ANAYASA MAHKEMESİ VE
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BAŞVURU PUSULASI
Uygulayıcılar İçin Kapsamlı El Rehberi
— KISIM I —
GİRİŞ VE TEMEL KAVRAMLAR
İnsan Hakları Hukuku Çalışma Grubu
Nisan 2026
ÖNSÖZ
Hukuk, en fazla ihtiyaç duyulduğu anlarda çoğu zaman en uzakta görünür. Bir kişi özgürlüğünü kaybettiğinde, mesleğinden haksız yere uzaklaştırıldığında, ifadesi nedeniyle suçlandığında ya da yakını bir kamu görevlisinin eylemi sonucu yaşamını yitirdiğinde, ona yol gösterecek bir harita yoksa, en güçlü hak savunmaları bile kâğıt üzerinde kalır. Bu rehber, işte o haritayı sunma amacı taşımaktadır.
Türkiye, anayasa şikâyeti (bireysel başvuru) sistemini 23 Eylül 2012 itibarıyla uygulamaya koymuş ve bu tarihten bu yana Anayasa Mahkemesi yüz binlerce başvuruyu incelemek durumunda kalmıştır. Aynı dönemde Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde en çok başvuru konusu olan üye devletlerden biri olmaya devam etmektedir. Hem ulusal hem bölgesel koruma mekanizmalarının bu ağır iş yükü altında işlemesi, başvurucular ve onları temsil eden hukukçular için yolu daha da dikenli hale getirmiştir. Artık bir başvurunun kabul edilebilir bulunması, formun zamanında doldurulmasından ibaret değildir; her cümlenin, her delilin, her tarihin önceden düşünülmüş ve yerli yerine konulmuş olması gerekir.
Bu rehber iki okuyucu kitlesi gözetilerek hazırlanmıştır. Birincisi, bireysel başvuru ve AİHM başvurusu alanında deneyim kazanmaya başlayan avukatlar ile stajyerler. İkincisi, hukuki bilgisi kısıtlı olmakla birlikte kendi ya da yakınının davasını anlamak ve takip etmek isteyen başvuruculardır. Bu iki kitleye birden hitap edebilmek için her bölüm iki katmanlı yazılmıştır: önce sade bir dille genel mantık anlatılmış, ardından teknik ayrıntılar ve içtihat atıfları verilmiştir. Böylece rehberi baştan sona okumak isteyenler kadar, yalnızca belirli bir konuya bakmak isteyenler de aradıklarını bulabilir.
Rehberin bir başka belirleyici özelliği, yalnızca başvuru aşamasını değil, onun öncesini de ciddiye almasıdır. Bir AYM veya AİHM başvurusunun başarısı çoğu zaman soruşturma ve kovuşturma aşamasında atılan ya da atılmayan adımlarla belirlenir. Gözaltında sağlık raporunun düzgün alınması, müdafi ile görüşmenin tutanağa işlenmesi, tutuklama itirazında ihlal iddiasının açıkça dile getirilmesi, temyiz dilekçesinde hangi hak ihlalinin ne ölçüde ileri sürüldüğü — tüm bunlar, sonraki aşamalarda “iç hukuk yollarının tüketilmediği” ya da “iddianın zamanında dile getirilmediği” itirazlarına karşı en güçlü kalkanı oluşturur. Bu nedenle rehberde süreç, olayın ortaya çıktığı andan itibaren adım adım ele alınmıştır.
Son olarak, bu rehberde yer alan her atıfın doğrulanmış olmasına özel bir itina gösterilmiştir. Mevzuat hükümleri resmi metinlerinden alınmış, mahkeme kararlarına atıflar HUDOC ve Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası üzerinden teyit edilmiştir. Okuyucunun kendi davasında kullanmak üzere rehberi bir başlangıç noktası olarak alması, ancak her somut olayda güncel içtihadı da kontrol etmesi beklenmektedir. Hukuk canlı bir organizmadır ve özellikle insan hakları alanında içtihat hızla gelişmektedir.
Bu çalışma, insan hakları hukukunun hem ulusal hem uluslararası düzlemde etkin biçimde kullanılabilmesi amacıyla, pro bono faaliyetlerimizin bir parçası olarak hazırlanmıştır. Rehberin sunduğu bilgilerin, hak arayışında olan herkes için bir pusula işlevi görmesini umuyoruz.
BÖLÜM 1 — REHBERİN AMACI, KAPSAMI VE KULLANIM KILAVUZU
1.1. Rehberin Amacı
| SADE DİL ÖZETİ Bu rehber, temel hak ve özgürlükleri ihlal edildiğini düşünen kişilerin ve onları temsil eden avukatların, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) nasıl ve ne zaman başvurabileceklerini adım adım göstermek için hazırlanmıştır. Rehber, sadece “form nasıl doldurulur” sorusunu değil; olayın ilk ortaya çıktığı andan itibaren nelerin yapılması, hangi belgelerin saklanması, hangi itirazların zamanında ileri sürülmesi gerektiğini de açıklamaktadır. Amaç, hak ihlaline uğrayan kişinin elinde bir yol haritası bulunmasını sağlamaktır. |
|---|
Bu rehberin temel amacı, Türkiye’de temel hak ve özgürlük ihlallerine karşı kullanılabilecek iki ana yargısal koruma mekanizmasını — AYM bireysel başvurusu ve AİHM başvurusu — uygulayıcıların ihtiyaç duyacağı tüm aşamalarıyla birlikte açıklamaktır. Çalışma, klasik bir usul kitabından farklı olarak, başvuru formunun doldurulması meselesini merkezine almamakta; başvuruya giden yolu, yani olayın soruşturma, kovuşturma, kanun yolu ve nihayet anayasa şikâyeti ile uluslararası başvuru aşamalarını bütünsel bir süreç olarak ele almaktadır.
Rehberin ikinci temel amacı, bu iki koruma mekanizması arasındaki ilişkiyi doğru kurmaktır. Uygulamada sıkça karşılaşılan yanlışlardan biri, AYM ve AİHM’i birbirinden bağımsız iki ayrı mecra olarak düşünmektir. Oysa Türkiye bakımından bu iki yol birbirine zincirlenmiş ardışık halkalardır: Kural olarak önce AYM’ye gidilmeden AİHM’e başvurulamaz; çünkü AYM bireysel başvurusu, AİHM’in “iç hukuk yolu” olarak kabul ettiği bir başvuru mercidir. Bu nedenle rehberin her bölümünde, bir hak iddiasının hem AYM hem AİHM önünde nasıl ileri sürüleceği birlikte gösterilmektedir.
Üçüncü amaç, uygulayıcıların sık yaptığı hataları önceden görülebilir kılmaktır. Rehberin her bölümünde “tipik hatalar” başlığı altında, deneyim gösteren pratik uyarılar yer almaktadır. Bir dilekçenin reddedilmesinin nedeni genellikle bilgi eksikliği değil, bilinen bir kuralın somut olayda uygulanmamasıdır. Rehber bu açığı kapatmaya çalışmaktadır.
1.2. Rehberin Kapsamı
Rehber yedi ana kısımdan oluşmaktadır:
Kısım I — Giriş ve Temel Kavramlar: Ulusal ve bölgesel koruma sistemlerinin mimarisi, temel kavramlar ve rehberin nasıl kullanılacağı.
Kısım II — AYM Bireysel Başvuru Rehberi: 6216 sayılı Kanun ve AYM İçtüzüğü çerçevesinde başvuru hakkı, kabul edilebilirlik kriterleri, başvuru formunun hazırlanması, tedbir talebi ve karar sonrası süreçler.
Kısım III — Hak Bazlı Analiz: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa kapsamında 22 ayrı hak için tipik ihlal senaryoları, öncü içtihatlar ve başvuru stratejileri.
Kısım IV — Süreç Bazlı Yol Haritaları: Soruşturma, kovuşturma, istinaf ve temyiz aşamalarında hak ihlali savunmasının nasıl şekillendirileceği.
Kısım V — AİHM Başvuru Rehberi: Sözleşme ve Mahkeme İçtüzüğü çerçevesinde kabul edilebilirlik, başvuru formunun doldurulması, geçici tedbir talebi ve Bakanlar Komitesi denetimi.
Kısım VI — Örnek Dosyalar: Gündemdeki davalardan esinlenilmiş ve anonimleştirilmiş 18-20 örnek üzerinden, olay özetinden AİHM başvurusuna uzanan bütünsel pusula uygulamaları.
Kısım VII — Ekler: Süre hesaplama tabloları, kontrol listeleri, başvuru şablonları, faydalı bağlantılar ve kaynakça.
Rehber, Türkiye iç hukuku bakımından cezai, idari ve anayasal yargılama süreçlerini kapsamaktadır. Özel hukuk uyuşmazlıklarından doğan bireysel başvurulara da yeri geldikçe değinilmekle birlikte, çalışmanın ağırlık merkezi;— özgürlük hakkı, adil yargılanma, ifade özgürlüğü, işkence yasağı, mülkiyet hakkı ve örgütlenme özgürlüğü — üzerinedir.
1.3. Rehberin Sınırlılıkları
| ÖNEMLİ UYARI Bu rehber genel bilgi amaçlıdır ve hiçbir şekilde somut bir davada avukatlık hizmetinin yerine geçmez. Her dava kendine özgü olgulara, delillere ve zamansal kısıtlara sahiptir. Rehberde anlatılan yollar ve stratejiler, yalnızca bir başlangıç noktasıdır. Özellikle süre hesapları, delil toplama ve dilekçe yazımı gibi kritik aşamalarda mutlaka bir avukatla çalışılması tavsiye edilir. İçtihat, özellikle insan hakları alanında, çok hızlı değişebilir. Bu nedenle rehberdeki atıflar kullanılmadan önce HUDOC (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası üzerinden güncel hallerinin teyit edilmesi gerekir. |
|---|
Rehber, yayın tarihindeki güncel mevzuat ve içtihat ışığında hazırlanmıştır. Ancak 6216 sayılı Kanun, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü ve ilgili yönetmelikler zaman zaman değişikliğe uğramaktadır. Okuyucunun özellikle süre, harç ve şekil koşulları gibi konularda mevzuatın en güncel metnine ulaşmak için Resmî Gazete ve Anayasa Mahkemesi’nin resmi internet sitesini kontrol etmesi önerilir.
1.4. Rehberin Kullanımı: Okuma Önerileri
Rehber hem baştan sona okunacak bir kitap hem de ihtiyaç duyulduğunda belirli bir bölümüne başvurulacak bir başvuru kaynağı olarak tasarlanmıştır. Aşağıdaki öneriler farklı kullanım senaryolarına göre yararlı olabilir:
Alana yeni başlayan avukatlar: Kısım I, II ve V’i baştan sona okumak tavsiye edilir. Bu üç kısım, bireysel başvurunun ve AİHM başvurusunun mantığını ve ortak kavramsal çerçevesini sunmaktadır. Ardından Kısım IV (süreç bazlı yol haritaları) okunarak süreç bilgisi kazanılabilir.
Somut bir dosyayla çalışanlar: Önce Kısım VI’daki örnek dosyalar içinden dava profiline en yakın olanı incelemek, ardından ilgili hak maddesinin yer aldığı Kısım III bölümüne geçmek en verimli yoldur. Süreç bilgisi için Kısım IV, form ve kabul edilebilirlik için Kısım II ve V kontrol edilir.
Hukuki bilgisi kısıtlı başvurucular: Her bölümün başındaki “Sade Dil Özeti” kutularına odaklanmak ve ardından “Tipik Hatalar” bölümlerine göz atmak yeterli bir başlangıç sağlar. Ancak başvuru kararının alınmasından önce mutlaka bir avukata danışılması gerekir.
Stajyerler ve hukuk öğrencileri: Rehberi bir araştırma kaynağı olarak kullanmak için her bölümdeki içtihat atıflarını ve kaynakça bölümlerini izlemek faydalıdır.
1.5. Rehberde Kullanılan Sembol ve Kutu Sistemi
Rehber boyunca okuyucuya yardımcı olmak için belirli bir görsel sistematik benimsenmiştir. Farklı renklerdeki kutular, metnin farklı işlevlerini temsil eder:
| SADE DİL ÖZETİ Mavi kutular, teknik anlatıma geçmeden önce bölümün temel mantığını gündelik dile yakın bir anlatımla özetler. Hukuki bilgisi kısıtlı okuyucular için başlangıç noktasıdır. |
|---|
| ÖNEMLİ UYARI Turuncu kutular, süre kaçırma, şekil eksikliği ya da başvurunun tamamen reddine neden olabilecek kritik noktaları işaret eder. Atlanmaması gereken uyarılardır. |
|---|
| PRATİK NOT Yeşil kutular, deneyim temelli pratik önerileri ve dilekçe yazımında işe yarayan ipuçlarını aktarır. |
|---|
| İÇTİHAT ATIFI Gri kutular, tartışılan noktayla doğrudan ilgili öncü Anayasa Mahkemesi veya AİHM kararlarına atıfları içerir. Atıflar, okuyucunun kararın tam metnine ulaşabilmesi için başvuru numarası ve tarihiyle birlikte verilir. |
|---|
Rehberin tamamı bu kutularla birlikte akıcı bir metin oluşturacak şekilde tasarlanmıştır; dolayısıyla kutuları atlamak okumayı tamamen mümkün kılmakla birlikte, metnin pratik yönünü zayıflatır.
1.6. Kaynak Doğrulama İlkesi
Bu rehberde uygulanan temel ilke, atıfta bulunulan hiçbir karar ya da hükmün doğrulanmadan metne alınmamış olmasıdır. Mevzuat atıfları için Resmî Gazete’de yayımlanmış metinler esas alınmış; AYM kararları için resmi Kararlar Bilgi Bankası, AİHM kararları için HUDOC veritabanı kullanılmıştır. Kararların başvuru numarası ve tarih bilgileri, okuyucunun ilgili kararın tamamına kolayca ulaşabilmesi için her atıfta birlikte verilmiştir. Akademik kaynaklar bakımından ise mümkün olduğu ölçüde hakemli dergilerde yayımlanmış çalışmalar ve tanınmış yazarların eserlerine öncelik verilmiştir.
Okuyucuya hatırlatılması gereken bir husus daha vardır: İnsan hakları içtihadı, özellikle Türkiye bağlamında, çok hızla değişebilmektedir. Bir yıl önce öncü kabul edilen bir karar, bugün yeni bir kararla farklılaşmış olabilir. Bu nedenle rehberde verilen atıflar, okuyucu için bir başlangıç noktasıdır; somut bir dosyada kullanılmadan önce mutlaka güncel halleri kontrol edilmelidir.
BÖLÜM 2 — İNSAN HAKLARI HUKUKUNUN MİMARİSİ: ULUSAL VE BÖLGESEL KORUMA
2.1. Giriş: İki Katmanlı Bir Koruma Sistemi
| SADE DİL ÖZETİ Türkiye’de insan hakları iki ayrı katmanda korunur. Birinci katman, iç hukuk katmanıdır: mahkemeler, idari merciler ve en üstte Anayasa Mahkemesi. İkinci katman, uluslararası katmandır: Strasbourg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. Bu iki katman birbirinden bağımsız değildir. Kural şudur: Önce iç hukuk katmanında yapılması gereken her şey yapılır; ancak ondan sonra uluslararası katmana gidilebilir. Bu kurala “iç hukuk yollarının tüketilmesi” denir. Bireysel başvuru (AYM), iç hukuk katmanının son halkasıdır ve aynı zamanda AİHM’e gitmeden önce mutlaka geçilmesi gereken bir duraktır. |
|---|
Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin yargısal koruması, birbirini tamamlayan iki ayrı hukuki düzlemde örgütlenmiştir. Ulusal düzlemde koruma; adli ve idari yargı yerleri, Yargıtay, Danıştay ve bunların üzerindeki Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru yetkisi aracılığıyla sağlanır. Bölgesel düzlemde ise Türkiye’nin 1954’te onayladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında, Strasbourg’da kurulu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi devreye girer. Bu iki düzlem birbirinden kopuk değil, iç hukuk yollarının tüketilmesi ilkesi etrafında ardışık ve birbirini tamamlayan halkalar olarak örgütlenmiştir.
Bu iki katmanlı yapının pratik anlamı şudur: Bir hak ihlaline uğradığını düşünen kişi, kural olarak önce iç hukukta kendisine tanınan tüm yolları tüketmek, ancak bu yollar kendisine etkili bir giderim sağlamadığı takdirde bölgesel koruma mekanizmasına başvurmak durumundadır. Uygulayıcı açısından bu ilke, başvurunun kendisinden çok daha önce, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında stratejik olarak düşünülmesi gereken bir husustur. Bir ihlal iddiasının iç hukukta hangi aşamada, hangi biçimde ve hangi dille dile getirildiği; ileride AYM ve AİHM önünde yapılacak başvurunun başarısını doğrudan etkileyecektir.
2.2. Ulusal Koruma Katmanı
2.2.1. Anayasal Temel: Anayasa md. 90/5
Türk hukuk sisteminde insan hakları sözleşmelerinin yerini belirleyen temel hüküm, 1982 Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrasıdır. 7 Mayıs 2004 tarihli ve 5170 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle bu fıkraya eklenen cümle, Türk hukukunda insan hakları korumasının niteliğini köklü biçimde etkilemiştir. Eklenen hüküm şu şekildedir: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”
Bu hüküm, ilk bakışta teknik bir öncelik kuralı gibi görünse de etkisi çok daha geniştir. Maddenin yarattığı sistemde, AİHS başta olmak üzere insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeler, bir kanunla çatıştıklarında doğrudan uygulanacaktır. Yani bir hâkim, önündeki davada ilgili kanun hükmü ile Sözleşme hükmünün farklılaştığını gördüğünde, anayasaya aykırılık itirazında bulunmak zorunda kalmadan Sözleşme’yi uygulayabilir. Bu, pratikte her yargıca anayasa şikâyeti benzeri bir yetki vermekte; Sözleşme’yi iç hukukun canlı bir parçası haline getirmektedir.
| PRATİK NOT Md. 90/5 yalnızca üst mahkemelerin değil, her derece mahkemesinin kullanabileceği bir hükümdür. Dilekçelerinizde, ihlal iddiasını yalnızca iç mevzuat temelinde değil, ilgili AİHS maddesi ve md. 90/5 zinciriyle birlikte ileri sürmeniz, ileride AYM ve AİHM önünde kullanacağınız argümanları daha erken aşamada kayda geçirmiş olur. Bu, “iç hukukta dile getirilmedi” itirazına karşı en güçlü savunmadır. |
|---|
Md. 90/5’in ikinci önemli sonucu, hâkimlerin AİHS’i yalnızca metinsel olarak değil, AİHM’in yerleşik içtihadında yorumlandığı biçimiyle uygulamak durumunda olmasıdır. Çünkü Sözleşme ancak AİHM içtihadıyla birlikte okunduğunda gerçek anlamına kavuşur; aksi yorum Sözleşme’yi içi boş bir metne dönüştürür. Bu nedenle Yargıtay ve Danıştay kararlarında AİHS atıfları giderek yaygınlaşmış, Anayasa Mahkemesi ise bireysel başvuru kararlarında AİHM içtihadını sistematik biçimde referans almaya başlamıştır.
2.2.2. Anayasal Temel: Anayasa md. 148
Bireysel başvurunun doğrudan anayasal dayanağı, 12 Eylül 2010 tarihli referandumla kabul edilen anayasa değişiklikleriyle 148. maddeye eklenen üçüncü ve dördüncü fıkralardır. Buna göre herkes, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır. Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.
Md. 148/3’ün son cümlesi özellikle dikkatli okunmalıdır. “Kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz” ifadesi, Anayasa Mahkemesi’nin ne derece mahkemesi ne de bir başka temyiz mercii olmadığını, yalnızca anayasal hakların ihlal edilip edilmediğini incelediğini anlatır. Yani bir delilin değerlendirilmesinde yapılan hata ya da bir kanun hükmünün yorumlanmasında kabul edilen görüş, tek başına bireysel başvuru konusu yapılamaz; ancak bu hata ya da yorum anayasal bir hakkı ihlal ediyorsa başvuru konusu olabilir. Bu ayrım, başvuruların kabul edilebilirliği bakımından son derece kritik bir süzgeçtir ve ileride ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
2.2.3. Yasal Çerçeve: 6216 Sayılı Kanun
Bireysel başvurunun usulüne ilişkin ayrıntılı düzenleme, 30 Mart 2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45 ila 51. maddelerinde yer almaktadır. Bu hükümler bireysel başvurunun bel kemiğini oluşturur ve rehberin Kısım II’sinde her biri ayrıntılı olarak işlenecektir. Özetle:
Md. 45 — Bireysel başvuru hakkını, kapsamını ve iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulunu düzenler. Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı gibi, Anayasa Mahkemesi kararları ile Anayasa’nın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de bireysel başvurunun konusu olamaz.
Md. 46 — Başvuru hakkına sahip olanları belirler. Bireysel başvuru, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir. Kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz; özel hukuk tüzel kişileri ise yalnızca tüzel kişiliğe ait haklarının ihlali iddiasıyla başvurabilir. Yabancılar, yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan haklar söz konusu olduğunda başvuru yapamaz.
Md. 47 — Başvuru usulünü ve 30 günlük süre kuralını düzenler. Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren on beş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler.
Md. 48 — Kabul edilebilirlik şartlarını ve incelemesini düzenler. Mahkeme, Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.
Md. 49 — Esas hakkındaki incelemeyi düzenler. Kabul edilebilir bulunan başvurular bölümler tarafından esasa ilişkin olarak incelenir. Esas inceleme sırasında, başvurucunun temel haklarının korunması için zorunlu görülen tedbirlere re’sen veya başvurucunun talebi üzerine karar verilebilir.
Md. 50 — Kararları ve ihlal tespiti halinde verilecek giderim biçimlerini düzenler. Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir.
Md. 51 — Başvuru hakkının kötüye kullanılmasını ve buna bağlanan sonuçları düzenler.
Bu yasal çerçeveye ek olarak, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü başvurunun şekline, formuna, tedbir talebine (md. 73) ve süre mazeretine (md. 64) ilişkin ayrıntılı düzenlemeler içerir. İçtüzük hükümleri Kısım II’de kabul edilebilirlik ve başvuru formu bölümlerinde ayrıntılı olarak işlenecektir.
2.2.4. Ulusal Koruma Katmanının Zaman Sınırı: 23 Eylül 2012
| ÖNEMLİ UYARI Anayasa Mahkemesi yalnızca 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceler. Bu tarih, 6216 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrasında belirlenmiştir. 23 Eylül 2012’den önce kesinleşmiş bir karardan kaynaklanan ihlal iddiası için AYM yolu kapalıdır; ancak kararın sonuçları bu tarihten sonra da devam ediyorsa “süregelen ihlal” argümanı gündeme gelebilir. |
|---|
Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru yetkisinin zaman bakımından sınırı, 6216 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrasıyla açıkça belirlenmiştir: Mahkeme, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Bu tarih, 12 Eylül 2010 anayasa değişikliklerinin kabulünden iki yıl sonra yürürlüğe giren uygulama tarihine karşılık gelmektedir. Bu eşik, zaman bakımından yetki (ratione temporis) meselesinin ana eksenini oluşturur ve Kısım II’de ayrıntılı olarak incelenecektir.
2.3. Bölgesel Koruma Katmanı: Avrupa İnsan Hakları Sistemi
2.3.1. Avrupa Konseyi ve AİHS
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 4 Kasım 1950 tarihinde Roma’da imzalanmış ve 3 Eylül 1953’te yürürlüğe girmiş, Avrupa Konseyi çatısı altında hazırlanmış bir insan hakları antlaşmasıdır. Türkiye Sözleşme’yi 18 Mayıs 1954’te onaylamış ve 28 Ocak 1987 tarihinden itibaren bireysel başvuru hakkını tanımıştır. 22 Ocak 1990 tarihinden itibaren ise Mahkeme’nin zorunlu yargı yetkisini kabul etmiştir. Bu üç tarih, Türkiye aleyhine yapılan başvuruların hangi tarihten itibaren kabul edilebilir olduğu meselesinde belirleyicidir.
Sözleşme, zaman içinde eklenen ek protokollerle kapsamını genişletmiş; bazı protokoller yeni haklar getirmiş (Ek Protokol 1, 4, 6, 7, 12, 13), bazıları ise Mahkeme’nin yargılama usulünü değiştirmiştir (Protokol 11 ve 14 bunların en önemlileridir). Türkiye bazı ek protokolleri onaylamış, bazılarına ise taraf olmamıştır. Bu nedenle somut bir davada, Türkiye’nin ilgili protokole taraf olup olmadığı mutlaka kontrol edilmelidir.
2.3.2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Strasbourg’da kurulu olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme’nin 19. maddesi uyarınca Yüksek Sözleşmeci Tarafların Sözleşme ve protokollerinde üstlendikleri yükümlülüklere uyulmasını sağlamak amacıyla kurulmuştur. Mahkeme, tek hâkim formasyonundan Büyük Daire’ye kadar farklı kompozisyonlarda çalışır ve başvuruların büyük çoğunluğunu komite ve daire düzeyinde karara bağlar.
AİHM’e başvuru hakkı, Sözleşme’nin 34. maddesiyle düzenlenmiştir. Buna göre, Sözleşme veya protokollerinde tanınan haklarının Yüksek Sözleşmeci Taraflardan biri tarafından ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu öne süren her gerçek kişi, hükümet dışı kuruluş veya kişi grupları Mahkeme’ye başvurabilir. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, bu hakkın etkili biçimde kullanılmasını hiçbir suretle engellememeyi taahhüt ederler. Bu hükmün ikinci cümlesi, başvurucuya yönelik baskı, tehdit veya engellemelerin tek başına Sözleşme ihlali oluşturabileceği anlamına gelir.
2.3.3. Kabul Edilebilirlik ve Md. 35
Sözleşme’nin 35. maddesi, AİHM önündeki kabul edilebilirlik kriterlerini düzenler. Bu maddeye göre Mahkeme, ancak iç hukuk yolları tüketildikten sonra ve iç hukukta verilen kesin karardan itibaren dört ay (15 No.lu Protokol’ün yürürlüğe girmesinden önce altı ay) içinde yapılan başvuruları inceleyebilir. Ayrıca Mahkeme, imzasız, esasen aynı olup daha önce incelenmiş ya da başka bir uluslararası inceleme yerine sunulmuş, Sözleşme hükümleriyle bağdaşmaz, açıkça dayanaktan yoksun veya başvuru hakkının kötüye kullanılması niteliğindeki başvuruları kabul edilemez bulur. Son olarak, başvurucunun önemli bir zarar görmemiş olması, belirli koşullarla birlikte kabul edilemezlik sebebi oluşturabilir.
| ÖNEMLİ UYARI AİHM’e başvuru süresi, 1 Şubat 2022 tarihinden itibaren 15 No.lu Protokol çerçevesinde altı aydan dört aya indirilmiştir. Dört aylık süre, iç hukuktaki kesin kararın başvurucuya tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu tarihi dikkate almadan yapılan süre hesapları, başvurunun daha kapıda reddedilmesine yol açar. |
|---|
2.4. İkincillik (Subsidiarity) İlkesi
| SADE DİL ÖZETİ İkincillik ilkesi, “insan haklarının korunması aslen iç hukukun işidir; uluslararası mahkemeler ancak iç hukuk yetersiz kaldığında devreye girer” anlamına gelir. Yani Sözleşme hakları önce ulusal mahkemeler tarafından hayata geçirilir. AİHM, ulusal mahkemelerin bu görevi yerine getirmediğini tespit ettiğinde devreye girer. Bu ilke, iç hukukta ihlal iddialarının açıkça ve belgeli biçimde ileri sürülmesini zorunlu kılar. Çünkü ulusal makamlara önce düzeltme fırsatı verilmemişse, AİHM’in müdahale etmesi beklenmez. |
|---|
İkincillik ilkesi, Avrupa insan hakları sisteminin temel taşlarından biridir. İlke, Sözleşme’nin 1. maddesinde Yüksek Sözleşmeci Tarafların kendi yetki alanları içindeki herkese Sözleşme’de tanımlanan hakları güvence altına alma yükümlülüğü ile başlar; 35/1. maddede yer alan iç hukuk yollarının tüketilmesi şartıyla pekişir ve 15 No.lu Protokol ile Sözleşme’nin başlangıç bölümüne (preamble) açıkça eklenen “subsidiarity” ve “margin of appreciation” ifadeleriyle tescillenir. İlkeye göre, Sözleşme’nin sağladığı koruma öncelikle iç hukuk mekanizmaları tarafından sağlanacak; AİHM ise ancak iç hukukun yetersiz kaldığı ya da ihlali düzeltmediği durumlarda devreye girecektir.
İkincillik ilkesinin uygulayıcı bakımından en önemli pratik sonucu şudur: Bir başvurucu, ihlal iddiasını önce iç hukukta ileri sürmek zorundadır. Bu, yalnızca bir başvuru yolunu kullanmak değildir; aynı zamanda ihlal iddiasının, içeriği bakımından da iç hukukta dile getirilmiş olmasını gerektirir. Örneğin tutuklama kararına karşı yapılan itirazda yalnızca “tutuklama yersizdir” demek yeterli değildir; eğer daha sonra AYM veya AİHM’de “özgürlük hakkımın ihlal edildiğini, kuvvetli suç şüphesi unsurunun somut delille desteklenmediğini” iddia edecekseniz, bu argümanın özünün itiraz dilekçesinde de yer alması beklenir. Aksi halde hem AYM hem AİHM, ilgili şikâyetin iç hukukta ileri sürülmediği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı verebilir.
| PRATİK NOT Her dilekçede, yalnızca olayın unsurlarını değil, hangi hakkın hangi şekilde ihlal edildiğini açıkça belirtmeyi alışkanlık haline getirin. Mümkünse AİHS’in ilgili maddesini, Anayasa’nın karşılık gelen hükmünü ve Anayasa md. 90/5’i birlikte anın. Bu “üçlü çerçeveleme”, ileride AYM ve AİHM önünde “iç hukukta dile getirilmedi” itirazına karşı en güçlü savunmadır. |
|---|
2.5. İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi İlkesinin İçeriği
İç hukuk yollarının tüketilmesi ilkesi hem 6216 sayılı Kanun md. 45/2’de hem AİHS md. 35/1’de yer alır. Ancak bu iki düzenleme aynı lafzı içermekle birlikte uygulamada bazı nüansları barındırır. İki sistem de yalnızca mevcut, etkili, erişilebilir ve yeterli başvuru yollarının tüketilmesini ister. Bir başvuru yolunun varlığı tek başına yeterli değildir; bu yolun, iddia edilen ihlali gidermeye elverişli olması gerekir.
Mevcut olma: Başvuru yolu, başvurucunun kullanımına açık olmalıdır; yani başvurucu, başvuruyu bizzat veya avukatı aracılığıyla yapabilmelidir.
Etkili olma: Başvuru yolu, ihlal iddiasını giderebilecek nitelikte olmalıdır. Salt teorik var olan ama pratikte sonuç üretmeyen yollar, tüketilmesi gereken yol sayılmaz.
Erişilebilir olma: Başvurucu, makul çabayla bu yola ulaşabilmelidir. Aşırı maliyet, aşırı formalite ya da belirsizlik, bir yolu erişilemez kılabilir.
Yeterli olma: Başvuru yolu, elde edilebilecek sonuç bakımından ihlalin etkilerini ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Örneğin, yalnızca tazminatla sonuçlanabilecek bir yol, tutukluluğun devamını protesto etmek için yeterli bir yol değildir.
AİHM içtihadında yerleşmiş olan bu kriterler, AYM tarafından da benimsenmiştir. Başvurucunun, tüketilmesi gereken ancak henüz kullanmadığı bir iç hukuk yolu varsa, başvurusu reddedilir. Bununla birlikte, hem AİHM hem AYM, belirli istisnalar tanır: özellikle idarenin sistematik ve bilinçli tutumu nedeniyle başvurunun önceden başarısızlığa mahkûm olduğu hallerde, iç hukuk yolunu tüketme zorunluluğu gevşeyebilir. Ancak bu istisnaların dar yorumlandığı ve başvurucunun istisnaya dayandığı durumlarda bunu ikna edici biçimde gerekçelendirmesi gerektiği unutulmamalıdır.
2.6. AYM ve AİHM İlişkisi: Tamamlayıcı mı, Hiyerarşik mi?
AYM bireysel başvurusunun 2012’de yürürlüğe girmesiyle Türkiye hukuk sisteminde yeni bir dinamik ortaya çıkmıştır. Bu tarihten önce AİHM, Türkiye aleyhine yapılan başvurularda tek “anayasallık denetimi” benzeri mercii konumundaydı. Bireysel başvurunun devreye girmesinden sonra AİHM, Uzun/Türkiye (No. 10755/13, 30 Nisan 2013) kararıyla bireysel başvuru yolunu etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul ettiğini ve bundan sonra AİHM’e başvurudan önce bu yolun tüketilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Bu karar, Türkiye bakımından yeni bir çağı başlatmıştır: Artık bireysel başvuru, AİHM’e giden yolda zorunlu bir durak olmuştur.
Bu yapının sonucu, AYM ile AİHM arasında bir hiyerarşik değil, tamamlayıcı bir ilişkidir. AYM, Türkiye’de bireysel başvurular bakımından nihai iç hukuk mercii olarak ihlali tespit eder ve sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik kararlar verir. AİHM ise, iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra devreye giren uluslararası bir denetim mekanizması olarak, bu yolların etkili olup olmadığını inceler. AİHM, AYM kararlarını doğrudan denetlemez; AYM kararı, olayın hukuki çerçevesinin bir parçası olarak değerlendirilir. Ancak AİHM, AYM’nin ihlal tespit etmediği ya da tespit ettiği ihlalin sonuçlarını yeterli şekilde ortadan kaldırmadığı durumlarda, kendi ihlal kararını verir ve Türkiye bakımından bağlayıcı sonuçlar doğurur.
| İÇTİHAT ATIFI Uzun/Türkiye (Kabul Edilemezlik Kararı), Başvuru No: 10755/13, 30 Nisan 2013 — Bu karar, AİHM’in Türkiye’deki AYM bireysel başvurusunu, AİHS md. 35/1 kapsamında tüketilmesi gereken etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul ettiği kararıdır. Kararın tam metnine HUDOC üzerinden erişilebilir: https://hudoc.echr.coe.int/?i=001-206586 |
|---|
BÖLÜM 3 — TEMEL KAVRAMLAR SÖZLÜĞÜ
| BÖLÜM HAKKINDA Bu bölüm, rehberin geri kalanında sık karşılaşılacak teknik kavramları kısa, doğru ve uygulamaya yönelik biçimde açıklar. Bölüm baştan sona okunacak bir metin değil; gerektiğinde geri dönülecek bir referans listesidir. Her kavramın altında, rehberin hangi bölümünde daha ayrıntılı ele alındığı da belirtilmiştir. |
|---|
3.1. Mağdur Statüsü (Victim Status)
Bireysel başvuru yapabilmenin ön koşullarından biri, başvurucunun “mağdur” olarak kabul edilebilmesidir. 6216 sayılı Kanun md. 46/1’e göre bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir. AİHS md. 34 de benzer biçimde, ihlalden dolayı “mağdur olduğunu öne süren” kişilere başvuru hakkı tanır.
Mağdur statüsü üç ana kategoride incelenir:
Doğrudan mağdur: İhlalin etkilerine şahsen maruz kalan kişi. Örneğin tutuklanan sanık, meslekten ihraç edilen memur, ifade özgürlüğü gerekçesiyle cezalandırılan gazeteci doğrudan mağdurdur.
Dolaylı mağdur: Kendisi doğrudan etkilenmemiş olsa da, yakın akrabasının hak ihlali nedeniyle kişisel olarak etkilenen kişi. Yaşam hakkı davalarında hayatını kaybeden kişinin yakınları tipik dolaylı mağdur örneğidir.
Potansiyel mağdur: Bir ihlalin henüz gerçekleşmediği ama kendisi bakımından somut biçimde gerçekleşme riski taşıdığı kişi. Sınır dışı edilme tehlikesi altındaki bir kişi ya da genel olarak uygulandığında kendisini de etkileyecek bir yasanın yürürlüğe girmesi bu kategoriye girebilir.
Mağdurluk statüsü, başvurunun her aşamasında korunmalıdır. Başvuru yapıldıktan sonra başvurucunun durumu düzeltilirse, örneğin tutukluluk sona erdirilir ve ihlal açıkça kabul edilip uygun tazminat verilirse, başvurucu mağdur statüsünü kaybedebilir ve başvuru düşürülebilir. Bu nedenle iç hukuk yollarında elde edilen sonuçların gerçekten “etkili giderim” sağlayıp sağlamadığı, başvuruyu AYM veya AİHM’de devam ettirirken titizlikle değerlendirilmelidir.
3.2. İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi
Bu kavramın temel içeriği Bölüm 2.5’te açıklanmıştır. Burada yalnızca uygulayıcının sık karşılaştığı üç önemli noktayı hatırlatmak yerindedir:
Yalnızca olağan kanun yolları tüketilir: Yargılamanın yenilenmesi, kanun yararına temyiz gibi olağanüstü kanun yolları, kural olarak tüketilmesi gereken yollar arasında değildir. Ancak somut olayda etkili bir sonuç üretebileceği beklenen istisnai durumlarda, bunlar da tüketilmesi gereken yollar arasında sayılabilir.
İhlal iddiası iç hukukta açıkça ileri sürülmelidir: Sadece kanun yoluna başvurmuş olmak yetmez; kanun yolu dilekçelerinde hangi anayasal ya da sözleşmesel hakkın nasıl ihlal edildiği öz itibarıyla dile getirilmelidir.
Etkili olmayan yollar tüketilmek zorunda değildir: Bir başvuru yolu, somut olay bakımından hiçbir makul başarı şansı sunmuyorsa ya da pratikte işlemediği belgelenebiliyorsa, bunun tüketilmemiş olması kabul edilebilirliği engellemez. Ancak bu iddianın ispatı başvurucuya aittir ve dar yorumlanır.
3.3. Süre Kuralları
Süre, bireysel başvuru ve AİHM başvurusunda en sık yapılan hataların kaynağıdır. Rehberin Kısım II ve V’inde süreler ayrıntılı olarak tablolaştırılacaktır; burada temel kurallar şu şekilde özetlenebilir:
| Başvuru | Süre | Başlangıç |
|---|---|---|
| AYM Bireysel Başvuru | 30 gün (mazeret halinde +15 gün) | Kesin kararın tebliğ/tefhim tarihi |
| AİHM Başvurusu | 4 ay (1 Şubat 2022 öncesinde 6 ay — 15 No.lu Protokol) | İç hukuktaki kesin kararın tebliği |
| ÖNEMLİ UYARI AYM bireysel başvurusunda 30 günlük süre mutlaktır. Mazeret dışında uzatılamaz ve re’sen dikkate alınır. Başvurunun yapıldığı tarih, Kanun’da gösterilen yerlere ulaştığı ve alındı belgesi verildiği tarihtir; posta tarihi değil. AİHM’de süre, 2022 değişikliğinden sonra dört aydır. Başvurunun tam ve eksiksiz olarak teslim edildiği tarih esas alınır. |
|---|
3.4. Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Hem 6216 sayılı Kanun md. 48/2 hem de AİHS md. 35/3-a, “açıkça dayanaktan yoksun” başvuruları kabul edilemez sayar. Bu kavram, başvurunun tamamen temelsiz ya da şikâyet edilen olayın ilgili hak kapsamında hiçbir tartışma konusu oluşturmadığı durumları anlatır. Başvurucunun iddialarını desteklemeyen delillerle geldiği, başvurunun aslında temyiz benzeri bir inceleme talep ettiği ya da ileri sürülen olayların hiçbir şekilde hakkın koruma alanına girmediği durumlar tipik örneklerdir. Ancak bu süzgeç dar yorumlanmaz ve pratikte kabul edilemezlik kararlarının önemli bir kısmı bu gerekçeye dayanır; bu nedenle dilekçe yazılırken iddiaların somut delillerle desteklenmesi ve hangi hakkın hangi biçimde ihlal edildiğinin somut olarak gösterilmesi şarttır.
3.5. Anayasal ve Kişisel Önem Kriteri
6216 sayılı Kanun md. 48/2, Anayasa Mahkemesi’ne “Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvuruların kabul edilemezliğine” karar verme yetkisi vermiştir. Bu iki ayaklı kriter, AİHS md. 35/3-b’deki “önemli zarar görmeme” kriterinin AYM versiyonudur. Kriter, iki unsurun birlikte gerçekleşmesini aramaktadır: başvurunun anayasal veya AİHS yorumuna katkı sağlamaması ve başvurucunun somut olarak önemli bir zarara uğramamış olması. Uygulayıcı bakımından pratik sonucu, başvuru formunda yalnızca olayın anlatılması değil, ihlalin başvurucu için neden önemli olduğunun ve hangi somut zarara yol açtığının gösterilmesinin gerekliliğidir.
3.6. Kişi Bakımından Yetki (Ratione Personae)
Kişi bakımından yetki, başvurunun başvuruyu yapabilecek nitelikte bir kişi tarafından ve başvurulabilecek nitelikte bir muhataba karşı yapılmış olmasını ifade eder. Başvurucu yönünden, bireysel başvurunun ancak mağdur statüsüne sahip gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişileri tarafından yapılabileceği kuralı Bölüm 3.1’de ele alınmıştır. Kamu tüzel kişileri ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları; barolar, tabip odaları, ticaret odaları gibi, kural olarak bireysel başvuru yapamaz; ancak kendi tüzel kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla AİHM önünde başvuru yapılabildiği istisnai durumlar vardır. Muhatap yönünden ise bireysel başvuru yalnızca “kamu gücü” işlem, eylem veya ihmallerine karşı yapılabilir; özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar doğrudan bireysel başvuru konusu olamaz.
3.7. Konu Bakımından Yetki (Ratione Materiae)
Konu bakımından yetki, iddia edilen ihlalin Anayasa ve AİHS kapsamında korunan bir hakla ilgili olmasını gerektirir. Bireysel başvuru için belirlenen koruma alanı, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlükler ile AİHS ve Türkiye’nin taraf olduğu protokollerinin ortak kesişim alanıdır. Bu nedenle yalnızca Anayasa’da yer alan ama AİHS’te karşılığı olmayan haklar (örneğin sosyal ve ekonomik hakların bir kısmı), doğrudan bireysel başvuru konusu yapılamaz. AİHM bakımından ise yalnızca Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu protokollerde düzenlenen haklar konu bakımından yetkiye girer.
3.8. Yer Bakımından Yetki (Ratione Loci)
Yer bakımından yetki, iddia edilen ihlalin devletin yetki alanı içinde gerçekleşmiş olmasını gerektirir. Sözleşme md. 1 uyarınca Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yetki alanları içindeki herkese Sözleşme’de tanınan hakları güvence altına almakla yükümlüdür. Bu kavram, ülke sınırları ile sınırlı olmakla birlikte belirli durumlarda sınır dışı etkilere de yayılabilir (örneğin bir devletin ülke dışındaki fiili kontrolü altındaki bölgeler). Türkiye bakımından pratikte yer bakımından yetki meselesi çoğunlukla tartışma konusu olmaz; ancak sınır dışı, iade ya da yabancı ülkedeki Türk vatandaşlarına ilişkin davalarda dikkatle incelenmelidir.
3.9. Zaman Bakımından Yetki (Ratione Temporis)
Zaman bakımından yetki, iddia edilen ihlalin, ilgili koruma mekanizmasının yetki süresi içinde gerçekleşmiş olmasını gerektirir. AYM bakımından bu eşik, Bölüm 2.2.4’te açıklandığı üzere 23 Eylül 2012’dir. AİHM bakımından ise Türkiye’nin bireysel başvuru hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987 tarihi esastır. Bu tarihlerden önce gerçekleşmiş ve kesinleşmiş ihlaller, kural olarak ilgili mahkemenin yetki alanı dışındadır. Ancak “süregelen ihlal” (continuing violation) kavramı, belirli durumlarda bu kuralı yumuşatabilir: Eğer ihlal kaynağını eski bir olaydan alsa da etkileri yeni tarihlerde de devam ediyorsa, mahkemenin yetki alanına girebilir. Bu argüman özellikle mülkiyet, kayıp kişi ve uzun süreli özgürlükten yoksun bırakma davalarında kritik öneme sahiptir.
3.10. Pilot Karar Usulü
Pilot karar usulü, AİHM tarafından benzer nitelikte çok sayıda başvuruya yol açan yapısal bir sorunun çözümü için geliştirilmiş bir yöntemdir. Mahkeme, bir başvurunun altında yatan sistemik sorunu tespit ettiğinde, hem somut başvuru hakkında karar verir hem de devletten bu sorunu giderici genel tedbirler almasını ister. AYM de benzer bir yöntemi bireysel başvurularda uygulayarak, yapısal sorunlara dikkat çeken kararlar vermiştir. Pilot kararlar, aynı nitelikte çok sayıda başvurucuyu ilgilendirdiğinden, benzer davalarda başvuru stratejisi kurulurken dikkate alınması gereken önemli referanslardır. Rehberin Kısım VI’sında yer alan örnek dosyalarda, özellikle OHAL KHK’larına ilişkin pilot niteliğindeki kararlar ayrıca ele alınacaktır.
3.11. Geçici Tedbir (Interim Measure / Tedbir Talebi)
Geçici tedbir, hem AYM hem AİHM önünde, başvurucunun yaşamına ya da vücut bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunan hallerde başvurunun esas incelemesi sonuçlanmadan önce talep edilebilen bir koruma önlemidir. AYM İçtüzüğü md. 73, Mahkeme’ye başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunması halinde tedbir kararı verme yetkisi tanır. AİHM bakımından Mahkeme İçtüzüğü md. 39, benzer bir yetkiyi düzenler. Tedbir talepleri uygulamada en sık sınır dışı ve iade davalarında, ciddi sağlık sorunu yaşayan tutukluların tahliye taleplerinde ve yaşam/vücut bütünlüğüne yönelik ciddi tehditlerde gündeme gelir. Rehberin Kısım II ve V’inde tedbir talebinin hazırlanması ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
3.12. Etkili Giderim ve Yeniden Yargılama
Etkili giderim, hak ihlalinin tespit edilmesi halinde başvurucunun durumunun, ihlal gerçekleşmemiş olsaydı bulunacağı duruma mümkün olduğunca yaklaştırılmasını ifade eder. 6216 sayılı Kanun md. 50/2 uyarınca, tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. AİHM kararlarının iç hukukta uygulanması bakımından ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu md. 311/1-f, AİHM’in kesinleşmiş bir ihlal kararı vermesini yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak düzenlemiştir. Bu iki yol, hem AYM hem AİHM kararlarının iç hukukta doğurduğu pratik sonuçların temel kaldıracını oluşturur.
3.13. Bakanlar Komitesi Denetimi
AİHM ihlal kararlarının uygulanmasının denetimi, Sözleşme md. 46/2 uyarınca Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne aittir. Komite, ihlal kararının yerine getirilmesi için devletin aldığı bireysel ve genel tedbirleri takip eder ve yeterli bulmadığı hallerde ek tedbir talep edebilir. Bakanlar Komitesi’ne, komite gündemindeki bir dava hakkında sivil toplum kuruluşları ve diğer paydaşların bilgi sunma (“Rule 9 communications”) imkânı vardır ve bu hukukçuların kararların uygulanmasını izleme ve uluslararası kamuoyu ile paylaşma bakımından kullanabilecekleri önemli bir araçtır. Rehberin Kısım V’inde bu mekanizma ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
Bu bölümdeki kavramlar, rehberin geri kalanında defalarca karşımıza çıkacaktır. Her kavramın daha ayrıntılı işlendiği bölüme, ilgili yerlerde çapraz atıflar yapılacaktır. Okuyucuya tavsiyemiz, bir kavram ilk kez karşılarına çıktığında bu sözlüğe dönmeyi ve ilgili kısa tanımı gözden geçirmeyi alışkanlık haline getirmeleridir.