ANAYASA MAHKEMESİ VE
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BAŞVURU PUSULASI
— KISIM II-A —
AYM BİREYSEL BAŞVURU REHBERİ
Hukuki Çerçeve ve Kabul Edilebilirlik Kriterleri
İnsan Hakları Hukuku Çalışma Grubu
Nisan 2026
BÖLÜM 4 — HUKUKİ ÇERÇEVE
| SADE DİL ÖZETİ Bu bölüm, bireysel başvurunun hukuken nereye dayandığını, hangi kanun ve hangi maddelerin bu başvuruyu düzenlediğini anlatır. Önemli olan tek bir gerçeği akılda tutmaktır: Bireysel başvuru, mahkeme kararlarını bir kez daha incelemek için verilmiş bir temyiz yolu değildir. Anayasa Mahkemesi’nin işi, bir kararın doğru ya da yanlış olup olmadığına bakmak değildir; o kararın sizin temel bir hakkınızı ihlal edip etmediğine bakmaktır. Bu ayrım bu rehberin en önemli noktalarından biridir. Bunu unutmayın: AYM bir üst mahkeme değil, bir hak denetimi mercidir. |
|---|
Bireysel başvuru, Türk hukukunda görece yeni bir koruma yoludur. Her yeni kurum gibi bu yol da kendi kavramsal dilini, kendi mantığını ve kendi sınırlarını beraberinde getirmiştir. Bölüm 4, rehberin Kısım II’sinin bir giriş kapısıdır; burada bireysel başvurunun hukuki kaynaklarını, temel niteliğini, başvurulabilecek haklar listesini ve bu yolun sınırlarını tek tek ele alacağız. Bu bölümde ortaya konacak çerçeve, ileriki bölümlerdeki kabul edilebilirlik kriterlerini, başvuru formunun doldurulmasını ve hak bazlı analizleri anlamak için zorunlu bir alt yapı oluşturmaktadır.
4.1. Hukuki Kaynaklar
Bireysel başvuru yolu, dört ana hukuki kaynaktan beslenir. Bu kaynaklar birbirini tamamlar ve uygulamada hepsi birlikte göz önünde bulundurulur. Uygulayıcının, somut bir başvuru hazırlarken bu dört kaynağa birden hâkim olması gerekir.
4.1.1. Anayasa
Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası, bireysel başvuru hakkının temelidir. Buna göre herkes, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir. Aynı fıkraya göre başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır ve bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz. Bu son cümle, bireysel başvurunun sınırlarını belirleyen temel hükümdür ve Bölüm 4.3’te ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
Anayasa’nın 148/4. fıkrası ise bireysel başvuruya ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceğini öngörür. Bu hüküm, 6216 sayılı Kanun’un çıkarılmasının anayasal zeminidir. Anayasa’nın 149. maddesi ise Mahkeme’nin çalışma düzenine ilişkin genel hükümleri içerir ve bireysel başvuruları karara bağlayacak bölümlerin ve komisyonların oluşumunu düzenler.
4.1.2. 6216 Sayılı Kanun
30 Mart 2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45 ila 51. maddeleri, bireysel başvurunun usulüne ilişkin temel düzenlemeyi oluşturur. Bu yedi madde, bireysel başvurunun kapsamını, kimlerin başvurabileceğini, başvuru usulünü, kabul edilebilirlik şartlarını, esas incelemesini, kararları ve başvuru hakkının kötüye kullanılması halini düzenler. Bu hükümlerin her biri, bu bölümde ve ilerleyen bölümlerde ayrıntılı olarak incelenecektir.
Kanun’un Geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası ise zaman bakımından kritik bir sınır koyar: Mahkeme, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Bu tarih, bireysel başvurunun uygulamaya girdiği gündür ve uygulayıcı açısından her dosyada ilk kontrol edilecek eşiklerden biridir.
4.1.3. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü, 6216 sayılı Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılmış bir düzenleyici işlemdir ve bireysel başvurunun günlük işleyişine ilişkin ayrıntıları düzenler. Başvuru formu (md. 59), başvuru dilekçesine eklenecek belgeler (md. 59/3), temsil (md. 61), harç ve adli yardım (md. 62), başvuru yolları (md. 63), başvuru süresi ve mazeret (md. 64), ön inceleme (md. 66), inceleme sırası (md. 68) ve geçici tedbir (md. 73) gibi pratik konular içtüzükte ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Somut bir başvuru hazırlanırken 6216 sayılı Kanun hükümleriyle birlikte İçtüzük’ün de her zaman gözden geçirilmesi gerekir; çünkü Kanun’daki kısa hükümlerin pratik karşılıkları çoğu zaman İçtüzük’te bulunmaktadır.
4.1.4. Anayasa Mahkemesi İçtihadı
Dördüncü ve uygulamada belki de en önemli kaynak, Anayasa Mahkemesi’nin kendi içtihadıdır. 2012’den bu yana Mahkeme, her biri kabul edilebilirlik kriterlerini, hakların koruma alanını ve giderim biçimlerini somutlaştıran on binlerce karar vermiştir. Bu kararların önemli bir bölümü resmi Kararlar Bilgi Bankası üzerinden erişilebilir hâlde olup ilkesel önem taşıyanlar Resmî Gazete’de yayımlanmaktadır. Rehberin bundan sonraki bölümlerinde, her kabul edilebilirlik kriteri ve her hak için öncü niteliğindeki kararlar atıfla birlikte verilecektir.
| PRATİK NOT Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası (kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr), başvuru hazırlayan her uygulayıcının masa başı referansı olmalıdır. Sistem, başvuru numarasıyla, anahtar kelimeyle, ilgili anayasa maddesiyle ve hak kategorisiyle arama yapmaya imkân verir. Dilekçenizde atıf yapacağınız her karar için önce Bilgi Bankası’ndan kararın tam metnini okumanız, ardından paragraf numarasıyla birlikte atıf yapmanız tavsiye edilir. |
|---|
4.2. Bireysel Başvurunun Niteliği: İkincil ve İstisnai Bir Yol
Bireysel başvuru, Türk hukukundaki diğer yargısal yollardan nitelik olarak farklıdır. Bu farkı tek bir cümleyle özetlemek mümkündür: Bireysel başvuru, bir temyiz yolu değil, bir hak ihlali denetimi yoludur. Mahkeme, önüne gelen kararın doğru ya da yanlış olup olmadığını, delillerin yeterli biçimde değerlendirilip değerlendirilmediğini veya kanun hükmünün doğru yorumlanıp yorumlanmadığını incelemez; yalnızca, verilen kararın başvurucunun anayasal ve sözleşmesel bir hakkını ihlal edip etmediğini inceler. Bu iki şey çoğu zaman birbiriyle ilişkili olsa da aynı şey değildir ve bu ayrım, bireysel başvurunun tüm mantığını şekillendirir.
Bireysel başvurunun ikincil niteliği, ihlalin giderilmesi sorumluluğunun öncelikle derece mahkemelerine ait olduğu anlamına gelir. Başvurucunun bir hak ihlali iddiası varsa, bunu önce derece mahkemeleri önünde dile getirmesi, bu mahkemelerin konuyu inceleme ve gerekirse gidermesi beklenir. Ancak derece mahkemeleri bu görevi yerine getirmezse Anayasa Mahkemesi devreye girer. Bu niteliğin pratik sonucu, iç hukuk yollarının tüketilmesi ilkesinin katı biçimde uygulanmasıdır; zira iç hukuktaki yollar tüketilmeden ve iddia iç hukukta açıkça dile getirilmeden AYM’nin devreye girmesi, Mahkeme’nin ikincil rolüyle bağdaşmaz.
Bireysel başvurunun istisnai niteliği ise, yolun olağan bir şikâyet aracı olmadığını; yalnızca gerçekten temel bir hakkın ihlal edildiği durumlarda işletilmesi gereken özel bir koruma aracı olduğunu anlatır. Her olumsuz sonuçlanmış dava, her memnuniyetsizlik ya da her hukuki hata, bireysel başvuru konusu oluşturmaz. Mahkeme’nin “anayasal ve kişisel önem” süzgeciyle yaptığı denetim, bu istisnai niteliğin bir yansımasıdır.
4.3. Kritik Sınır: “Kanun Yolunda Gözetilmesi Gereken Hususlar”
| ÖNEMLİ UYARI Anayasa md. 148/3 son cümlesi şöyledir: “Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.” Bu hüküm, bireysel başvurunun sınırlarını belirleyen en kritik düzenlemedir. Delillerin takdiri, kanıtların değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması, yasal unsurların tespiti — bunların tamamı kural olarak kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlardır ve bireysel başvuru konusu yapılamaz. İstisna: Bu alanlardaki yanlışlık açıkça keyfilik içeriyor veya yargılamanın hakkaniyete uygunluğunu temelden sarsıyorsa, bireysel başvuru konusu yapılabilir. |
|---|
Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi — “Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz” — hükmü, bireysel başvurunun sınırlarını çizen en kritik düzenlemedir. Bu hüküm, Anayasa Mahkemesi’nin bir üst derece mahkemesi değil, bir hak denetimi mercii olduğunu anayasal düzeyde tescil eder. Delillerin takdiri, tanıkların inandırıcılığı, hukuk kurallarının yorumlanması gibi hususlar, derece mahkemelerinin asli görev alanıdır ve bireysel başvuru incelemesinin konusu değildir.
Ancak bu sınırın mutlak olmadığını vurgulamak gerekir. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin takdir alanına ilke olarak saygı gösterir; ne var ki bu takdirin açık bir keyfilik içerdiği, yargılamanın adil bir bütün olarak sonuçlanmasını engellediği ya da kararın sonucunun kabul edilemez derecede öngörülemez olduğu durumlarda müdahale edebilir. Bu müdahale, özellikle adil yargılanma hakkı (Anayasa md. 36) kapsamında “bariz takdir hatası” ve “gerekçeli karar hakkı” başlıklarında somutlaşır ve Kısım III’te hak bazlı analiz bölümünde ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
Uygulayıcı için bu ayrımın pratik sonucu, başvuru dilekçesinin dikkatli biçimde kurgulanması zorunluluğudur. Dilekçede “mahkeme delilleri yanlış değerlendirdi” ya da “kanun yanlış yorumlandı” demek, başvurunun “kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin” olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulunmasına yol açar. Doğru yaklaşım, iddianın hangi anayasal veya sözleşmesel hakkı ne şekilde ihlal ettiğini, hangi temel standardın ne biçimde zedelendiğini göstermektir. Örneğin “delillerin değerlendirmesinde hata yapıldı” demek yerine, “çelişkili delillerin gerekçeli bir değerlendirmeye tabi tutulmaması Anayasa md. 36 ve AİHS md. 6 kapsamındaki gerekçeli karar hakkını ihlal etmiştir” denmesi gerekir. Bu çerçeveleme, başvurunun Mahkeme’nin yetki alanına girmesini sağlar.
4.4. Başvurulabilecek Haklar: Ortak Koruma Alanı
6216 sayılı Kanun’un 45/1. maddesine göre bireysel başvuruya konu olabilecek haklar, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki hakların oluşturduğu ortak kesişim alanıdır. Bu formül iki önemli sonuç doğurur:
Yalnızca Anayasa’da olup AİHS’de olmayan haklar: Bazı haklar Anayasa’da düzenlenmiş olsa da AİHS ve protokollerinde karşılığı bulunmayabilir. Örneğin sosyal güvenlik hakkı, çalışma hakkı gibi bazı sosyo-ekonomik haklar bu kategoriye girer. Bu haklar doğrudan bireysel başvuru konusu yapılamaz; ancak AYM, bu hakları zaman zaman Anayasa md. 17’de düzenlenen “maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı” çerçevesinde değerlendirerek dolaylı yoldan koruma altına almıştır.
Yalnızca AİHS’te olup Anayasa’da doğrudan düzenlenmemiş haklar: Bu durum çok nadir de olsa söz konusu olabilir. Bu durumda AYM, Anayasa’nın ilgili temel hak maddelerinin geniş yorumlanması yoluyla korumayı sağlamaya çalışır.
| İÇTİHAT ATIFI Onurhan Solmaz, B.No: 2012/1049, 26.3.2013 — Anayasa Mahkemesi’nin konu bakımından yetki (ratione materiae) kriterini ilk kez sistematik biçimde açıkladığı öncü karar. Mahkeme, başvuru konusunun Anayasa ve AİHS’in ortak koruma alanına girmemesi halinde başvurunun konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulunacağını bu kararda ortaya koymuştur. Karar metni için: Kararlar Bilgi Bankası — 2012/1049 |
|---|
Onurhan Solmaz kararının pratik sonucu şudur: Başvuru dilekçesinde ihlal iddiasının dayandığı hakkın, hem bir Anayasa hükmünde hem de bir AİHS hükmünde karşılığının bulunduğunun açıkça gösterilmesi gerekir. Bu, basit bir formalite değil; başvurunun esasa geçmeden reddedilmemesi için atılması gereken ilk adımdır.
4.5. Bireysel Başvuruya Konu Olamayacak İşlemler
6216 sayılı Kanun md. 45/3, bireysel başvuruya konu olamayacak işlemleri üç kategoride sayar. Bu sınırlama, bireysel başvurunun kapsamını belirleyen negatif alanı oluşturur:
Yasama işlemleri: Doğrudan bir yasama işlemine, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan bir kanuna karşı doğrudan bireysel başvuru yapılamaz. Bir kanunun Anayasa’ya aykırılığı, ancak iptal davası yoluyla AYM önüne getirilebilir. Kanunun uygulanması sonucu bireysel bir ihlale uğrandığı iddiası ise somut uygulama işlemine karşı açılacak davanın sonucunda bireysel başvuru konusu yapılabilir.
Düzenleyici idari işlemler: Yönetmelikler, tebliğler, genelgeler gibi genel ve soyut idari düzenlemeler de doğrudan bireysel başvuru konusu olamaz. Bu işlemlerin iptali için idari yargıda dava açılmalı, kanun yolları tüketilmeli ve ancak ondan sonra bireysel başvuru yapılabilmelidir. Burada konu olan işlem düzenleyici işlemin kendisi değil, iptal talebinin reddi sonucu ortaya çıkan bireysel ihlaldir.
Anayasa Mahkemesi kararları ile yargı denetimi dışında bırakılan işlemler: AYM kararlarının kendisi bireysel başvuru konusu olamaz (bu, Anayasa md. 153 gereği “kesin” olmalarıyla uyumludur). Ayrıca Anayasa’nın yargı denetimi dışında tuttuğu işlemler — örneğin Anayasa’nın 125/2 kapsamındaki bazı işlemler — bireysel başvuru konusu yapılamaz.
| PRATİK NOT Yasama işlemleri doğrudan başvuru konusu olmasa da, bir kanunun bireye uygulanması sonucu doğan ihlal iddiaları bireysel başvuru konusu olabilir. Bu nedenle “kanun yanlış” demek yerine, “şu kanunun şu biçimde uygulanması sonucu şu hakkım ihlal edildi” demek gerekir. Aynı ilke, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemler için de geçerlidir. Önce işlem uygulanmış olmalı, sonra o uygulamaya karşı dava açılmış olmalı, sonra kanun yolları tüketilmiş olmalı — ancak ondan sonra bireysel başvuru yolu açılır. |
|---|
4.6. Mahkeme’nin Yapısal Organizasyonu
Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruları inceleme yapısı 1982 Anayasası’nın 149. maddesi ve 6216 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Bireysel başvurular üç kademeli bir yapı içinde karara bağlanır:
Ön inceleme (Bireysel Başvuru Bürosu): Mahkeme’ye ulaşan başvurular önce Bireysel Başvuru Bürosu’nda kayda alınır ve şekli eksiklikler bakımından incelenir. Süre aşımı açık olan, form şartlarını karşılamayan veya zorunlu eklerden yoksun başvurular burada idari ret kararıyla sonuçlanabilir.
Komisyon incelemesi: Şekli eksiklik içermeyen başvurular komisyonlara havale edilir. Komisyonlar, başvurunun kabul edilebilirlik şartlarını taşıyıp taşımadığını inceler ve oybirliği ile kabul edilemezlik kararı verebilir. Oybirliği sağlanamayan dosyalar ilgili bölümlere sevk edilir.
Bölüm incelemesi: Komisyonlarca kabul edilebilirliğine karar verilen ya da oybirliği sağlanamayan başvuruların esasına bölümler tarafından bakılır. Mahkeme’de iki bölüm vardır; her bölüm bir başkanvekilinin başkanlığında altı üyeden oluşur ve dört üyenin katılımıyla toplanarak karar verir. Bölümler aynı zamanda kabul edilebilirlik engelini sonradan tespit ederlerse bu yönde karar verebilir.
Genel Kurul: Bölümler arasında içtihat farklılığı ortaya çıkarsa veya konu bir içtihadın belirlenmesi bakımından önemliyse, dosya Genel Kurul’a gönderilebilir. Özellikle ilkesel öneme sahip, pilot nitelikteki kararlar çoğunlukla Genel Kurul tarafından verilir.
| PRATİK NOT Bir başvurunun “komisyon kararı” mı yoksa “bölüm kararı” mı olduğu önemlidir. Komisyonca verilen kabul edilemezlik kararları çoğunlukla kısa ve tipik gerekçelerle verilirken, bölüm kararları daha ayrıntılı analiz içerir ve içtihadi değeri yüksektir. Atıf yaparken, bir bölüm kararına atıf yapmak genellikle daha ikna edici olur. |
|---|
BÖLÜM 5 — KABUL EDİLEBİLİRLİK KRİTERLERİ
| SADE DİL ÖZETİ Her bireysel başvuru, esası incelenmeden önce bir süzgeçten geçer. Bu süzgeçte başvurunun “kabul edilebilir” olup olmadığına bakılır. Kabul edilebilirlik testini geçemeyen başvuruların iddiaları incelenmez bile; başvuru kapıdan reddedilir. Anayasa Mahkemesi istatistiklerine göre, başvuruların büyük çoğunluğu bu süzgeçte kalır. Yani “başvuruyu kazanmak”tan önce, önce kabul edilebilirlik süzgecinden geçebilmek gerekir. Bu bölüm, o süzgeci oluşturan 10 kriteri tek tek açıklar. Bir başvuru hazırlarken, her kriter ayrı ayrı kontrol edilmelidir. |
|---|
Kabul edilebilirlik denetimi, Anayasa Mahkemesi’nin önündeki başvurunun esasını inceleyebilmek için ön koşul niteliğindeki kriterlerin tek tek gözden geçirildiği bir süreçtir. Bu kriterlerden herhangi birinin karşılanmaması, Mahkeme’nin başvuruyu esastan incelemesine engel olur ve kabul edilemezlik kararı verilir. Bu kararlar 6216 sayılı Kanun md. 48/4 uyarınca kesindir; yani itiraz edilebilecek bir üst yol bulunmamaktadır.
Kabul edilebilirlik kriterleri, uygulamada on başlık altında sistematize edilir. Bu başlıklar, 6216 sayılı Kanun, Anayasa ve İçtüzük hükümlerinin birlikte okunmasından çıkarılmış olup Anayasa Mahkemesi’nin kendi emsal kararlarında da aynı sınıflandırmayla benimsenmiştir:
Kişi bakımından yetkisizlik (6216 s.K. md. 46/1)
Konu bakımından yetkisizlik (6216 s.K. md. 45/1)
Yer bakımından yetkisizlik
Zaman bakımından yetkisizlik (6216 s.K. Geçici md. 1/8)
Başvuru yollarının tüketilmemesi (6216 s.K. md. 45/2)
Süre aşımı (6216 s.K. md. 47/5)
Açıkça dayanaktan yoksunluk (6216 s.K. md. 48/2)
Anayasal ve kişisel önemden yoksunluk (6216 s.K. md. 48/2)
Başvuru hakkının kötüye kullanılması (6216 s.K. md. 51)
İdari ret (6216 s.K. md. 47/6 ve İçtüzük md. 66)
Aşağıdaki alt bölümlerde her kriter sade dil özeti, teknik içerik, öncü içtihatlar ve tipik hatalar başlıklarıyla ele alınmıştır. Uygulayıcıya tavsiyemiz, somut bir başvuru hazırlarken bu alt bölümleri bir kontrol listesi gibi kullanmasıdır: her kriter için başvurunun durumunu ayrı ayrı değerlendirmek, en sık karşılaşılan reddetme gerekçelerinden uzak durmanın en sağlam yoludur.
5.1. Kişi Bakımından Yetkisizlik (Ratione Personae)
Sade Dil
| SADE DİL ÖZETİ Bu kriter iki basit soruyu sorar: “Başvuran kim?” ve “Kime karşı başvuruluyor?” Başvuran yönünden: Başvuran, gerçekten ihlalden kişisel olarak etkilenmiş bir kişi ya da kuruluş olmalıdır. Başkası adına, toplum adına ya da genel bir menfaat adına başvuru yapılamaz. Muhatap yönünden: Başvuru, ancak “kamu gücünün” bir işlem, eylem ya da ihmaline karşı yapılabilir. Özel kişiler arasındaki meseleler doğrudan bireysel başvuru konusu olamaz. |
|---|
Teknik İçerik
6216 sayılı Kanun md. 46, kişi bakımından yetkinin üç ayrı unsurunu düzenler. Birinci unsur, başvurucunun “güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenmiş” olması gereğidir. Bu, Bölüm 3.1’de ele alınan mağdur statüsü kavramının yasal ifadesidir. İkinci unsur, kamu tüzel kişilerinin bireysel başvuru yapamamasıdır; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları (barolar, tabip odaları, ticaret odaları) da bu kapsamda değerlendirilmekte ve bireysel başvuru hakkı bulunmamaktadır. Üçüncü unsur ise yabancıların, yalnızca Türk vatandaşlarına tanınmış haklar bakımından bireysel başvuru yapamamasıdır; diğer haklar bakımından yabancıların başvuru hakkı vardır.
Mağdur statüsü, Bölüm 3.1’de ele alındığı üzere üç kategoride değerlendirilir: doğrudan mağdur, dolaylı mağdur (özellikle yaşam hakkı davalarında yakınlar) ve potansiyel mağdur. Anayasa Mahkemesi, bu üç kategoriyi de kabul etmekle birlikte, potansiyel mağdur kategorisini AİHM içtihadına paralel biçimde oldukça dar yorumlamakta ve ihlalin başvurucu üzerindeki gerçekleşme riskinin somut biçimde gösterilmesini aramaktadır.
Mağdur statüsünün bir diğer önemli boyutu, actio popularis (halk davası) yasağıdır. Bireysel başvuru, yalnızca toplumun ya da belirli bir grubun menfaatinin korunması için açılamaz; başvurucunun kendi hakkının ihlal edilmiş olması gerekir. Bir sendika üyesinin kendi üyelik haklarının ihlali nedeniyle başvuru hakkı vardır; ancak aynı kişi, “ülkemizdeki sendikal haklar kısıtlanıyor” gibi genel bir iddiayla başvuru yapamaz.
Öncü İçtihatlar
| İÇTİHAT ATIFI Tezcan Karakuş Candan ve diğerleri, B.No: 2014/5809, 10.12.2014 — actio popularis yasağı ve mağdur statüsünün sınırları. Kararlar Bilgi Bankası — 2014/5809 Kerem Altıparmak ve Yaman Akdeniz (4), B.No: 2015/18876, 19.11.2019 — genel menfaat temelli başvuruların kabul edilemezliği. Kararlar Bilgi Bankası — 2015/18876 Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (2), B.No: 2017/35667, 9.9.2020 — sendikaların kendi tüzel kişilikleri adına yapabilecekleri başvuruların kapsamı. Kararlar Bilgi Bankası — 2017/35667 Ali Kemal Renklioğlu, B.No: 2012/171, 12.2.2013 — Devlete atfedilemeyen ihlal iddiası nedeniyle kişi bakımından yetkisizlik. Kararlar Bilgi Bankası — 2012/171 AİHM standartları için: Aksu/Türkiye [BD], B.No: 4149/04 ve 41029/04, 15.3.2012 — HUDOC; Tănase/Moldova [BD], B.No: 7/08, 27.4.2010 — HUDOC — mağdur statüsü ve doğrudan etkilenme kriteri. |
|---|
Tipik Hatalar
Başka bir kişinin hakkı adına, vekâletname veya kanuni temsil ilişkisi olmaksızın başvuru yapılması.
Aile fertlerinin etkilendiği bir olayda yalnızca bir fert adına başvuru yapılırken diğerlerinin açıkça başvuruda taraf olarak belirtilmemesi.
Tüzel kişilerin kendi tüzel kişilik hakları yerine üyelerinin haklarını ileri sürerek başvuru yapması.
Potansiyel ihlal iddiasının somut riskini göstermeden “ileride mağdur olabilirim” şeklinde soyut başvuru yapılması.
Kamu tüzel kişisi niteliğindeki bir kurumun — örneğin bir baronun — kendi adına bireysel başvuru yapmaya çalışması.
5.2. Konu Bakımından Yetkisizlik (Ratione Materiae)
Sade Dil
| SADE DİL ÖZETİ Bu kriter şu soruyu sorar: “Şikâyet edilen mesele, Anayasa ve AİHS’in koruduğu haklardan birine mi ilişkin?” Eğer şikâyetiniz, bu iki belgenin birden koruma alanına girmiyorsa, Anayasa Mahkemesi başvurunuzu esastan incelemez. Örneğin: “Eşyalarım çalındı, polis yeterince soruşturma yapmadı” — bu bir AİHS md. 8 (özel hayata saygı) meselesi olabilir. Ancak “maaş zammım yetersiz” — bu doğrudan AİHS kapsamında bir hak değildir ve bireysel başvuru yoluyla gündeme getirilemez. |
|---|
Teknik İçerik
Konu bakımından yetki, 6216 sayılı Kanun md. 45/1’de belirlenen koruma alanının somut olayda karşılanıp karşılanmadığı meselesidir. Bu koruma alanı, Bölüm 4.4’te ele alındığı üzere, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlükler ile AİHS ve Türkiye’nin taraf olduğu protokollerin ortak kesişimidir. Somut bir başvuruda, iddia edilen ihlalin bu ortak kesişim alanına girip girmediğinin kontrol edilmesi gerekir.
Konu bakımından yetkinin değerlendirilmesinde üç temel adım izlenir. Birinci adımda, iddianın hangi anayasal ve sözleşmesel hakka ilişkin olduğu tespit edilir. İkinci adımda, bu hakkın koruma alanının somut olayı kapsayıp kapsamadığı incelenir. Üçüncü adımda, kapsama giriyorsa hangi boyutuyla girdiği (pozitif ya da negatif yükümlülük, usul ya da esas boyutu) belirlenir. Bu üç adımın her biri, hem başvuru dilekçesinin hazırlanmasında hem de Mahkeme’nin incelemesinde kritik öneme sahiptir.
Konu bakımından yetkisizlik kararları, genellikle koruma alanına açıkça girmeyen iddialar hakkında verilir. Örneğin salt bir sosyal veya ekonomik beklenti, ortak koruma alanına girmediği için konu bakımından yetkisizlik kapsamında değerlendirilebilir. Ancak AYM, bu alanları Anayasa md. 17’deki “maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı” ile dolaylı olarak koruma eğilimine de sahiptir; bu nedenle dilekçede koruma alanı iyi argümante edilmelidir.
Öncü İçtihatlar
| İÇTİHAT ATIFI Onurhan Solmaz, B.No: 2012/1049, 26.3.2013 — Bu karar, konu bakımından yetki kriterinin çerçevesini belirleyen öncü karardır. Başvurucunun iddiaları, Anayasa ve AİHS’in ortak koruma alanına girmediği gerekçesiyle kabul edilemez bulunmuştur. Kararlar Bilgi Bankası — 2012/1049 Mehmet Yiğiner, B.No: 2014/11568, 5.7.2017 — Meslek örgütü seçimlerinin Prot. 1 md. 3 kapsamındaki serbest seçim hakkı koruma alanına girmediğine dair karar. Kararlar Bilgi Bankası — 2014/11568 AYM Bireysel Başvuru 2013/7087 (18.9.2014) ve 2013/6140 (5.11.2014) — Koruma alanının somutlaştırılmasına ilişkin kararlar. Kararlar Bilgi Bankası üzerinden başvuru numaralarıyla erişilebilir. |
|---|
Tipik Hatalar
Dilekçede yalnızca Anayasa hükmüne atıf yapılması, AİHS’teki karşılığın gösterilmemesi.
Ekonomik ve sosyal hakların — çalışma hakkı gibi — doğrudan AİHS koruması içinde olduğunun varsayılması.
Dolaylı koruma yolunun (örn. md. 17 çerçeveleme) ihmal edilmesi.
Genel ifadelerle (“hakkım ihlal edildi”) yetinilmesi; hangi hakkın hangi boyutunun ihlal edildiğinin gösterilmemesi.
5.3. Yer Bakımından Yetkisizlik (Ratione Loci)
Sade Dil
| SADE DİL ÖZETİ Bu kriter, ihlalin Türkiye’nin yetki alanı içinde gerçekleşmiş olmasını arar. Çoğu davada bu mesele tartışma konusu olmaz; Türkiye’de yaşayan bir kişinin Türk makamlarının işlemlerine karşı başvurusu doğal olarak yetki alanındadır. Tartışmalı olabileceği durumlar: sınır dışı, iade, yurt dışındaki Türk vatandaşlarının karşılaştığı işlemler. |
|---|
Teknik İçerik
Yer bakımından yetki, iddia edilen ihlalin devletin yetki alanı içinde gerçekleşmiş olmasını gerektirir. AİHS’in 1. maddesine göre Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yetki alanları içindeki herkese Sözleşme’de tanınan hakları güvence altına almakla yükümlüdür. “Yetki alanı” kavramı, esasen ülke ülkesi ile sınırlıdır; ancak AİHM içtihadında belirli istisnalar kabul edilmiştir. Bir devletin ülke dışında fiili kontrolü altında tuttuğu topraklar, diplomatik temsilciliklerdeki işlemler ve sınır dışı/iade kararlarının başka bir ülkedeki hakları etkileyeceği durumlar bu istisnalar arasındadır.
Türkiye bakımından yer bakımından yetki meselesi pratikte çoğunlukla sınır dışı, iade ve diplomatik koruma davalarında gündeme gelir. Sınır dışı kararlarında Mahkeme’nin yaklaşımı, kararın kendisinin Türkiye’nin yetki alanında verildiği, ancak etkilerinin başka bir ülkede doğabileceği yönündedir. Bu durum, ratione loci’yi devre dışı bırakmaz; aksine Türkiye’nin sorumluluğunu doğurabilir. Bu davalar Kısım III’te md. 3 (işkence yasağı) bağlamında ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
5.4. Zaman Bakımından Yetkisizlik (Ratione Temporis)
Sade Dil
| SADE DİL ÖZETİ Anayasa Mahkemesi, yalnızca 23 Eylül 2012’den sonra kesinleşen işlem ve kararlara karşı yapılan başvuruları inceleyebilir. Bu tarihten önce kesinleşmiş bir davadan şikâyetçiyseniz, doğrudan AYM’ye başvuru yolu kapalıdır. Ancak olayın etkileri 23 Eylül 2012’den sonra da sürüyorsa (örneğin kişi hâlâ tutukluysa, mülkiyet hakkı hâlâ kısıtlıysa), “süregelen ihlal” argümanı ile bu kural yumuşayabilir. |
|---|
Teknik İçerik
Zaman bakımından yetki, 6216 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrasında açıkça düzenlenmiştir: “Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.” Bu tarih, 12 Eylül 2010 anayasa değişikliklerinin kabulünden iki yıl sonra 6216 sayılı Kanun’un tamamlayıcı hükümlerinin uygulanmaya başladığı tarihtir.
Zaman bakımından yetki, ilk bakışta mekanik bir eşik gibi görünmekle birlikte, uygulamada iki konuda ince değerlendirmeyi gerektirir. Birincisi, bir işlemin ya da kararın ne zaman “kesinleştiği”nin tespitidir; bu, olağan kanun yollarının tüketildiği ya da kullanılmadığında sürelerinin dolduğu ana karşılık gelir. İkincisi, “süregelen ihlal” (continuing violation) kavramıdır. Eğer bir ihlalin kaynağı 23 Eylül 2012 öncesine dayanıyor olsa da etkileri sonrasında da sürüyorsa, AYM yetki kuralını esnek biçimde yorumlayabilir. Tipik örnekleri, devam eden tutukluluk, devam eden mülkiyet kısıtlaması ve kayıp kişi davaları oluşturur.
Süregelen ihlal argümanı, AİHM içtihadında da yerleşmiş bir kavramdır. Bu argümanın başarısı, ihlalin yalnızca eski bir olaydan kaynaklanmayıp, başvurucu üzerindeki somut olumsuz etkilerinin sürdüğünün gösterilmesine bağlıdır. Dilekçede bu etkilerin somut olgularla — tutukluluğun halen devam ettiği, mülkün halen elinden alındığı, kaybın halen aydınlatılmadığı gibi — belgelenmesi beklenir.
5.5. Başvuru Yollarının Tüketilmesi
Sade Dil
| SADE DİL ÖZETİ “Önce elindeki tüm hukuk yollarını kullan, sonra AYM’ye gel” kuralıdır. Elindeki istinaf, temyiz, itiraz, idari başvuru yollarını kullanmadan AYM’ye gidemezsin. Örneğin bir ilk derece kararından sonra temyize gitmeden AYM’ye giderek bu kuralın ihlali nedeniyle reddedilirsin. Ayrıca çok önemli bir nokta: Kanun yolları yalnızca “kullanılmış” olmamalı; içeriğinde de ihlal iddiası açıkça dile getirilmiş olmalıdır. “Neyin ihlal edildiğini söylemeden temyize gitmiş olmak”, bu kuralı karşılamaz. |
|---|
Teknik İçerik
İç hukuk yollarının tüketilmesi ilkesi, Anayasa md. 148/3, 6216 sayılı Kanun md. 45/2 ve ayrıca AİHS md. 35/1’de düzenlenmiştir. Bu ilke, bireysel başvurunun ikincil niteliğinin doğrudan bir sonucudur; hak ihlallerinin öncelikle derece mahkemelerinde giderilmesi beklendiğinden, bu mahkemelerin görevini yerine getirebilmesi için önlerine bir iddianın getirilmiş olması gerekir.
Tüketilmesi gereken yollar, kural olarak “olağan kanun yolları”dır. Ceza muhakemesinde istinaf ve temyiz, idari yargıda istinaf ve temyiz, hukuk yargılamasında istinaf ve temyiz ve gerektiğinde karar düzeltme olağan kanun yollarıdır. Yargılamanın yenilenmesi ve kanun yararına temyiz ise olağanüstü kanun yolları olup kural olarak tüketilmesi gereken yollar arasında değildir. Ancak belirli durumlarda, özellikle olağanüstü kanun yolunun somut olayda etkili bir sonuç üretebileceği beklenen hallerde, bunun da kullanılmış olması aranabilir.
Tüketme kavramı salt bir formalite değildir. Anayasa Mahkemesi içtihadında yerleşmiş bir ilke olarak, iç hukuk yollarında ileri sürülmemiş iddialar bireysel başvuru konusu edilemez. Başka bir deyişle, başvurucunun AYM önünde dile getirdiği ihlal iddiasının özü, iç hukuk yollarında — en azından son kanun yolu aşamasında — dile getirilmiş olmalıdır. Bu, “yalnızca kanun yoluna başvurmak yetmez; ihlal iddiasını da oraya taşımak gerekir” anlamına gelir.
Tüketmenin dört unsuru Bölüm 2.5’te ele alınmıştır: başvuru yolu mevcut, etkili, erişilebilir ve yeterli olmalıdır. Bu dört unsurdan biri eksikse, o yolun tüketilmemiş olması kabul edilebilirliği engellemez. Ancak istisnaya dayanan tarafın — yani iç hukuk yolunu tüketmediğini kabul eden başvurucunun — bu istisnayı ikna edici biçimde göstermesi beklenir. Soyut bir “o yol zaten işlemez” iddiası yetmez; somut olayda o yolun etkisiz, yetersiz ya da erişilemez olduğu belgelenmelidir.
| PRATİK NOT Temyiz ve istinaf dilekçelerini yazarken yalnızca usul ve esas hatalarına odaklanmayın; ihlal iddialarınızı da bu dilekçelere açıkça yerleştirin. “X hakkım, şu biçimde, şu anayasal ve sözleşmesel hüküm kapsamında ihlal edilmiştir” ifadesini mutlaka kullanın. Aksi halde ileride AYM önünde, aynı iddianın iç hukukta dile getirilmediği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararıyla karşılaşırsınız. Bu, bireysel başvuru uygulamasında en sık yapılan ve en çok hayal kırıklığına yol açan hatadır. |
|---|
Özel Durumlar
Tutukluluk davalarında tüketilmesi gereken yollar konusunda özel bir rejim bulunmaktadır. Tutukluluğa itiraz, tahliye talebi ve bu taleplerin reddine karşı itiraz yolları, tutukluluğun devamına karşı olağan kanun yolu niteliğindedir. Ancak Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda, başvurucunun tutuklu olduğu sırada başvuru yapabileceğini kabul etmektedir; yani kovuşturmanın sonunu beklemek gerekmez. Tutukluluk hâli sona ermişse, 5271 sayılı CMK md. 141 kapsamındaki tazminat yolunun tüketilmesi gerekir; bu yol, tazminat sağlayabilen etkili bir başvuru yolu olarak kabul edilmektedir.
KHK ile meslekten ihraç edilen memurlar için tüketilmesi gereken yol, Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHAL Komisyonu) ve ardından idari yargıdır. Kolu Ankara İdare Mahkemelerine verilmiş olan bu özel rejim, AYM ve AİHM tarafından etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul edilmiştir (Köksal/Türkiye kararı bu yolun etkililiğini kabul eden öncü AİHM kararıdır). Bu nedenle OHAL KHK’larıyla ihraç edilen kişilerin öncelikle bu yolu tüketmesi, ancak sonrasında AYM ve AİHM’e başvurması beklenir. Bu konu Kısım VI’daki örnek dosyalarda ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
Öncü İçtihatlar
| İÇTİHAT ATIFI Hasan Uzun/Türkiye, B.No: 10755/13, 30.4.2013 (AİHM kabul edilemezlik kararı) — Türkiye’deki AYM bireysel başvuru yolunun AİHS md. 35/1 kapsamında etkili bir iç hukuk yolu olduğunu tescil eden öncü karar. Bu karardan sonra AİHM, AYM yolu tüketilmeden yapılan başvuruları kabul edilemez bulmaktadır. HUDOC Akdıvar ve diğerleri/Türkiye, B.No: 21893/93, 16.9.1996 — İç hukuk yollarının tüketilmesi ilkesinin kapsamı ve istisnalarına ilişkin AİHM’in temel (leading) kararlarından biri. HUDOC Vučković ve diğerleri/Sırbistan [BD], B.No: 17153/11, 25.3.2014 — Tüketme kuralının esnekliği ve istisnalarının dar yorumlanması. HUDOC Ömer Osman Soylu, B.No: 2012/363, 5.3.2013 — AYM’nin iç hukuk yolları tüketilmeden yapılan başvurular için yaklaşımı. Kararlar Bilgi Bankası — 2012/363 |
|---|
Tipik Hatalar
İstinaf yerine doğrudan temyize gitmek ya da temyiz yerine doğrudan AYM’ye başvurmak.
Temyiz dilekçesinde yalnızca usul eleştirileri yapıp ihlal iddiasını gündeme getirmemek.
Tazminatla giderilebilecek bir zarar için tam yargı davası açmadan doğrudan AYM’ye başvurmak.
OHAL KHK ile ihraç davalarında OHAL Komisyonu ve idari yargı yolunu atlamak.
Karar düzeltme yoluna başvurmuşken bu yolun sonucunu beklemeden AYM’ye başvurmak (süre yönünden sorun doğurur).
5.6. Süre Aşımı
Sade Dil
| SADE DİL ÖZETİ AYM bireysel başvurusu için süre 30 gündür. Bu süre, davanızın kesinleştiği tarihten ya da kararın size tebliğ edildiği tarihten itibaren işler. Mazeret (ağır hastalık, mücbir sebep) varsa, mazeretin kalktığı tarihten itibaren 15 gün içinde başvurabilirsiniz ve mazereti belgelemek zorundasınız. Başvuru “postaya verildiği gün” değil, AYM’ye veya yetkili mercilere teslim edildiği ve alındı belgesi verildiği gün yapılmış sayılır. Unutmayın: Adli tatil bu süreyi durdurmaz. Anayasa Mahkemesi adli tatile tabi değildir. |
|---|
Teknik İçerik
Süre kuralı, 6216 sayılı Kanun md. 47/5’te düzenlenmiştir: “Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren on beş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler.” Aynı kural, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü md. 64’te de tekrarlanmıştır ve mazeretin değerlendirilmesi yetkisi Mahkeme’ye tanınmıştır.
Süre kuralı mutlaktır ve Mahkeme tarafından re’sen (kendiliğinden) dikkate alınır. Yani başvurucu süresinde başvurmamışsa, Mahkeme başvurunun esasını incelemez; karşı tarafın süreyi ileri sürmesini beklemez. Bu nedenle süre hesabı, başvurunun hazırlanmasında ilk ve en kritik adımdır.
Sürenin Başlangıcı
Sürenin başlangıcı, somut olaya göre üç farklı şekilde belirlenir:
Tebliğ/tefhim tarihi: Olağan kanun yolları sonunda verilen kesinleşmiş karar başvurucuya ya da vekiline tebliğ edilmiş ise 30 günlük süre tebliğ tarihinden itibaren işler. Duruşmada tefhim edilen kararlarda ise tefhim tarihi esas alınır. Hukuk ve idari yargıda Yargıtay ve Danıştay kararları mahkeme yazı işleri müdürü tarafından derhâl taraflara tebliğ edildiğinden, bu kararlara ilişkin bireysel başvuru süresi tebliğ tarihinden başlar.
Öğrenme tarihi: Kararın tebliğine ilişkin bir düzenleme yoksa ya da kararın sonucunun resmi yolla değil başka bir yolla öğrenildiği durumlarda, sürenin başlangıcı tarafların kararın içeriğini kesin olarak öğrenebilecekleri tarihtir. Başvurucu, dosyadan fotokopi alarak kararı öğrendiği durumlarda, bu tarihten itibaren 30 gün içinde başvuru yapılması gerekir.
Özel durumlar: Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan başvurularda, tutukluluk hâli devam ederken başvuru yapılabilir; ancak kişinin hüküm verilmeden tahliye edildiği hallerde, tahliye edildiği tarihten itibaren 30 gün içinde başvuru yapılması beklenir. Bu ayrım, tutukluluk davalarında süre hesabının en sık hata kaynaklarındandır.
Başvurunun Yapıldığı An
Bir başvurunun süresinde yapılmış sayılması için, 30 günün son gününe kadar başvurunun AYM’ye — veya 6216 sayılı Kanun’un izin verdiği üzere bir mahkeme ya da yurtdışı temsilciliği aracılığıyla — fiilen teslim edilmiş ve alındı belgesi düzenlenmiş olması gerekir. Başvurunun posta yoluyla gönderildiği durumlarda, esas alınan tarih başvurunun postalandığı tarih değil, Mahkeme’ye ulaştığı tarihtir. Bu nedenle başvuru posta ile gönderilecekse, postanın Mahkeme’ye ulaşma süresinin hesaba katılması gerekir; son gün postaya verilen bir başvuru, Mahkeme’ye birkaç gün sonra ulaştığında süreyi kaçırmış sayılır.
Mazeret
6216 sayılı Kanun md. 47/5’in ikinci cümlesi, haklı mazereti nedeniyle 30 günlük süre içinde başvuramayanlara, mazeretin kalktığı tarihten itibaren 15 gün içinde başvuru imkânı tanır. Mazeretin kabul edilebilmesi için iki koşul vardır: mazeretin “haklı” olması ve mazeretin kalktıktan sonra 15 gün içinde başvurulmuş olması. Anayasa Mahkemesi, haklı mazeret kavramını dar yorumlar ve genellikle ağır hastalık, mücbir sebep veya benzeri olağanüstü durumları kabul eder. Başvurucunun mazeretini belgeleyecek nitelikte delil sunması (doktor raporu, resmi belge, vs.) zorunludur.
| ÖNEMLİ UYARI Anayasa Mahkemesi adli tatile tabi değildir. 6216 sayılı Kanun ve İçtüzük’te adli tatile ilişkin bir hüküm bulunmadığından, AYM adli tatil süresinde de yargısal faaliyetlerine devam etmektedir. Bu nedenle bireysel başvuru süresi adli tatile denk geldiğinde kesintiye uğramaz. 30 günlük süre adli tatile denk gelse bile işlemeye devam eder ve son gün adli tatilde ise süre uzamaz. Bu, sık yapılan bir hata kaynağıdır ve uygulayıcıların özellikle dikkat etmesi gerekir. |
|---|
Öncü İçtihatlar
| İÇTİHAT ATIFI AYM, emsal kararlar bölümünde süre aşımı konusunda kategorize edilmiş kararlar yayımlamıştır. Başvurunun konusuna göre (tutukluluk, idari işlem, mahkeme kararı, vs.) ayrıntılı emsal kararlar için: anayasa.gov.tr — Süre Aşımı Emsal Kararları Temyiz incelemesinden geçen kararlara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına itiraz yolu takdire dayalı olduğundan, bu talep bireysel başvuru süresini etkilemez. Maddi hatanın düzeltilmesi için yapılan başvurular, etkili bir başvuru yolu olmadığından, süre başlangıcına etkileri yoktur. |
|---|
Tipik Hatalar
30 günlük süreyi kararın kesinleştiği tarihten değil, kararın yazıldığı tarihten hesaplamak.
Posta ile gönderilen başvurunun postalandığı tarihi esas almak (esas olan, Mahkemeye ulaştığı tarihtir).
Adli tatilde sürenin durduğunu varsaymak.
Mazeret için başvururken belge sunmamak ya da 15 günlük ek süreyi kaçırmak.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına itiraz yoluyla süreyi durduğunu sanmak.
5.7. Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Sade Dil
| SADE DİL ÖZETİ Bu kriter, başvurunun “temelsiz” olduğu durumları eler. “Açıkça dayanaktan yoksun” terimi, başvurucunun ileri sürdüğü iddiaları destekleyecek hiçbir somut delil ya da argüman sunmaması, ya da sunduklarının mahkeme için hiçbir değer taşımaması anlamına gelir. Bu kriter, en sık karşılaşılan reddetme gerekçelerinden biridir. Anayasa Mahkemesi’nin istatistiklerinde ret kararlarının önemli bir kısmını oluşturur. Uyarı: “Açıkça dayanaktan yoksun” denmesi, başvurucunun tamamen haksız olduğu anlamına gelmez; yalnızca başvurunun esas incelemesini tetikleyecek yeterli bir argüman sunmadığı anlamına gelir. Dilekçeyi iyi hazırlamak, bu engeli aşmanın tek yoludur. |
|---|
Teknik İçerik
6216 sayılı Kanun md. 48/2 uyarınca Mahkeme, “açıkça dayanaktan yoksun” başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir. Aynı şekilde AİHS md. 35/3-a bu kriteri uluslararası düzlemde düzenler. “Açıkça dayanaktan yoksunluk” başlığı altında değerlendirilen başvurular genellikle şu üç kategoriden birine girer:
Temyiz mercii başvuruları: Başvurucu, aslında bir temel hak ihlali iddiası ileri sürmek yerine derece mahkemelerinin olgu ya da hukuk değerlendirmesini eleştirmektedir. Bu durumda başvuru, Anayasa md. 148/3 son cümlesi kapsamına girer ve “kanun yolunda gözetilmesi gereken hususa ilişkin” olduğu gerekçesiyle açıkça dayanaktan yoksun bulunabilir.
Kanıtlanmamış şikâyetler: Başvurucu, ihlal iddiasını destekleyecek somut delil, olgu ya da belge sunmamaktadır. İddia genel, soyut ve destekten yoksundur. Örneğin “polis bana kötü davrandı” demek, ancak sağlık raporu, tanık beyanı ya da başka somut delil sunmamak bu kategoriye girer.
Karmaşık ve zorlama şikâyetler: Başvurucu, aslında başvuru konusu yapılamayacak iddiaları farklı bir hak başlığı altında ileri sürerek başvuru konusu yapmaya çalışır. Bu tür “zorlama çerçeveleme” girişimleri de açıkça dayanaktan yoksun sayılabilir.
Açıkça dayanaktan yoksunluk kararı, Mahkeme’nin başvurunun esasını incelemeden verdiği bir karardır; ancak pratikte sınır bazen esas incelemeye yakındır. Bu nedenle dilekçe hazırlanırken yalnızca iddiayı ortaya koymak yetmez; iddianın somut delil ve argümanla desteklenmesi, hangi anayasal standardın ne şekilde ihlal edildiğinin somut olarak gösterilmesi gerekir.
Tipik Hatalar
Soyut genel ifadelerle yetinmek (“hakkım ihlal edildi” gibi).
Delil sunmamak ya da mevcut delilleri dilekçeye eklememek.
Olay özetinin, ileri sürülen hak ihlaline mantıksal olarak bağlanmaması.
Temyiz veya istinaf mahkemesi gibi “karar yanlıştı” tarzında dilekçe yazmak.
İhlal iddiasını içtihatla desteklememek; emsal karar atfı yapmamak.
5.8. Anayasal ve Kişisel Önemden Yoksunluk
Sade Dil
| SADE DİL ÖZETİ Bu kriter, aynı zamanda “önemli zarar” kriteri olarak da bilinir ve AİHS md. 35/3-b’nin AYM versiyonudur. İki ayaklıdır: (1) Başvurunun Anayasa’nın uygulanması/yorumlanması veya hakların kapsamının belirlenmesi açısından önem taşımaması ve (2) Başvurucunun somut olarak önemli bir zarara uğramamış olması. Her iki unsur birlikte gerçekleşmezse, başvuru bu gerekçeyle reddedilemez. Bu kriter, Mahkeme’nin iş yükünü yönetme aracıdır. Küçük uyuşmazlıkları esas incelemesi dışında tutmak için kullanılır. |
|---|
Teknik İçerik
6216 sayılı Kanun md. 48/2’nin ikinci kısmı, Mahkeme’ye iki ayaklı bir süzgeç kullanma yetkisi verir. Mahkeme, “Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı” başvuruları kabul edilemez bulabilir. Kriterin iki ayağı kümülatiftir; yani yalnızca birinin eksikliği kabul edilemezlik için yeterli değildir.
Anayasal önem unsuru, başvurunun temel hak ve özgürlüklerin yorumlanması veya uygulanması açısından önem taşıyıp taşımadığıyla ilgilidir. Bir başvurunun anayasal önemi, genellikle şu durumlarda kabul edilir: başvuruda yeni bir hukuki sorun gündeme geliyorsa, mevcut içtihadın sınırları tartışmaya açılıyorsa ya da benzer başvurulara emsal oluşturacak nitelikte bir mesele söz konusuysa. Buna karşılık, daha önce yerleşmiş içtihatla çözüme kavuşturulmuş ve başvurucunun kendine özgü somut koşullarının da önemli bir zarar üretmediği başvurular, anayasal önem açısından yetersiz bulunabilir.
Kişisel önem unsuru, somut olayın başvurucu üzerindeki olumsuz etkisinin derecesiyle ilgilidir. Başvurucunun uğradığı zararın niteliği, ciddiyeti ve başvurucunun kişisel durumu üzerindeki etkisi değerlendirilir. Zarar parasal olabileceği gibi manevi, itibari ya da başka bir biçimde de ortaya çıkabilir. Önemli olan, zararın önemsiz olarak nitelendirilemeyecek bir ağırlık taşımasıdır.
Öncü İçtihatlar
| İÇTİHAT ATIFI AYM Bireysel Başvuru, B.No: 2013/7087, 18.9.2014 — anayasal ve kişisel önem kriterinin iki ayağının birlikte değerlendirilmesi. AYM Bireysel Başvuru, B.No: 2013/6140, 5.11.2014 — önem kriterinin uygulanmasında başvurucunun somut zararının değerlendirilmesi. Bu kriterle ilgili emsal kararların güncel listesi için: anayasa.gov.tr — Anayasal ve Kişisel Önemden Yoksunluk Emsal Kararları |
|---|
Tipik Hatalar
Dilekçede yalnızca olayı anlatıp, başvurunun neden “önemli” olduğunu argümante etmemek.
Başvurucunun somut olarak uğradığı zararı — maddi, manevi ya da başka türlü — göstermemek.
Başvurunun içtihada yapacağı katkıyı vurgulamamak.
Az değerli bir uyuşmazlık için, anayasal önem boyutunu öne çıkarmamak.
5.9. Başvuru Hakkının Kötüye Kullanılması
Sade Dil
| SADE DİL ÖZETİ Bu kriter, başvurucunun bireysel başvuru yolunu gerçek amacı dışında, Mahkeme’yi yanıltmak, istismar etmek ya da haksız biçimde kullanmak üzere kullandığı durumları kapsar. Örnek: Yanıltıcı olgu beyanı, aynı konuda ardı ardına başvurular yapmak, Mahkeme’ye hakaret içeren dil kullanmak. Bu kriter nadir uygulanır ama uygulandığında başvurunun reddine ek olarak para cezası verilebilir. |
|---|
Teknik İçerik
6216 sayılı Kanun md. 51, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması halinde başvurunun reddini ve gerektiğinde disiplin para cezasını düzenler. Mahkeme’nin SSS belgesinde belirtildiği üzere, “istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki davranışlar” bu kapsamda değerlendirilir. Mahkeme, incelemenin her aşamasında başvuru hakkının kötüye kullanıldığını tespit ederse başvuruyu reddedebilir ve başvurucu aleyhine — yargılama giderlerinin dışında — 2.000 TL’ye kadar disiplin para cezasına hükmedebilir.
Kötüye kullanma hâline tipik örnekler şunlardır: olguların kasıtlı olarak eksik ya da yanıltıcı biçimde sunulması; Mahkeme’yi yanıltacak biçimde sahte belge ya da beyan kullanılması; aynı konuda defalarca başvuru yapılması (mükerrer başvuru); başvuru dilekçesinde ya da yazışmalarda Mahkeme’ye ya da yargı görevlilerine yönelik hakaret içeren ifadelerin kullanılması. Bu kriter dar yorumlanır ve nadir uygulanır; ancak uygulandığında hem reddetme hem parasal yaptırım sonucunu doğurur.
5.10. İdari Ret
Sade Dil
| SADE DİL ÖZETİ Başvurunuz Mahkeme’ye ulaştığında önce Bireysel Başvuru Bürosu’na gider. Burada form doğru mu, eksik belge var mı, süre açıkça kaçırılmış mı diye bakılır. Eksiklik varsa size süre verilir; eksikliği tamamlamazsanız başvurunuz yargılama aşamasına geçmeden “idari yönden” reddedilir. Bu süzgeci kolayca geçmenin yolu basittir: Form eksiksiz doldurulmalı, imzalar, vekâletname, harç ve ekler tam olmalıdır. |
|---|
Teknik İçerik
İdari ret, kabul edilebilirlik kriterleri arasında bir istisnadır; çünkü yargısal bir karar değil, idari nitelikte bir işlemdir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü md. 66/3, başvurunun süresinde yapılmaması ya da bireysel başvuru formu ve eklerinin gerekli şekil şartlarını taşımaması ve tespit edilen bu eksikliklerin verilen kesin sürelerde tamamlanmaması hallerinde başvurunun idari yönden reddine karar verileceğini düzenler. İdari ret kararı verme yetkisi Komisyonlar Başraportörüne tanınmıştır.
İdari ret kararının konusu genellikle şu hallerdir: açık süre aşımı, başvuru formunun kullanılmaması, başvuru formunda zorunlu bilgilerin eksik olması, vekâletnamenin eksik olması, harç yatırılmaması (ya da adli yardım talebi yokluğunda) ve İçtüzük md. 59/3’te sayılan belgelerden bir kısmının eklenmemiş olması. Eksiklik tespit edildiğinde başvurucuya kesin bir süre verilerek eksiği tamamlaması istenir; bu süre içinde tamamlanmazsa başvuru idari yönden reddedilir.
| PRATİK NOT İdari ret riskinden kaçınmak için başvurmadan önce bir kontrol listesi kullanın: • Güncel başvuru formu kullanıldı mı? • Form tüm zorunlu alanları doldurulmuş mu? • Avukat aracılığıyla yapılıyorsa vekâletname eklendi mi? • Harç yatırıldı mı ya da adli yardım talebi açıkça dile getirildi mi? • İhlal iddiasına konu kararların asıl ya da örnekleri eklendi mi? • Başvurucu kimlik bilgileri eksiksiz mi? Bu basit kontrol listesi, başvurunun daha kapıda reddedilmesinin önündeki en büyük engeldir. |
|---|
KISIM II-A SONUÇ VE KONTROL LİSTESİ
Bu kısımda AYM bireysel başvurusunun hukuki çerçevesi ve kabul edilebilirlik kriterleri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Kısım II-B’de başvuru formunun hazırlanması, tedbir talebi, süreç ve karar sonrası aşamalar işlenecektir. Ancak Kısım II-B’ye geçmeden önce, uygulayıcının her başvuru hazırlığında gözden geçirmesi gereken temel kontrol listesini burada sunmak yararlı olacaktır.
| KABUL EDİLEBİLİRLİK ÖN KONTROL LİSTESİ 1. Başvurucu mağdur statüsüne sahip mi? Güncel, kişisel ve doğrudan etkilenme var mı? (md. 46) 2. İhlal iddiası Anayasa ve AİHS’in ortak koruma alanında mı? (md. 45/1, Onurhan Solmaz kriteri) 3. İhlal Türkiye’nin yetki alanında mı gerçekleşti? (ratione loci) 4. İhlal 23 Eylül 2012’den sonra mı kesinleşti? (Geçici md. 1/8) 5. Tüm olağan kanun yolları tüketildi mi? İhlal iddiası iç hukukta açıkça dile getirildi mi? 6. Kesinleşmiş kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde miyiz? 7. Başvuru kanun yolunda gözetilmesi gereken bir hususa mı ilişkin? (md. 148/3 son cümle) 8. İhlal iddiası somut delil ve argümanla destekleniyor mu? 9. Başvurunun anayasal ve kişisel önemi açık mı? 10. Başvuru formu, ekleri, vekâletname, harç tam mı? (idari ret kontrolü) |
|---|
Bu on sorunun tümüne olumlu yanıt verebilen bir başvuru, kabul edilebilirlik süzgecinden geçme olasılığı yüksek bir başvurudur. Her soru için olumsuz yanıt ya da tereddüt varsa, başvurunun bu noktada takviye edilmesi gerekir. Uygulayıcıya tavsiyemiz, bu kontrol listesini dosyanın ön yüzüne yazmaktır; bu, en pahalı hataların önüne geçer.
Kısım II-B — başvuru formunun hazırlanması, tedbir talebi ve karar sonrası aşamalar — sıradaki teslim olacaktır.