, tanık beyanlarını, ex post facto gerekçe olarak ileri sürmüş, dolayısıyla kendisine isnat edilen iddiaları etkili biçimde tartışma ve çürütme olanağından mahrum bırakılmıştır. Danıştay, idarenin sunduğu unsurları tartışmasız kabul ederek başvurucunun savunmalarını, lehe tanık beyanlarını, duruşma ve delil tartışma taleplerini göz ardı etmiştir. Başvurucu gerçek anlamda dinlenmemiş; ByLock verilerinin elde edilme ve kullanılma biçimindeki şeffaflık eksikliği, ham verilerin ve bilirkişi incelemesi talebinin reddi savunma hakkını imkânsız kılmıştır (Yalçınkaya, §§ 331-337, 341, 345). Anayasa (m.129/2) ile 2802 s. Kanun (m.71, 73/6) hükümlerine rağmen yazılı ve sözlü savunma hakkı tanınmaksızın meslekten çıkarılmıştır. Olağanüstü hâl dönemlerinde dahi sınırlandırılamayan bu hak, dava aşamasında da verilmemiştir. İhraca dayanak bilgi ve belgeler hiçbir zaman paylaşılmamıştır. Ceza yargılamasında elde edilen delillere karşı sonradan yazılı beyanda bulunma imkânı tanınması, savunma hakkının kullanılması olarak kabul edilemez. İhraç işlemine karşı yürütülen yargı sürecinde, ihraç tarihinde delillerin mevcut olmadığı, hukuka aykırı fişlemeler, ByLock ve HTS kayıtlarının sorunlu olması gibi başvurucunun esasa etkili iddiaları yerel mahkemelerce tartışılmamıştır. AYM de şikâyetleri incelememiş ve bireyselleştirilmemiş şablon bir karar vermiştir. Bu nedenlerle, başvurucunun gerekçeli karar hakkı ihlal edilmiştir. Sonuç olarak başvurucu, ihraç kararının dayanaklarını bilmeden sadece yazılı savunma yapmak zorunda bırakılmış, delilleri inceleme veya çürütme imkânından mahrum edilmiş, çürütülmesi olanaksız varsayımlara dayalı keyfi değerlendirmeler yapılmış, bilirkişi incelemesi yapılmamış, kesinleşmemiş ceza mahkumiyeti ve bir iletişim uygulamasını kullanma, olağan/günlük telefon görüşmeleri, dini sohbete katılma gibi yasal faaliyetler ihraca dayanak yapılmıştır. Mahkemeler kararlarını gerekçelendirilmemiş; süreç bütünüyle hakkaniyete uygun olmaktan çıkmış, flagrant denial of justice niteliği kazanmıştır (Ek 18, par. 20-22).
Başvurucunun ismi, suçlayıcı içerikli 667 s. KHK m. 3’e istinaden verilen HS(Y)K’nın karalayıcı içerikli kararına ekli listede “terör örgütüyle irtibatlı/iltisaklı” olarak yayımlanmıştır. Böylece, yargı süreci haricinde peşinen suçlu ilan edilerek masumiyet karinesi ihlal edilmiştir (Ek 18, par. 23).
Başvurucu, işlendiği tarihte suç olarak tanımlanmayan, hatta bir hak veya özgürlüğün kullanımından ibaret olan ve kendisine bildirilmeyen geçmiş eylemleri/sosyal ilişkileri gerekçe gösterilerek o dönem itibarıyla terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan bir sosyal grupla irtibatlı olmakla suçlanarak bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemek üzere meslekten çıkarılmıştır. Zaten muğlak ve öngörülemez olan düzenlemeler, keyfi şekilde yorumlanarak geçmişe etkili uygulanmış
D.2. İkinci ihlal — Atıf yapılan madde
AİHS m.8 – Özel hayata saygı hakkı ihlal edilmiştir.
AİHS m 13 – Etkili başvuru yolu hakki ihlal edilmiştir.
AİHS'ne Ek 1 No'lu Protokol m. 1- Mülkiyet hakkı ihlal edilmiştir.
D.2. İkinci ihlal — Açıklama
ve kanunilik ilkesi ihlal edilmiştir (Ek 18, par. 24-27).
Başvurucunun meslekten çıkarılması, isminin Resmî Gazetede (RG) yayımlanması ve “fişleme” ile sosyal çevre verilerinin önceden toplanıp kullanılması; itibarı, meslekî/özel ilişkileri ve ekonomik varlığı üzerinde ağır sonuçlar doğuran özel hayata bir müdahaledir. 667 s. KHK m.3, yürürlüğe girmesinden önceki sosyal çevre ve ilişkilere geriye etkili sonuç bağlamakta; “irtibat/iltisak” gibi belirsiz ve istihbarî kavramlarla HS(Y)K’ya geniş ve denetimsiz takdir tanımaktadır. Bu tür sosyal ilişkilere ileride yaptırım bağlanacağına dair yürürlükten önce açık bir yasal düzenleme ya da yerleşik idari/yargısal pratik bulunmamaktaydı. Düzenleme, delil ve değerlendirme ölçütleri ile usul güvencelerini içermediği gibi, Venedik Komisyonu’nun “anlamlı ilişki” ölçütünü göz ardı ederek başvurucunun hangi somut eylem/ilişki düzeyinin meslekten çıkarma sebebi sayılacağını da açıklamamaktadır. Ayrıca m.9’daki sorumsuzluk hükmü, bu takdirin denetimsiz kullanımına yol açarak keyfiliği artırmaktadır. Müdahale, hukukun üstünlüğü ile erişilebilirlik/öngörülebilirlik şartlarını karşılamamakta; AİHS m.8 anlamında “yasayla öngörülmüş” değildir. Dahası, meslekten çıkarma kararını besleyen “fişleme” ve sosyal çevre verileri açık kanunî yetki olmaksızın toplanıp kullanılmıştır. 2802 s. Kanun’daki sicil rejimini aşan bu güvencesiz veri işleme başlı başına kanunilik eksikliğidir. Ayrıca başvurucunun isminin RG’de yayımlanmasının da kanunî dayanağı yoktur. HS(Y)K’nın meslekten çıkarma kararında gösterdiği “yargı bağımsızlığını sağlama” gerekçesi m.8 kapsamında geçerli değildir. Hakkında hiçbir şikâyet veya soruşturma bulunmayan başvurucunun sübjektif bilgilere dayanılarak ihraç edilmesi meşru olmayıp, m.8/2’deki amaçlarla ikna edici bağ kurulmamıştır. RG’de listede içinde isminin yayımlanmasının da meşru amacı yoktur. Başarılı bir meslek hayatı geçiren ve hakkında olumsuz sicil bulunmayan başvurucuya ömür boyu kamu görevinden men uygulanması, geçici uzaklaştırma, görev değişikliği, bireyselleştirilmiş disiplin süreci gibi daha hafif ve geri alınabilir seçenekler varken seçilen en ağır ve geri dönülmez tedbirdir; bu nedenle açıkça ölçüsüzdür. Uygulanan tedbir, kamu görevinden tümden men, hukuk meslekleri ve özel sektöre fiilî erişim engeli ile RG ilanı yoluyla kalıcı damgalama doğurmuştur. Lustrasyonla işlevsel benzerliği sebebiyle asgarî güvenceler (bireyselleştirme, geçicilik, gözden geçirilebilirlik, cezalandırma saiki yokluğu) aranmalıydı; ancak aranmamıştır (Adamsons; Polyakh). Somut risk gösterilmeksizin ve test edilmemiş verilere dayanarak geri döndürülemez sonuçlar doğuran bu müdahale, izlenen amaçla makul orantı kurmadığından “gereklilik” şartını da karşılamamaktadır. Başvurucu, HS(Y)K’nın kanunî yetki olmaksızın topladığı verilere dayanılarak; savunması alınmadan, ihraca esas verilere erişim sağlanmadan ve doğruluğu sınanmayan bilgilerle ömür boyu meslekten çıkarılmıştır. 667 s. KHK m.3, meslekten çıkarma için açık bir usul, delil standardı ve denetim öngörmemekte; idareye ölçüsüz, şeffaf olmayan ve kontrolsüz bir takdir alanı bırakmaktadır. m.9’daki sorumsuzluk hükmü de bu takdiri fiilen denetim dışına çıkararak başvurucuyu ağır müdahaleye karşı korumasız bırakmıştır. Son olarak, başvurucunun isminin RG'de yayımlanması ‘kişiye tebliğ’ gibi daha az müdahaleci yollar da kullanılabilmişken kalıcı damgalamaya neden olmuş; gereklilik/ölçülülük şartlarını ihlâl etmiştir (Ek 18, par. 28-61).
Yeniden değerlendirme talebinin aynı karara katılan üyelerce incelenmesi nedeniyle tarafsızlık güvencesi sağlanmamış; sonrasındaki yargısal süreçte de bu eksiklik giderilmemiştir. AYM ise başvuruyu yıllarca bekletip, somut ve bireyselleştirilmiş bir incelemeye tabi tutmadan, şablon ve gerekçesiz bir incelemeyle yalnızca m.15 kapsamında yüzeysel bir ret kararı vermiş, adil yargılanma ve diğer şikâyetleri ise esastan incelememiştir.
Başvurucu, Anayasal hâkimlik teminatına aykırı olarak ömür boyu kamu görevinden çıkarılıp benzer meslekleri yapmaktan hukuken ve fiilen yasaklanarak, meşru beklenti kapsamında mülkiyet koruması altında bulunan tüm mali ve sosyal hakları ile emeklilikten kanuni temeli olmaksızın, usulü güvencelerden yoksun ve orantısız biçimde mahrum bırakılmış; mülkiyet hakkı ihlal edilmiştir (Ek 18, par. 62-64).
E. Kabul Edilebilirlik Koşullarına Uygunluk Beyanı
(Sözleşme md. 35 — iç hukuk yollarının tüketilmesi, 4 aylık süre, ratione materiae/personae, önemli zarar)
Danıştay 5. Dairesi'nin ret kararının ardından 05.02.2021 tarihinde temyiz yoluna başvurulmuştur (Bkz. Ek 10). Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21.11.2022 tarihli kararıyla söz konusu başvuru reddedilmiştir (Bkz. Ek 12).
Olağan kanun yollarının tüketilmesinin ardından 09.02.2023 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılmıştır (Bkz. Ek 13 ). Anayasa Mahkemesinin 03.07.2025 tarihli kararıyla, başvuru kabul edilemez bulunmuştur (Bkz. Ek 14).
Nihai kararın, 18.09.2025 tarihinde başvurucunun avukatına tebliğ edilmesi üzerine karardan haberdar olunmuştur (Bkz. Ek 15). Dolayısıyla, öğrenme tarihinden itibaren 4 aylık süre içerisinde işbu başvuru yapılmıştır.
F. Diğer Uluslararası İnceleme Mercileri
Aynı konu Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi veya başka bir uluslararası inceleme merciine sunulmamıştır.
Ekler Listesi
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 16.07.2016 tarihli Türkiye Genelinde Verdiği Gözaltı Kararı
HS(Y)K Genel Kurulu’nun 24.08.2016 tarihli ve 2016/426 sayılı Meslekten Çıkarma Kararı
HS(Y)K Genel Kurulu’nun 29.11.2016 tarihli ve 2016/434 No’lu Yeniden İnceleme Talebinin Reddine İlişkin Kararı
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 21.11.2022 tarihli Temyiz İsteminin Reddine İlişkin Kararı