Anonimleştirilmiş örnek başvuru. Bu metin, gerçek bir AİHM başvurusunun yapısı, üslubu ve argümantasyonunu göstermek üzere hazırlanmıştır. Başvurucu, avukat, adres, tarih ve dosya numarası gibi tüm kişisel veriler
[BAŞVURUCU_AD]türü yer tutucularla değiştirilmiştir. AİHM Application Form (TUR XFA) yapısına uygun şekilde yerleştirilmiştir.
A. Başvurucu (Applicant)
Başvurucunun ad-soyad, doğum tarihi, doğum yeri, uyruk, adres,
telefon ve e-posta bilgileri AİHM Application Form'un A.1-A.10
alanlarına yerleştirilir. Bu örnekte söz konusu alanlar
[BAŞVURUCU_AD] gibi yer tutucularla anonimleştirilmiştir.
A.2. Temsilci (Lawyer / Avukat)
Avukat ad-soyad, baro sicil numarası, adres, telefon ve e-posta
AİHM Application Form'un B bölümüne işlenir. Bu örnekte avukatın
kimliği [AVUKAT_AD] ve [AVUKAT_ADRES] yer tutucularıyla
anonimleştirilmiştir.
B. Davalı Yüksek Sözleşmeci Taraf (Respondent State)
Türkiye Cumhuriyeti (Sözleşme'ye taraf devlet — md. 33-34).
C. Olay Anlatımı (Statement of Facts)
Başvurucu, Türkiye'nin değişik illerinde İçişleri Bakanlığı Emniyet Teşkilatı bünyesinde çeşitli görevler yapmıştır. Meslekten çıkarılmadan önce hakkında hiçbir adli ya da idari bir soruşturma bulunmamaktaydı. Tam tersine, saygın ve başarılı bir devlet memuru olarak yaşamını sürdürmekteydi. Başvurucu, evli ve iki çocuk babasıdır.
15 Temmuz 2016 günü gerçekleşen darbe girişiminin ardından, 20 Temmuz 2016 tarihinde, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Anayasa’nın 120. maddesine dayanarak olağanüstü hâl (OHAL) ilan etmiş, bu karar 21 Temmuz 2016 tarihinde TBMM tarafından onaylanmıştır. OHAL, üçer aylık uzatmalarla 19 Temmuz 2018 tarihine kadar sürmüş; bu dönemde Anayasa’nın 121. maddesine dayanılarak 31 OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi (KHK) çıkarılmıştır. Bu KHK’lar ile 130.000’den fazla kamu görevlisi, herhangi bir soruşturma yapılmaksızın ve kalıcı olarak görevden çıkarılmıştır.
İlk çıkarılan 667 sayılı OHAL KHK’nın 1. maddesinde KHK’nın amacı “ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında, darbe teşebbüsü ve terörle, darbe teşebbüsü ve terörle mücadele çerçevesinde alınması zaruri olan tedbirler ile bunlara ilişkin usul ve esasları belirlemek” olarak ifade edilmiştir. Kamu görevinden çıkarma tasarrufunun temeli olarak, birbiriyle bağlantılı olarak sunulan darbe teşebbüsü ve terörle mücadeleye yer verilmiştir. Bununla birlikte, KHK’lara ekli listelerde isimleri bulunan kişiler, darbe teşebbüsüne iştirak ettikleri gerekçesiyle değil, bir terör örgütüne üye olma veya bu örgütle irtibatlı veya iltisaklı olma gibi sebeplerle kamu görevinden çıkarılmıştır.
Kararnamenin 4. maddesinde ‘Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” kamu görevlilerinin kamu görevinden çıkarılmaları düzenlenmiştir. Bu hükümle, mevzuatta öngörülen disiplin soruşturması usulüne bağlı kalınmaksızın, savunmaları alınmadan kamu görevinden çıkarılma için belirli makam ve kurullara yetki verilmiştir. Sonraki OHAL KHK’larında da kamu görevinden çıkarma için benzer gerekçeler kullanılmış, ancak yöntem değiştirilmiştir. Kişilerin görevden çıkarılması konusunda ilgili makam ve kurumlara yetki verilmesi yerine, kararnamelere eklenen listelerde isimleri belirtilen kişilerin toplu olarak kamu görevinden çıkarılması öngörülmüştür.
Bu kapsamda başvurucu, 01.09.2016 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan 672 sayılı OHAL KHK'sı ile, hiçbir somut olay ve olgu gösterilmeksizin, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu” kabul edilerek görevinden “başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın” çıkarılmıştır. (EK 1) Söz konusu KHK'da, görevden çıkarılan kişilerin “mahkûmiyet kararı aranmaksızın rütbe ve/veya memuriyetlerinin alınacağı, görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmeyecekleri; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyecekleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemeyecekleri, pasaportlarının iptal edileceği, memuriyetten kaynaklı haklarını kaybedecekleri” belirtilmiştir (m. 2).
KHK ile kamu görevinden çıkarılan kişiler için idari yargıda doğrudan bu işlemin iptalinin talep edilebileceği bir yol bulunmamaktaydı. Bu yol dolaylı olarak 23 Ocak 2017 tarihli 685 sayılı KHK ile getirilmiş ve KHK’larla doğrudan tesis edilen işlemlere (kamu görevinden çıkarma, kurum/kuruluş kapatma vb.) karşı başvuruları değerlendirmek üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHAL Komisyonu) kurulmuştur. Komisyon yedi üyeden oluşmakta olup, üyelerden üçü Başbakan (daha sonra Cumhurbaşkanı), biri Adalet Bakanı, biri İçişleri Bakanı, biri Millî Eğitim Bakanı ve biri HS(Y)K tarafından görevlendirilmektedir. Üye seçimi tamamen yürütme organının kontrolündedir. Üyelerin büyük çoğunluğu KHK’ların altında imzası olan kişiler tarafından atanmaktadır. Yine üyelerin büyük çoğunluğu, geçmişte Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı veya Başbakanlık bürokrasisinde görev yapmış kişilerden oluşmaktadır. Dolayısıyla bağımsız bir denetim veya denge mekanizması bulunmamaktadır. Komisyon, kararlarını dosya üzerinden ve çoğunluk esasına göre almakta; duruşma yapılmamakta, başvurucuların sözlü olarak dinlenme veya delillerini tartışma imkânı bulunmamaktadır. Sekretarya ve idari işleyiş Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olarak yürütülmekte, Komisyon’un bütçesi ve personeli de yürütme tarafından belirlenmektedir. Bu yönleriyle, üyelerin atama biçimi, kurumsal bağlılığı ve karar alma usulleri, Komisyonun bağımsız ve tarafsız bir yargısal organ olarak değil, yürütme içinde faaliyet gösteren idari bir inceleme birimi olarak konumlandığını göstermektedir.
Komisyon gerekli gördüğü her türlü bilgi ve belgeyi ilgili kurumlardan elde etme yetkisine sahipken bunları başvuranlarla paylaşmak zorunda değildir. Meslekten çıkarılan kişiler hiçbir zaman net olarak öğrenemedikleri ve dahil olamadıkları incelemeler sonucunda, savunmaları alınmadan, kendilerine yapılan isnatları öğrenemeden bu yaptırıma maruz kalmıştır. Haklarındaki suçlamaları öğrenme, bizzat sözlü savunma yapma, tanık dinletme, aleyhinde ifade veren kişilerle yüzleşme, gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırma ve benzeri usulü güvencelerin hiçbirine sahip olmamıştır. OHAL Komisyonu’nun
kararlarını gerekçeli olarak vermesini şart koşan bir düzenleme bulunmamaktadır. Komisyon, resmî olarak faaliyetlerini 28 Temmuz 2023 tarihinde tamamlamıştır. Komisyon sonrası görünürde bir idari ve yargısal denetim yolu açılmış fakat kişilere kendilerini etkili bir şekilde savunabilecekleri hiçbir usulü güvence verilmemiştir. Komisyon önündeki eksiklikler idari yargı aşamasında da devam etmiştir. Örneğin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda tanık dinletme imkânı dahi bulunmamaktadır.
Başvurucu, meslek çıkarma kararına karşı 28.08.2017 tarihinde OHAL Komisyonuna başvurmuştur (Ek 2). OHAL Komisyonu, 25.12.2018 tarihinde, kurum kanaatini bildirir 03.08.2016 tarihli yazı, başvurucunun ByLock haberleşme uygulamasını kullanması, devam eden ceza soruşturmasını gerekçe göstererek talebin reddine karar vermiştir (Ek 3).
Başvurucu vekili tarafından bu karara karşı, 28.01.2019 tarihinde, Ankara İdare Mahkemesi’ne başvurulmuştur. Dava dilekçesinde özetle; ilgili KHK'da meslekten çıkarılmasını haklı kılacak bir gerekçe gösterilmediği, kurum kanaatine dayanak yapılan bilgi ve belgelerin bildirilmediği, kendisine atfedilen eylemlerin ihraç için neden teşkil etmeyeceği, kullandığı iddia edilen ByLock verilerinin CMK hükümlerine uyulmadan hukuka aykırı ele geçirildiği, yetkililerce yapılan açıklamaların masumiyet karinesi ihlal ettiği, hakkındaki ceza yargılamasının halen sürmekte olduğu ve kesinleşmediği, memuriyetten süresiz ihracın orantılı olmadığı hususları belirtilmiştir. (Ek 4).
Davalı idare, mahkemeye gönderdiği cevap dilekçesinde özetle; davacının ihracına ilişkin Kanun Hükmünde Kararnameye yapılan itirazın reddine dair dava konusu OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kararında hukuka aykırlığın bulunmadığı, davanın reddi gerektiği hususlarını ileri sürmüştür (Ek 5).
Buna karşılık olarak, 08.04.2019 tarihli dilekçeyle özetle; iddia edilen delillerin meslekten çıkarma karar tarihinde mevcut olmadığı, idarenin karar tarihindeki duruma göre değerlendirme yapılması gerektiği hususları ifade edilmiştir (Ek 6).
Ankara 20. İdare Mahkemesi tarafından, 31.10.2019 tarihinde, başvurucunun FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün örgüt içi haberleşme programı olan Bylock iletişim sistemini kullandığının tespit edildiği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/68532 hazırlık numaralı dosyası kapsamoında ele geçirilen emniyet teşkilatı personeline ait örgüt arşivinde bulunan detay bilgisinde başvurucunun KIRMIZI A5 (FETÖ/PDY'ye mensubiyeti, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı en üst seviyede olan kişiyi ifade ettiği) seviyesinde kodlandırılmış durumda olduğu, Kurumu tarafından Komisyona intikal ettirilen personel bilgi dosyasında, başvurucu hakkında üst amir kanaati olarak 03.08.2016 tarihli değerlendirmede FETÖ/PDY terör örgütüyle kuvvetli irtibat ve iltisakının bulunduğu yönünde görüş belirtildiği, tüm bu veriler ışığında başvurucu hakkında tesis edilen meslekten çıkarmaya işleminin iptali isteminin reddine yönelik Komisyon kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir (Ek 7).
Başvurucu vekili tarafından bu karara karşı, 24.01.2020 tarihinde, istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf dilekçesinde özetle; meslekten çıkarıldığı tarihteki delil durumuna göre karar verilmesi gerektiği, meslekten çıkarma kararında kendisine özel hiçbir gerekçeye, somut olay ve olguya yer verilmediği, ihraçların hukuka aykırı fişlemelere dayalı yapıldığı, kurum kanaatine dayanak belgelerin kendisine gösterilmediği, ByLock kullanma gibi faaliyetlerin karara dayanak yapıldığı, devam eden ceza yargılamasına dayanıldığı, bu hususların ihraç için gerekçe olamayacağı, ret kararının yeterince gerekçelendirilmediği, esasa etkili itirazların dikkate alınmadığı, üye mi, yoksa irtibatlı veya iltisaklı mı kabul edildiğinin belirtilmediği, sözlü savunma hakkı tanınmadığı, hususları belirtilmiştir (Ek 8).
Ancak, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 14. İdari Dava Dairesi'nin 14.12.2022 tarihli kararı ile, hiçbir gerekçe göstermeden ve başvurucunun argümanlarının hiçbirine cevap vermeden yalnızca “idare mahkemesinin kararın usul ve hukuka uygun olup, kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığını” belirterek format bir kararla istinaf isteminin reddine karar verilmiştir (Ek 9).
Bu karara karşı, 15.03.2023 temyiz kanun yoluna başvurulmuştur. Söz konusu dilekçede istinaf dilekçesinde dile getirilen benzer hususlara yer verilmiştir. (Ek 10)
Danıştay 5. Dairesi, 07.06.2023 tarihinde, Bölge İdare Mahkemesi gibi “kararın ve dayandığı gerekçenin hukuk ve usule uygun olduğunu, bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığını” belirterek ve ayrıca "başvurucunun dava dosyasında yer alan bilgi ve tespitler değerlendirildiğinde Bylock programını kullandığı tespit edilen başvurucunun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ve iltisakının bulunduğu sonucuna ulaşıldığına" ve temyiz istemini reddine ve kararın belirtilen gerekçenin eklenmesi suretiyle onanmasına karar vermiştir (Ek 11).
İdari yargı sürecinin tamamlanması üzerine, 01.11.2023 tarihinde, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru yapılmıştır. Başvuruda; bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının, duruşmalı yargılanma hakkının, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, tanık sorgulama hakkının, gerekçeli karar hakkının, makul sürede yargılanma hakkının, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin, aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkının, özel hayata saygı hakkının, din ve vicdan hürriyetinin, ifade hürriyetinin, mülkiyet hakkının, ayrımcılık yasağının ve hakların kısıtlanmasının sınırları ilkesinin ihlal edildiğinden şikayet edilmiştir (Ek 12).
AYM, 17.09.2025 tarihinde verdiği kararla (B. No. 2023/85212), “Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden”, “olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte” olduğunu belirterek N. E. ([GK] B. No: 2022/62466, 29/5/2025), A. S. ([GK] B. No: 2023/30928, 29/5/2025) ve Erkan Sezgin ([1. B.], B. No: 16/7/2025) kararlarına referansta bulunmuş; başvurucunun hiçbir şikâyet ve argümanını özel olarak değerlendirmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olduğu” gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Yine önceki kararlarına (N. E., §§ 150-152; A. S., §§ 152-155; Halit İnciroğlu [GK], B. No:, 29/5/2025, §§ 157-165) atıfla ve somut başvuruya özel bir gerekçe göstermeksizin, “diğer şikâyetlerinin -açıkça dayanaktan yoksun olması, süre koşulu ve başvuru yollarının tüketilmemesi de dahil olmak üzere- kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle kabul edilemez olduğuna” karar vermiştir (Ek 13). Bu karar, 06.10.2025 tarihinde tebliğ edilmiştir (Ek 14).
AYM, başvuruyu Şahlan Galip Kuş ve diğerleri grubu altında birleştirerek toplu biçimde sonuçlandırmıştır. Kararın incelenmesinden de açıkça görüleceği üzere, bireysel bir değerlendirme yapmaksızın şablon nitelikte bir karar vermiştir. Bu kararın, AYM’nin meslekten çıkarma başvurularına ilişkin olarak verdiği diğer grup kararlarından hiçbir farkı bulunmamaktadır. Dahası, bu şablon nitelikli karar, hem KHK ile ihraç edilen kamu görevlileri hem de HS(Y)K kararıyla meslekten çıkarılan, dolayısıyla hâkimlik teminatına sahip kişiler hakkında verilen kararlarla aynı içerik ve formatta hazırlanmıştır. Ayrıca, karar ekinde yer aldığı belirtilen tablo başvurucuya gönderilmemiş, bu suretle şeffaflıktan uzak bir usul izlenmiştir. Başvurucuya gönderilen karar ekinde yalnızca başvurucunun isminin bulunduğu tek satırlık bir Excel tablosu yer almakta olup, bu tablo dışında herhangi bir açıklayıcı bilgi veya gerekçe bulunmamaktadır.
Başvurucu hakkındaki karara dayanak olarak kullanılan N. E.; A. S. başvurularında da AYM, dile getirilen bazı şikayetleri hiç incelememiş, bazı şikayetlere ilişkin yeterli bir değerlendirme yapmamış, başvurudaki esaslı noktaları gereği gibi karşılamamıştır. Örneğin N. E. kararında; başvurucunun adil yargılanma hakkı iddialarını esas yönünden incelememiş ve bu iddialara, Danıştay nezdindeki yargılama sürecinde usulü güvencelerin sağlandığına ilişkin genel bir ifade dışında (§ 147), özel olarak yanıt vermemiştir. Karar, yalnızca özel hayata saygı hakkı (§§ 98-149) ve makul sürede yargılanma hakkı (§§ 150-152) iddialarını değerlendirmiştir. HS(Y)K’nın meslekten çıkarma öncesi savunma hakkı tanımamasına ilişkin iddia, Anayasa’nın 129/2 ve 2802 sayılı Kanun’un 71 ve 73/6 maddelerine dayanan emredici savunma hakkı talebi veya AİHM’in Özpınar/Türkiye kararına atıfta bulunan sözlü savunma hakkı ihlali iddiası özel olarak ele alınmamıştır. ByLock’a ilişkin iddialar, teknik verilerle desteklenmediği, bilirkişi incelemesi talebinin reddedildiği ve yasal faaliyetlerin suç sayıldığı, doğrudan değerlendirilmemiş, Yargıtay ve Danıştay içtihatlarına dayanarak ByLock’un iltisak ve irtibat için “ilgili ve ikna edici” bir delil olduğunu kabul etmiştir (§§ 140-143). Meslekten çıkarma kararının cezai nitelik taşıdığı ve ceza muhakemesine özgü güvencelerin sağlanması gerektiği iddiası incelenmemiş, işlem idari bir önlem olarak sınıflandırılmıştır (§ 119). Masumiyet karinesi ihlali iddiasına açıkça yanıt verilmemiş, yalnızca yargılama sürecinin usulü güvencelere uygun olduğu belirtilmiştir (§ 147). Gerekçeli karar hakkı ihlali iddiasına dolaylı olarak, Danıştay kararının ilgili ve ikna edici gerekçelerle desteklendiği belirtilerek yanıt verilmiş sayılabilir (§ 148), ancak Sencer Başat ve Diğerleri kararına atıfta bulunulan bu iddia özel olarak ele alınmamıştır. “İrtibat ve iltisak” kavramlarının muğlaklığı ve disiplin soruşturması açılmadan ihraç işleminin usulü eksiklikleri de doğrudan incelenmemiştir. Ayrıca AYM, başvurucu hakkında verilen kararda, KHK ile ihraç edilen kişiler için hâkimlerden farklı bir statü ve süreç uygulanmasına rağmen, hâkimlere ilişkin önceki kararlarını emsal almıştır. Bu yaklaşım, HSYK dışındaki kamu görevlileri için bağlamdan kopuk olup, OHAL Komisyonu’nun yapısı ve idari yargının bu süreçteki eksikliklerini hiç incelemeden verilen yüzeysel bir değerlendirmedir. Başvurucu Hakkındaki Ceza Yargılaması Süreci
Başvurucu hakkında yürütülen ceza soruşturması ve kovuşturması, meslekten çıkarılmasına ilişkin idari işleme doğrudan dayanak yapılmıştır. Meslekten çıkarılma kararı, ceza davasında delil olarak kullanılmış; ceza yargılamasında kullanılan bilgi ve belgeler, idari davanın reddine esas alınmıştır. Bu yargılama süreci, AİHM’in Yalçınkaya/Türkiye kararında tespit edilen aynı ihlalleri (savunma haklarının kısıtlanması, suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırılık vd.) içermektedir. Dolayısıyla ceza yargılamasındaki usulsüzlükler ve ihlaller, yalnızca mahkûmiyet hükmünü değil, başvurucunun meslekten çıkarılmasını da doğrudan etkilemiştir. Bu nedenle başvurucu, işbu davada ceza yargılaması süreci hakkında da bilgi sunma gereği duymaktadır.
Başvurucu, meslekten çıkarılmasının ardından 21.07.2016 tarihinde gözaltına alınmış ve 16.08.2016 tarihinde tutuklanmıştır. 23.02.2017 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan başvurucu hakkında iddianame düzenlenmiştir. Giresun 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 08.02.2019 tarihinde, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmetmiştir (Ek 15). Giresun Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi, 18.07.2019 tarihinde, istinaf talebini reddetmiştir. Başvurucu hakkında verilen hüküm Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 31.05.2021 tarihli ilamıyla onanmıştır (Ek 16). Süreç Anayasa Mahkemesi önünde derdesttir.
Anayasal ve yasal güvencelere aykırı şekilde ömür boyu kamu görevinden çıkarılması ve benzer meslekleri yapmasının önlenmesi neticesinde başvurucu, tüm mali ve sosyal hakları ile emeklilik hakkından mahrum kalmıştır. İhraç edilmiş bir kamu görevlisi olması nedeniyle başvurucunun başka kamusal meslekleri yapması engellenmiş, tüm iş bulma girişimleri sonuçsuz kalmıştır. Böylece, temel hak ve hürriyetleri amacı dışında sınırlandırılmıştır.
D. Sözleşme'nin İhlal Edildiği İddia Edilen Hükümleri ve İlgili Argümanlar
D.1. Birinci ihlal — Atıf yapılan madde
AİHS m.6’nın cezai boyutu, somut olayda uygulanabilir niteliktedir.
AİHS m.6 § 1 – Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.
AİHS m.6 – Adil yargılanma hakkı (çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkesi, duruşmalı yargılanma ve savunma hakkı, gerekçeli karar hakkı, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı) ihlal edilmiştir.
D.1. Birinci ihlal — Açıklama
Ekli listede başvurucunun da isminin bulunduğu 672 sayılı OHAL KHK'sındaki suçlayıcı ifadeler, sürecin ceza kovuşturmasıyla iç içeliği, ömür boyu kamu hizmetlerinden yasaklanma ve fiilen özel sektörde de iş bulamama sonucunu da doğuran ağırlığı ve yaygın uygulanışı nedeniyle, meslekten çıkarma işlemi cezalandırıcı nitelik taşımaktadır. Bu nedenle adil yargılanma hakkının ‘cezai’ boyutuna ilişkin güvenceler de uygulanmalıdır (Ek 17, par. 1-3).
Başvurucunun KHK ile ihraca yaptığı başvuru, bağımsız ve tarafsız olmayan OHAL Komisyonu tarafından incelenmiştir. 2014 sonrası yapısal değişikliklerle HS(Y)K ve Danıştay üyelerinin görevlerine son verilmiş, bu kurumlar yürütmenin talimatları doğrultusunda ve iktidara yakın hakimlerle yeniden şekillendirilmiştir. 2017 Anayasa değişikliğiyle üyelerinin 6’sı Cumhurbaşkanı, 7’si yasama çoğunluğu aynı siyasi bloğa ait TBMM tarafından seçildiğinden HS(Y)K fiilen yürütmenin kontrolüne girmiştir. Bu durum hâkimlerin atama, terfi ve disiplin süreçlerini siyasal etkiye açık hâle getirerek yargı bağımsızlığını ortadan kaldırmıştır. 15 Temmuz sonrasında binlerce hâkim/savcının ihracı, KHK ile ihraç/tutuklama tehdidi altında bulunmaları ve hükümet çizgisine aykırı karar verenlerin siyaseten hedef alınıp görevden alınması/görev yerinin değiştirilmesi, yargı üzerinde ciddi caydırıcı etki yaratmıştır. İdare mahkemesi ve BAM hâkimleri HS(Y)K denetimi altında olup, bu koşullar, başvurucunun davasına bakan mahkemelerin bağımsız ve tarafsız karar verebilecekleri konusunda objektif kuşkular doğurmuştur. Ayrıca, AYM kararında imzası bulunan iki üyenin tartışmalı atanma süreçleri, iktidara yakın geçmişleri ve başvurucunun irtibatlı/iltisaklı olduğu kabul edilen sosyal gruba ilişkin aleyhe açıklamaları dikkate alındığında, AYM’nin de objektif tarafsızlık ve bağımsız görünümü yitirdiği açıktır (Ek 17, par. 4-18).
Başvurucu, “terör örgütü üyeliği/irtibatı/iltisakı” gerekçesiyle binlerce kamu görevlisi ile birlikte, bireyselleştirilmiş delil gösterilmeden meslekten çıkarılmıştır. Bu işleme karşı OHAL Komisyonuna başvurmuştur. Ancak başvuru, ByLock verileri, HTS kayıtları, tanık beyanları, kurumundan gönderilen istihbari bilgiler gerekçe göstererek reddedilmiştir. Böylece, ihraç tarihinden sonra ceza yargılamasında elde edilen bilgi ve belgeler ex post facto gerekçe olarak ileri sürmüş, başvurucu kendisine isnat edilen iddiaları etkili biçimde tartışma ve çürütme olanağından mahrum bırakılmıştır. İdare mahkemesi, OHAL Komisyonunun kararında ve idarenin savunmasında sunulan unsurları tartışmasız kabul ederek başvurucunun savunmalarını, lehe tanık beyanlarını, duruşma ve delil tartışma taleplerini göz ardı etmiştir. Başvurucu gerçek anlamda dinlenmemiş; ByLock verilerinin elde edilme ve kullanılma biçimindeki şeffaflık eksikliği, ham verilerin ve bilirkişi incelemesi talebinin reddi savunma hakkının kullanılmasını imkânsız kılmıştır (Yalçınkaya, §§ 331-337, 341, 345). Mevzuata aykırı şekilde (Anayasa m.129, Devlet Memurları Kanunu, m.130, etc.) yazılı ve sözlü savunma hakkı tanınmaksızın meslekten çıkarılmıştır. Başvurucu, hangi iddialar temelinde ihraç edildiğini bilmeden Komisyon’a başvurmak zorunda kalmış; idari dava açarken dayandığı olgulara erişememiştir. Olağanüstü hâl dönemlerinde dahi sınırlandırılamayan bu hak, dava aşamasında da kullandırılmamıştır. İhraca dayanak bilgi ve belgeler hiçbir zaman paylaşılmamıştır. Ceza yargılamasında elde edilen delillere karşı sonradan yazılı beyanda bulunma imkânı tanınması, savunma hakkının kullanılması olarak kabul edilemez. Danıştay kararında belirleyici olan mahkûmiyet kararı henüz kesinleşmediğinden Danıştay kararı olgusal temelini yitirmiştir. İhraç işlemine karşı yürütülen yargı sürecinde, ihraç tarihinde delillerin mevcut olmadığı, hukuka aykırı fişlemeler, ByLock ve HTS kayıtlarının sorunlu olması gibi başvurucunun esasa etkili iddiaları yerel mahkemelerce tartışılmamıştır. AYM de şikâyetleri incelememiş ve bireyselleştirilmemiş şablon bir karar vermiştir. Bu nedenlerle, başvurucunun gerekçeli karar hakkı ihlal edilmiştir. Başvurucu, ihraç kararının dayanaklarını bilmeden sadece yazılı savunma yapmak zorunda bırakılmış, delilleri inceleme veya çürütme imkânından mahrum edilmiş, çürütülmesi olanaksız varsayımlara dayalı keyfi değerlendirmeler yapılmış, bilirkişi incelemesi yapılmamış, kesinleşmemiş ceza mahkumiyeti ve bir iletişim uygulamasını kullanma ihraca gerekçe yapılmıştır.Sonuç olarak yargılama süreci bütünüyle hakkaniyete uygun olmaktan çıkmış, flagrant denial of justice niteliği kazanmıştır (Ek 17, par. 19-22).
D.2. İkinci ihlal — Atıf yapılan madde
AİHS m.6 §2 – Masumiyet karinesi ihlal edilmiştir.
AİHS m.7 – Suç ve cezaların kanuniliği ilkesi ihlal edilmiştir.
AİHS m.8 – Özel hayata saygı hakkı ihlal edilmiştir.
AİHS'ne Ek 1 No'lu Protokol m. 1- Mülkiyet Hakkı ihlal edilmiştir.
D.2. İkinci ihlal — Açıklama
Başvurucunun ismi, suçlayıcı içerikli 672 sayılı OHAL KHK’sına ekli listede “terör örgütüyle irtibatlı/iltisaklı” olarak yayımlanmıştır. Böylece, yargı süreci haricinde peşinen suçlu ilan edilerek masumiyet karinesi ihlal edilmiştir (Ek 17, par. 23).
Başvurucu, işlendiği tarihte suç olarak tanımlanmayan, hatta bir hak veya özgürlüğün kullanımından ibaret olan geçmiş eylemleri/sosyal ilişkileri gerekçe gösterilerek o dönem itibarıyla terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan bir sosyal grupla irtibatlı olmakla suçlanarak bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemek üzere meslekten çıkarılmıştır. Zaten muğlak ve öngörülemez olan düzenlemeler, keyfi şekilde yorumlanarak geçmişe etkili uygulanmış ve kanunilik ilkesi ihlal edilmiştir (Ek 17, par. 24-27).
Başvurucunun meslekten çıkarılması, isminin Resmî Gazetede (RG) yayımlanması ve “fişleme” ile sosyal çevre verilerinin önceden toplanıp kullanılması; itibarı, meslekî/özel ilişkileri ve ekonomik varlığı üzerinde ağır sonuçlar doğuran özel hayata bir müdahaledir. 672 sayılı OHAL KHK’sı, yürürlüğe girmesinden önceki sosyal çevre ve ilişkilere geriye etkili sonuç bağlamakta; “irtibat/iltisak” gibi belirsiz ve istihbarî kavramlarla idareye geniş ve denetimsiz takdir tanımaktadır. Bu tür sosyal ilişkilere ileride yaptırım bağlanacağına dair açık bir yasal düzenleme ya da yerleşik idari/yargısal pratik bulunmamaktaydı. Düzenleme, delil ölçütleri ile usul güvencelerini içermediği gibi, Venedik Komisyonu’nun “anlamlı ilişki” ölçütünü de göz ardı etmiştir. 667 s. KHK m.9’daki sorumsuzluk hükmü, bu takdirin denetimsizliğini ve keyfiliğini artırmaktadır. Müdahale, hukukun üstünlüğü ile erişilebilirlik/öngörülebilirlik şartlarını karşılamadığından AİHS m.8 anlamında “yasayla öngörülmüş” değildir. Kamu görevinden çıkarma tedbirini şeklen de olsa düzenleyen hiçbir kural yoktur. Dahası, meslekten çıkarma kararını besleyen “fişleme” ve sosyal çevre verileri açık kanunî yetki olmaksızın toplanıp kullanılmıştır. Mevzuattaki sicil rejimini aşan bu güvencesiz veri işleme, başlı başına kanunilik eksikliğidir. Ayrıca başvurucunun isminin RG’de yayımlanmasının da kanunî dayanağı yoktur. KHK’da yer verilen “OHAL kapsamında bazı tedbirlerin alınması” amacı m.8 kapsamında geçerli değildir. Hakkında hiçbir şikâyet veya soruşturma bulunmayan başvurucunun sübjektif bilgilere dayanılarak ihraç edilmesi meşru olmayıp, OHAL’e neden olan amaçla ikna edici bağ kurulmamıştır. RG’de başvurucunun isminin yayımlanmasının da meşru amacı yoktur. Başarılı bir meslek hayatı geçiren ve hakkında olumsuz sicil bulunmayan başvurucuya ömür boyu kamu görevinden men uygulanması, geçici uzaklaştırma, görev değişikliği, bireyselleştirilmiş disiplin süreci gibi daha hafif ve geri alınabilir seçenekler varken seçilen en ağır ve geri dönülmez tedbirdir; bu nedenle açıkça ölçüsüzdür. Uygulanan tedbir, kamu görevinden tümden men ve özel sektöre fiilî erişim engeli ile RG ilanı yoluyla kalıcı damgalama doğurmuştur. Lustrasyonla sonuçları bakımından benzer olması sebebiyle asgari usulü güvenceler (bireyselleştirme, geçicilik, gözden geçirilebilirlik, delillere erişim ve bunlara itiraz etme hakkı, açık duruşma hakkı, cezalandırma saiki yokluğu vb.) aranmalıydı; ancak aranmamıştır(Adamsons; Polyakh). Somut risk ve hukuka aykırı iş ve işlemleri gösterilmeksizin ve test edilmemiş verilere dayanarak geri döndürülemez sonuçlar doğuran bu müdahale, izlenen amaçla makul orantı kurmadığından “gereklilik” şartını da karşılamamaktadır. Başvurucu, idarenin kanunî yetki olmaksızın topladığı verilere dayanılarak; savunması alınmadan, ihraca esas verilere erişim sağlanmadan ve doğruluğu sınanmayan bilgilerle ömür boyu meslekten çıkarılmıştır. KHK ile meslekten çıkarma için açık bir usul, delil standardı ve denetim öngörülmemiş; idareye ölçüsüz, şeffaf olmayan ve kontrolsüz bir takdir alanı bırakılmıştır. 667 s. KHK m.9’daki sorumsuzluk hükmü de bu takdiri fiilen denetim dışına çıkararak başvurucuyu ağır müdahaleye karşı korumasız bırakmıştır. Son olarak, başvurucunun isminin RG'de yayımlanması ‘kişiye tebliğ’ gibi daha az müdahaleci yollar da kullanılabilmişken kalıcı damgalamaya neden olmuş; gereklilik/ölçülülük şartlarını ihlâl etmiştir (Ek 17, par. 28-60). Başvurucu, ömür boyu kamu görevinden çıkarılıp benzer meslekleri yapmaktan hukuken ve fiilen yasaklanarak, meşru beklenti kapsamında mülkiyet koruması altında bulunan tüm mali ve sosyal hakları ile emeklilikten kanuni temeli olmaksızın ve orantısız biçimde mahrum bırakılmış; mülkiyet hakkı ihlal edilmiştir (Ek 17, par. 61-63).
E. Kabul Edilebilirlik Koşullarına Uygunluk Beyanı
(Sözleşme md. 35 — iç hukuk yollarının tüketilmesi, 4 aylık süre, ratione materiae/personae, önemli zarar)
Ankara 20. İdare Mahkemesi’nin ret kararının (Bkz. Ek 7) ardından yasal süresi içerisinde istinaf başvurusu yapılmış (Bkz. Ek 8), ancak bu başvuru Ankara Bölge İdare Mahkemesi tarafından 14.12.2022 tarihinde reddedilmiştir (Bkz. Ek 9). Bunun üzerine, temyiz kanun yoluna başvurulmuş (Bkz. Ek 10), ancak Danıştay 5. Dairesi'nin 07.06.2023 tarihli kararlarıyla temyiz başvurusu da reddedilmiştir (Bkz. Ek 11).
Olağan kanun yollarının tüketilmesinin ardından 01.11.2023 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılmıştır (Bkz. Ek 12). Söz konusu başvuruda, işbu başvuru formunda ileri sürülen tüm hak ihlali şikayetleri ileri sürülmüştür. Ancak Anayasa Mahkemesinin 17.09.2025 tarihli kararıyla, başvuru kabul edilemez bulunmuştur (Bkz. Ek 13).
06.10.2025 tarihinde başvurucunun avukatına tebliğ edilmesi üzerine karardan haberdar olunmuştur (Bkz. Ek 14). Dolayısıyla, öğrenme tarihinden itibaren 4 aylık süre içerisinde işbu başvuru yapılmıştır.
F. Diğer Uluslararası İnceleme Mercileri
Aynı konu Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi veya başka bir uluslararası inceleme merciine sunulmamıştır.
Ekler Listesi
Ankara Bölge İdare Mahkemesi 14. İdari Dava Dairesi'nin 14.12.2022 tarihli İstinaf İsteminin Reddi Kararı