ANAYASA MAHKEMESİ VE
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BAŞVURU PUSULASI
— KISIM II-B —
AYM BİREYSEL BAŞVURU REHBERİ
Başvuru Formu, Tedbir Talebi, Süreç ve Karar Sonrası
İnsan Hakları Hukuku Çalışma Grubu
Nisan 2026
BÖLÜM 6 — BAŞVURU FORMUNUN HAZIRLANMASI
| SADE DİL ÖZETİ Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi’ne gidilen bir mektupla yapılmaz; Mahkeme’nin hazırladığı özel bir form kullanılır. Bu form basit görünse de iyi doldurulmadığında başvurunun daha kapıda reddine yol açabilir. Form aslında üç kısımdan oluşur: (1) kim olduğunuzu anlatan bilgiler, (2) olayın kısa hikâyesi, (3) hangi hakkın, nasıl ve neden ihlal edildiğine dair hukuki argüman. Bu bölüm, formu satır satır, tipik hatalarla birlikte açıklar. |
|---|
Başvuru formu, bireysel başvurunun yazılı ifadesidir; Mahkeme’nin başvurucunun iddialarını anlamasının ve değerlendirmesinin başladığı noktadır. İyi hazırlanmış bir form, başvurunun kabul edilebilirlik süzgecinden sorunsuz geçmesini sağlarken; eksik ya da özensiz hazırlanmış bir form, esası güçlü olsa bile başvurunun idari yönden ya da kabul edilemezlik kararıyla reddedilmesine yol açabilir. Bu bölüm, formun her bir bileşenini, ilgili İçtüzük hükümleri ışığında ve pratik deneyim temelinde ele alır.
6.1. Resmi Başvuru Formu
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü md. 59’a göre bireysel başvurular, İçtüzük ekinde örneği bulunan ve Mahkeme’nin resmi internet sitesinde yayımlanan başvuru formu kullanılarak resmî dilde (Türkçe) yapılır. Form dışı bir dilekçe ile başvuru yapılması halinde Mahkeme, başvurucuya form üzerinden yeniden başvurmasını isteyebilir; süreler açısından sorun doğmaması için baştan itibaren resmi formun kullanılması şarttır.
Resmi başvuru formuna ve güncel örneklerine Anayasa Mahkemesi’nin internet sitesi üzerinden erişilebilir: anayasa.gov.tr — Bireysel Başvuru. Form zaman zaman güncellendiğinden, her yeni başvuru hazırlanırken sitedeki en son versiyonun indirilmesi önerilir.
| PRATİK NOT Başvuru formu yazılı biçimde doldurulup imzalanarak elden, posta yoluyla veya diğer mahkemeler ve yurt dışı temsilcilikler aracılığıyla Anayasa Mahkemesi’ne iletilebilir. e-Devlet üzerinden başvurunun aşamaları takip edilebilir; ancak başvurunun kendisi şu an için çoğunlukla fiziki ya da posta yoluyla yapılmaktadır. Başvurunuzun Mahkeme’ye ulaşıp kayda alındığı tarih, süre bakımından esas alınacak tarihtir; bu nedenle posta yoluyla gönderimde son güne bırakmaktan kaçının. |
|---|
6.2. Formun Zorunlu Bileşenleri
İçtüzük md. 59/2, başvuru formunda yer alması gereken zorunlu bilgileri sayar. Bu bilgilerin her biri, başvurunun kabul edilebilir görülebilmesi için gereklidir ve eksiklik halinde Mahkeme, İçtüzük md. 66 kapsamında kesin süre vererek eksikliklerin tamamlanmasını ister; tamamlanmaması halinde idari yönden ret kararı verilir.
6.2.1. Başvurucuya İlişkin Bilgiler
Formun ilk kısmı, başvurucunun ve varsa temsilcisinin kimlik bilgilerine ayrılmıştır. Zorunlu bilgiler şunlardır:
Gerçek kişi başvurucular için: T.C. kimlik numarası, ad, soyad, anne adı, baba adı, doğum tarihi, uyruğu, yazışma adresi, varsa telefon numaraları ve elektronik posta adresi.
Tüzel kişi başvurucular için: tüzel kişiliğin adı, adresi, iletişim bilgileri ve tüzel kişi adına başvuruyu yapan temsilcinin kimlik bilgileri.
Avukat veya kanuni temsilci aracılığıyla yapılan başvurularda temsilcinin kimlik bilgileri ve temsile dair yetki belgesi (vekâletname veya kanuni temsilciliği gösteren belge).
| PRATİK NOT Yazışma adresi kritik öneme sahiptir; Mahkeme yazışmalarını bu adrese gönderir. Başvurucunun tutuklu olduğu hallerde ceza infaz kurumunun ve koğuş numarasının tam olarak yazılması gerekir. Birden fazla başvurucu varsa her birinin ayrı ayrı tüm bilgileri verilmeli ve imzası alınmalıdır. Avukatla temsil ediliyorsanız vekâletnamede bireysel başvuru yetkisinin açıkça yer alması gerekir; genel vekâletname yeterli olmayabilir. |
|---|
6.2.2. Olayın Özeti
İçtüzük md. 59/2-ç, “kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti”ni zorunlu bir bileşen olarak sayar. Bu kısım, başvurunun anlatı yönüdür ve Mahkeme’nin olay örgüsünü hızla kavrayabilmesini sağlar.
İyi bir olay özetinin üç temel özelliği vardır: kronolojik, nesnel ve olgusal. Kronolojik olmak, olayların başlangıcından sonuna kadar tarih sırasına göre anlatılmasını gerektirir. Nesnel olmak, hukuki değerlendirme ve duygusal ifadelerden uzak, yalnızca olguları aktaran bir üslubu gerektirir. Olgusal olmak ise anlatılan her bilginin belgelenebilir olmasını ve spekülasyon içermemesini gerektirir.
Uygulamada sık karşılaşılan bir hata, olay özeti ile hukuki argümantasyonun birbirine karıştırılmasıdır. Olay özeti yalnızca “ne oldu”yu anlatır; “ne oldu ve bu hangi hakkı ihlal etti”yi değil. Hukuki argümantasyon, formun sonraki kısmında yer alır. Bu ayrım hem Mahkeme’nin işini kolaylaştırır hem de argümantasyonun anlaşılırlığını artırır.
| OLAY ÖZETİ İÇİN İYİ PRATİKLER • Her olaya bir tarih verin: “…tarihinde, …olayı yaşandı.” • Kaynaklı yazın: Her iddiayı ekte sunduğunuz bir belgeye bağlayın. “Ek 3’teki tutuklama müzekkeresi ile tutuklandı” gibi. • Sıfatlardan kaçının: “Haksız”, “hukuksuz”, “keyfi” gibi değerlendirme kelimelerini olay özetinde kullanmayın; bunlar argümantasyon kısmına aittir. • Kısa ve net tutun: 2-5 sayfa, genellikle yeterlidir. Çok uzun olay özetleri Mahkeme’nin dikkat kalitesini düşürür. • Başkasına okutup kontrol edin: Hukukçu olmayan biri olay örgüsünü takip edebilmelidir. |
|---|
6.2.3. İhlal Edildiği İleri Sürülen Hak ve Hukuki Gerekçe
İçtüzük md. 59/2-d ve (e) bentleri, başvurunun kalbini oluşturur: “Bireysel başvuru kapsamındaki güncel ve kişisel haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamalar” ile “İhlal edildiği iddia edilen temel haklar ve bunlara ilişkin açıklamaların birbirleriyle ilişkilendirilerek ayrı ayrı yapılması”. Bu iki bent, formun hukuki argümantasyon bölümünü düzenler.
Hukuki argümantasyon bölümünün başarılı olması için her bir ihlal iddiası ayrı ayrı ele alınmalıdır. Eğer bir başvuruda birden fazla hak ihlali iddiası varsa (örneğin hem adil yargılanma hakkı hem ifade özgürlüğü), her biri için ayrı başlık açılmalı ve o hakkın somut olayda nasıl ihlal edildiği bağımsız olarak gerekçelendirilmelidir. Bu iddiaların birbirine karışması ya da “hepsi birden ihlal edildi” gibi kısa ifadelerle geçilmesi, Mahkeme’nin değerlendirmesini zorlaştırır ve açıkça dayanaktan yoksunluk gerekçesiyle reddi riskini doğurur.
Önerilen Argümantasyon Yapısı: Dört Adımlı Model
Pratik tecrübemize göre, her bir ihlal iddiası için aşağıdaki dört adımlı yapının izlenmesi, hem okunurluğu hem ikna ediciliği büyük ölçüde artırmaktadır. Bu yapı, uluslararası uygulamada yerleşmiş IRAC (Issue–Rule–Application–Conclusion) modelinin bireysel başvuruya uyarlanmış halidir:
- Hakkın tespiti: İhlal edildiği ileri sürülen hakkın adı açıkça yazılır. Anayasa’daki karşılığı ve AİHS’teki karşılığı birlikte belirtilir. Örnek: “Başvurucunun Anayasa md. 19 ve AİHS md. 5/1 kapsamında güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ihlal edilmiştir.”
- Standardın açıklanması: İhlal edildiği iddia edilen hakkın koruma alanı ve mahkemelerin bu hakka ilişkin yerleşik içtihadı, öncü bir ya da iki kararla özetlenir. Bu kısımda AYM ve AİHM kararlarına paragraf numarasıyla atıf yapılır.
- Somut olaya uygulama: Standart, somut olayın olgularıyla bire bir eşleştirilir. Standardın hangi unsurunun, olayın hangi yönünde karşılanmadığı tek tek gösterilir. Bu en kritik kısımdır ve formun en özgün, en önemli bölümüdür.
- Sonuç: Uygulamadan çıkan sonuç, kısa ve net biçimde ifade edilir. “Bu nedenlerle başvurucunun [hak adı] hakkı ihlal edilmiştir.”
Bu dört adımlı yapı, Mahkeme’nin kararlarında da büyük ölçüde izlenen iç mantığa karşılık gelmektedir. Mahkeme’nin yerleşik kararlarını incelediğinizde, her bir hak için önce genel ilkeler, sonra somut olayın değerlendirmesi ve son olarak sonuç yapısının tekrar tekrar görüldüğünü fark edeceksiniz. Bu mantığı başvuru formuna taşımak, Mahkeme’nin argümanınızı kendi iç mantığıyla uyumlu biçimde değerlendirmesini sağlar.
6.2.4. Başvuru Yollarının Tüketilmesine İlişkin Bilgi
İçtüzük md. 59/2-f ve (g) bentleri uyarınca, başvurucunun tükettiği başvuru yollarının tarih sırasına göre yazılması ve başvuru yollarının tüketildiği tarihin (ya da başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihin) açıkça belirtilmesi gerekir. Bu bilgi, hem iç hukuk yollarının tüketilmesi hem de 30 günlük süre kriterinin kontrolü için Mahkeme tarafından kullanılır.
Uygulamada iyi bir yaklaşım, kronolojik bir tablo yapısı kurmaktır. Örneğin:
| Tarih | İşlem | Sonuç |
|---|---|---|
| 15.03.2023 | İlk derece mahkemesi kararı | Mahkumiyet |
| 10.05.2023 | Bölge Adliye Mahkemesi (istinaf) | İstinaf talebinin esastan reddi |
| 20.11.2023 | Yargıtay kararı (onama) | Kesinleşme |
| 05.12.2023 | Kararın tebliğ tarihi | 30 günlük sürenin başlangıcı |
Bu tür bir tablo, Mahkeme’nin süre ve tüketme kontrolünü hızla yapabilmesini sağlar ve yetkili ön inceleme raportörlerinin başvurunuzu daha olumlu bir gözle değerlendirmesine katkıda bulunur.
6.2.5. Mazeret Beyanı
İçtüzük md. 59/2-ğ uyarınca, eğer başvuru 30 günlük süre içinde yapılamamışsa, buna ilişkin mazeretin ve mazeretin kalktığı tarihin formda açıklanması zorunludur. Mazeret iddiası varsa, bunu destekleyen belgeler (sağlık raporu, resmi yazı, vs.) eklere konulmalıdır. Mazeretin Mahkemece kabul edilmemesi halinde başvuru süre aşımı nedeniyle reddedilir.
6.2.6. Başvurucunun Talepleri
İçtüzük md. 59/2-h uyarınca başvurucunun talepleri açıkça yazılmalıdır. Bu talepler genellikle şu başlıklar altında toplanır: ihlal tespiti, yeniden yargılama, tazminat (maddi ve manevi), yargılama giderleri ve — varsa — tedbir talebi.
Tazminat taleplerinde makul bir tutar belirtilmesi önerilir. Aşırı yüksek tazminat talepleri, Mahkeme tarafından başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmez ancak Mahkeme’nin takdirinde aşağı çekilir. Düşük tutarlar ise başvurucunun lehine değildir. AYM’nin ihlal kararlarında verdiği tipik tazminat tutarları hakkında fikir edinmek için Kararlar Bilgi Bankası’ndaki benzer davalar incelenebilir.
6.2.7. Diğer Zorunlu Bilgiler
Formun tamamlanması için başka zorunlu bilgiler de yer alır: başvurucunun Mahkeme önünde devam eden bir başka başvurusu varsa bu başvurunun numarası (İçtüzük md. 59/2-ı), başvurunun başka bir uluslararası inceleme merciine sunulmuş olup olmadığı bilgisi, varsa kimliğin gizli tutulması talebi ve adli yardım talebi (başvurucu yargılama giderlerini karşılayamayacak durumdaysa).
| ÖNEMLİ UYARI Aynı olguya dayanan ve aynı ihlal iddialarını içeren yeni bir başvuru yapılması halinde, bu başvuru “mükerrer başvuru” olarak reddedilir. Önceden yapılmış başvurunuza yeni bir hukuki argüman eklemek, yeni bir başvuru açmanıza imkân vermez. Aynı kişi hakkında farklı olaylardan farklı başvurular yapılabilir; ancak her biri için ayrı ayrı kabul edilebilirlik kriterleri değerlendirilir. |
|---|
6.3. Zorunlu Ekler
İçtüzük md. 59/3 uyarınca, başvuru formuna eklenmesi zorunlu belgeler şunlardır:
İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da onaylı örneği.
Olayları ve ihlal iddialarını destekleyen delillerin örnekleri.
Başvurucu avukatla temsil ediliyorsa, vekâletname örneği; kanuni temsilci ise temsile dair belge.
Harcın yatırıldığına dair belge (ya da adli yardım talebi ile birlikte yargılama giderlerini karşılayamadığına dair belgeler).
Nüfus cüzdanı fotokopisi.
Başvuru yollarının tüketilmesi aşamalarını gösteren belgeler (istinaf, temyiz kararları).
Belgelerin asılları yerine mevzuat gereği suret çıkarma yetkisi bulunan kişi veya makamlarca onaylı örnekleri de kabul edilmektedir. Başvurucu, İçtüzük md. 59/3’teki bir belgeye herhangi bir nedenle erişememesi halinde, bunun gerekçelerini formda açıkça belirtmelidir; Mahkeme gerekli gördüğü takdirde bu bilgi ve belgeleri re’sen toplayabilir (6216 sayılı Kanun md. 47/4).
| PRATİK NOT Eklerin listesini formun en sonunda ayrı bir başlık altında numaralı biçimde sunun: “Ek 1: Nüfus cüzdanı fotokopisi, Ek 2: İstinaf kararı, …” Her ekin üzerine de numarasını yazın (“EK-1”, “EK-2”). Form içinde eklere atıf yaparken numarasıyla anın: “(bkz. Ek 5)”. Bu, hem Mahkeme’nin işini kolaylaştırır hem de sizin belge düzeninizi kontrol edilebilir kılar. |
|---|
6.4. Harç ve Adli Yardım
6216 sayılı Kanun md. 47/2-3 uyarınca bireysel başvurular harca tabidir. Harç tutarı her yıl Yargı Harçları Tarifesi ile belirlenir ve başvuru anında Mahkeme’ye yatırılmış olmalıdır. Harcın ödendiğine dair belge formun ekine konulmalı; aksi halde başvuru eksiklik gerekçesiyle idari ret işlemine tabi tutulabilir.
Harcı ödeme gücünden yoksun başvurucular, adli yardım talebinde bulunabilirler. Adli yardım talebinin kabul edilebilmesi için iki koşul vardır: başvurucunun kendisinin ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olması; ve adli yardım talebinin açıkça dayanaksız olmaması (İçtüzük md. 62; 6216 sayılı Kanun md. 49/7; 6100 sayılı HMK md. 334-340). Adli yardım talebi başvuru formunda açıkça dile getirilmeli ve başvurucunun mali durumunu gösteren belgeler eklenmelidir.
| İÇTİHAT ATIFI Mehmet Şerif Ay, B.No: 2012/1181, 17.9.2013, § 23 — Adli yardım talebinin değerlendirilmesine ilişkin öncü karar. Karar metni için: Kararlar Bilgi Bankası |
|---|
6.5. Formun Hazırlanmasında Tipik Hatalar
Form yerine kendi hazırladığınız bir dilekçeyi göndermek.
Olay özetini duygusal bir anlatı olarak yazmak, argümantasyon ile olgu anlatısını karıştırmak.
Her ihlal iddiasını ayrı başlıkta ele almamak; hepsini tek bir blokta “karman çorman” sunmak.
Atıflarda paragraf numarası vermeden, sadece karar adı ve tarih vermek (Mahkeme iddianızın hangi noktasıyla hangi kararın hangi bölümünün örtüştüğünü bulmak zorunda kalır).
Eklerin listesini vermemek ya da eklere numara vermemek.
Tazminat talebini rakamla belirtmemek.
Vekâletnamede bireysel başvuru yetkisinin açıkça yer almaması.
Kararın tebliğ/tefhim tarihini belirtmemek; sürenin başlangıcı hakkında belirsizlik yaratmak.
BÖLÜM 7 — TEDBİR TALEBİ (İÇTÜZÜK MD. 73)
| SADE DİL ÖZETİ Bazı durumlarda, AYM’nin başvurunuzu incelemeyi bitirmesini beklemek çok tehlikeli olabilir. Örneğin ülkenize sınır dışı edilmek üzereyseniz ve orada işkence görme riskiniz varsa, Mahkeme karar verene kadar zaten geri gönderilmiş olabilirsiniz. İşte bu tür acil durumlar için “tedbir kararı” vardır. Mahkeme, esas incelemeye başlamadan önce, durumunuzun daha kötüye gitmesini engelleyecek geçici bir koruma kararı verebilir. Ama bu, yalnızca ağır tehlike hallerinde verilir. “Zarara uğrayabilirim” demek yetmez; yaşama ya da maddi/manevi bütünlüğe yönelik somut ve ciddi bir tehlikenin olması gerekir. |
|---|
Tedbir talebi, bireysel başvurunun en kritik ancak en dar kapsamlı araçlarından biridir. Mahkeme’nin normal inceleme süresi (genellikle aylarca, bazen yıllarca sürebilen) beklendiğinde başvurucunun yaşamı, vücut bütünlüğü ya da temel onuru telafisi mümkün olmayan bir zarar görecekse, Mahkeme bu süre içinde durumu dondurmak için tedbir kararı verebilir. Ancak bu yol istisnai bir yoldur ve kuralı esnetme kapısı değildir.
7.1. Hukuki Çerçeve
Tedbir yetkisinin iki temel dayanağı vardır. Birincisi 6216 sayılı Kanun md. 49/5’tir: “Bölümler, esas inceleme aşamasında, başvurucunun temel haklarının korunması için zorunlu gördükleri tedbirlere resen veya başvurucunun talebi üzerine karar verebilir. Tedbire karar verilmesi hâlinde, esas hakkındaki kararın en geç altı ay içinde verilmesi gerekir. Aksi takdirde tedbir kararı kendiliğinden kalkar.”
İkinci ve daha ayrıntılı düzenleme, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü md. 73’tedir. Bu madde, tedbir kararının verilebileceği halleri daraltmış ve sınırını “başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike” olarak belirlemiştir. İçtüzük’ün tedbir konusunda Kanun’a göre daha dar bir kapsam çizdiği, doktrinde eleştirilmekle birlikte, Mahkeme’nin yerleşik uygulaması İçtüzük hükmüyle bağlıdır.
7.2. Tedbir Kararının Üç Temel Koşulu
Mahkeme’nin yerleşik içtihadında tedbir kararı verilebilmesi için üç temel koşulun birlikte gerçekleşmesi aranır:
Ciddi tehlike: Başvurucunun yaşamına, maddi bütünlüğüne ya da manevi bütünlüğüne yönelik somut ve ciddi bir tehlike bulunmalıdır. Soyut iddialar, genel risk değerlendirmeleri ya da spekülatif beklentiler yeterli değildir.
Kişiselleşmiş risk: Tehlike, başvurucunun kendisi bakımından kişiselleşmiş olmalıdır. Örneğin bir ülkedeki genel insan hakları ihlalleri iddiası, o ülkedeki her kişi için otomatik olarak tedbir gerektirmez; başvurucunun o ülkede neden özellikle riske maruz kalacağının gösterilmesi gerekir.
Telafisi güç ya da imkânsız zarar: Tedbir alınmaması halinde ortaya çıkacak zararın sonradan telafi edilmesinin güç ya da imkânsız olması gerekir. Yani zarar gerçekleştikten sonra ihlal kararı verilse bile başvurucunun durumunun eski haline döndürülmesi mümkün olmamalıdır.
| PRATİK NOT Tedbir talebini, başvuru formunun ayrı bir başlığı olarak ve en üstte sunun. Tedbir talebi sıradan bir ek talep değil, Mahkeme’nin diğer işlerden önce değerlendirmesi gereken acil bir taleptir. Talepte üç koşulu da ayrı ayrı gerekçelendirin: “Ciddi tehlike şudur; bu tehlike benim bakımımdan şu nedenle kişiselleşmiştir; zarar şu nedenle telafisi güçtür.” Tehlikeyi belgelemeye özel önem verin — sağlık raporları, uluslararası insan hakları raporları, diplomatik yazışmalar, tanık beyanları bu amaca hizmet edebilir. |
|---|
7.3. Uygulama Alanları
7.3.1. Sınır Dışı ve İade Davaları
Tedbir talebinin en sık karşılaşılan uygulama alanı, sınır dışı ve iade davalarıdır. Başvurucunun gönderileceği ülkede işkenceye, insanlık dışı muameleye ya da ölüm cezasına maruz kalma riski bulunduğu iddiası, tedbir kararının tipik gerekçesidir. Bu alanda Mahkeme’nin yaklaşımı, iade ya da sınır dışı kararının yürütülmesinin durdurulmasını isteyen bir karar vermektir; yani tedbir, icrai bir işlemin durdurulması biçiminde somutlaşır.
Mahkeme, sınır dışı başvurularında geri gönderilen ülkenin koşullarını yalnızca dosyadaki bilgi ve belgelerle sınırlı kalmaksızın, ulusal ve uluslararası kuruluşların ve devletlerin düzenlediği insan hakları raporlarından da yararlanarak resen araştırır. Bununla birlikte, menşe ülkede karşılaşılabilecek kişisel risklerin ve buna ilişkin somut bilgilerin başvurucular tarafından Mahkeme’ye ayrıntılı şekilde sunulması beklenir. Yani “bu ülke tehlikeli” demek yetmez; başvurucunun kendisinin neden riskli olduğunun somut olarak gösterilmesi gerekir.
| İÇTİHAT ATIFI Azizjon Hikmatov başvurusu, B.No: 2015/18582, 15.12.2015 — Suriyeli bir başvurucunun sınır dışı edilmesine karşı verilen tedbir kararı; işkence ve kötü muamele riskinin değerlendirilmesi. Karar metni için: Kararlar Bilgi Bankası T.T., B.No: 2016/19188, 2.11.2016 — Sınır dışı kararı karşısında tedbir kabul edilmesi ve kimliğin gizli tutulması; idare mahkemesi sürecinin sonuçlanmamış olmasının tedbir incelemesine engel olmaması. AYM’nin tedbir talepleri konusundaki değerlendirme ilkelerini topladığı resmi sayfa: anayasa.gov.tr — Tedbir Taleplerinin Değerlendirilmesindeki İlkeler |
|---|
7.3.2. Sağlık Durumu ve Ceza İnfaz Koşulları
Ceza infaz kurumunda ya da geri gönderme merkezinde bulunan başvurucuların sağlık durumlarının göz ardı edilmesi iddiasıyla yapılan başvurular, tedbir talebinin ikinci tipik uygulama alanıdır. Mahkeme bu başvurularda, başvurucunun sağlık hizmetlerine erişim imkânına sahip olup olmadığını ve tutulduğu yerde kalmasının yaşamına ya da maddi/manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike oluşturup oluşturmadığını dikkate alır.
Bu tür başvurularda sunulacak kritik belgeler: güncel sağlık raporları, mevcut tedavi imkânlarına ilişkin kurum yazıları, benzer durumdaki kişiler için alınan önceki tedbir kararları, tıbbi uzman görüşleri ve — mümkünse — tam teşekküllü bir hastaneden alınmış rapor. Bu belgelerin eksikliği tedbir talebinin reddi ile sonuçlanır.
7.3.3. Yaşam ve Vücut Bütünlüğüne Yönelik Diğer Tehditler
Tedbir talebinin kapsamı yukarıdaki iki ana alanla sınırlı değildir. Başvurucunun yaşamına ya da vücut bütünlüğüne yönelik somut ve ciddi bir tehdit olan her durum, teoride tedbir talebi için uygun bir zemin oluşturabilir. Uygulamada karşılaşılan örnekler arasında şiddetli ev içi tehditler, üçüncü kişilerden gelen somut ölüm tehditlerine karşı devletin koruma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, acil tıbbi müdahaleye erişimin engellenmesi gibi durumlar sayılabilir.
7.4. Tedbir Kararının Usulü
Tedbir talebi, başvuru formunun içinde, ayrı bir başlık altında dile getirilir. Başvurucu, formun ilgili bölümünde varsa İçtüzük md. 73 kapsamındaki tedbir talebine ve bunun gerekçelerine yer vermelidir. Mahkeme’ye gelen tedbir talepleri, komisyonlar tarafından kabul edilebilirlik incelemesinin derhâl yapılması ve tedbir hususunu karara bağlamak üzere ilgili bölüme gönderilmesi şeklinde ele alınır (İçtüzük md. 73/2).
Tedbir kararının sonuçları şöyledir: Bölüm, tedbire karar vermesi hâlinde, gereğinin ifası için bunu ilgili kişi ve kurumlara bildirir (İçtüzük md. 73/3). Tedbir kararı verilen bir başvurunun esası hakkındaki karar en geç altı ay içinde verilmelidir; aksi halde tedbir kararı kendiliğinden kalkar. Ayrıca Mahkeme’nin esastan reddetme kararı vermesi ya da düşme kararı alması halinde de tedbir kararı kendiliğinden kalkar (İçtüzük md. 73/4).
| ÖNEMLİ UYARI Tedbir kararı, başvurunun esastan kabul edileceği anlamına gelmez; yalnızca inceleme süresince başvurucuyu koruma amacı taşır. Tedbir kararından sonraki esas incelemesinde Mahkeme pekâlâ başvurunun kabul edilemez olduğuna ya da hakkın ihlal edilmediğine karar verebilir; bu durumda tedbir kararı kendiliğinden kalkar. Tedbir kararı kesin değildir; Mahkeme koşullar değiştiğinde tedbiri kaldırabilir. |
|---|
7.5. Tedbir Talebinin Reddedildiği Tipik Durumlar
Uygulamada tedbir talebinin reddedildiği tipik durumlar şunlardır:
Genel ülke durumuna dayalı, kişiselleşmiş risk gösterilmeyen talepler.
İç hukuk yollarının henüz denenmediği, özellikle idare mahkemesinde açılmış iptal davasının esastan sonuçlanmadığı haller (ancak istisnai durumlarda bu beklenmeyebilir).
Sadece maddi kayba ilişkin talepler; yaşam ya da maddi/manevi bütünlük boyutu bulunmayan durumlar.
Belgelenmemiş sağlık iddialarına dayanan talepler.
Spekülatif, “ileride şu olabilir” temelli talepler.
BÖLÜM 8 — SÜREÇ VE KARAR SONRASI
| SADE DİL ÖZETİ Başvurunuz Mahkeme’ye ulaştıktan sonra ne olur? Bu bölüm bu soruya cevap verir. Özetle: Önce bir büro sizi kayda alır. Sonra komisyon başvurunun şekli eksikliği var mı, süre uygun mu diye bakar. Sonra yine komisyon ya da bölüm kabul edilebilirlik kriterlerini inceler. Eğer başvuru bu aşamaları geçerse, esas incelemeye geçer — yani gerçekten bir hakkınızın ihlal edilip edilmediğine bakılır. Sonunda Mahkeme ya ihlal tespit eder ya etmez. İhlal tespit ederse, ihlalin giderilmesi için ne yapılması gerektiğine de karar verir: tazminat, yeniden yargılama, vs. Bu bölüm, tüm bu süreci ve karar sonrası ne yapmanız gerektiğini anlatır. |
|---|
8.1. Başvurunun Aşamaları
Bir bireysel başvuru Mahkeme’ye ulaştıktan sonra, üç temel aşamadan geçer: ön inceleme, kabul edilebilirlik incelemesi ve esas incelemesi. Her aşamada farklı organlar görev alır ve her aşamanın sonucunda başvuru ya bir sonraki aşamaya geçer ya da reddedilerek sonuçlanır.
8.1.1. Ön İnceleme (Bireysel Başvuru Bürosu)
Mahkeme’ye ulaşan her başvuru önce Bireysel Başvuru Bürosu’nda kayda alınır ve başvurucuya bir başvuru numarası verilir. Bu numara, başvurunun tüm aşamalarında referans olarak kullanılır ve e-Devlet sistemi üzerinden aşamaları takip etmeye olanak tanır.
Büro’nun ön inceleme görevi iki temel konuyla sınırlıdır: form ve eklerinde şekil eksikliği bulunup bulunmadığı (İçtüzük md. 66/1) ve başvurunun süresinde yapılmış olup olmadığı (6216 sayılı Kanun md. 47/5). Açık süre aşımı ya da başvuru formu şekil şartlarına açıkça aykırılık gibi durumlarda, Komisyonlar Başraportörü idari yönden ret kararı verebilir. Tespit edilen eksiklikler için başvurucuya kesin süre verilerek tamamlamasının istenmesi yolu da bu aşamada kullanılabilir.
İdari ret kararı yargısal nitelikte olmadığından, Anayasa md. 153’te belirtilen “kesin kararlar” kapsamında sayılmaz. Bu kararlara karşı yapılabilecek itiraz usulü İçtüzük’te özel olarak düzenlenmiştir (md. 66/3). Bu nedenle idari ret ile karşılaşan başvurucu, itiraz yoluyla karara karşı çıkabilir.
8.1.2. Kabul Edilebilirlik İncelemesi
Ön incelemeyi geçen başvurular, kabul edilebilirlik incelemesi için komisyonlara havale edilir. Komisyonlar, başvurunun Bölüm 5’te ele alınan 10 kabul edilebilirlik kriterini karşılayıp karşılamadığını inceler. Kabul edilebilirlik şartlarını taşımadığına oybirliği ile karar verilen başvurular hakkında komisyon tarafından kabul edilemezlik kararı verilir. Oybirliği sağlanamayan başvurular ise ilgili bölümlere havale edilir.
Komisyonlar aynı zamanda, önlerindeki bir başvurunun ilke kararı gerektirmesi veya alınacak kararın Mahkeme’nin daha önce vermiş olduğu bir kararla çelişebilecek nitelikte olması halinde, başvuruyu kabul edilebilirlik hususunu karara bağlamadan ilgili bölüme gönderebilirler. Bu, ilkesel öneme sahip başvuruların baştan bölüm düzeyinde değerlendirilmesini sağlar.
Komisyonlarca verilen kabul edilemezlik kararları kesindir (6216 sayılı Kanun md. 48/4). Bu kararlara karşı yargısal bir itiraz yolu bulunmamaktadır; dolayısıyla komisyon düzeyinde verilen kabul edilemezlik kararı, başvurunun sonuncu noktasıdır.
8.1.3. Esas İncelemesi
Kabul edilebilirliğine karar verilen ya da oybirliği sağlanamayan başvurular, esas incelemesi için bölümlere gönderilir. Mahkeme’de iki bölüm vardır; her bölüm bir başkanvekilinin başkanlığında altı üyeden oluşur ve dört üyenin katılımıyla toplanarak karar verir. Bölümler, kabul edilebilirliğe ilişkin bir engelin varlığını sonradan tespit ederse incelemenin her aşamasında başvuru hakkında kabul edilemezlik kararı verebilir.
Bölümlerden birinin görülmekte olan bir başvuruya ilişkin olarak vereceği karar, bölümlerin önceden vermiş olduğu bir kararla çelişirse ya da konunun niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görülürse, ilgili bölüm dosyadan el çekebilir ve dosya Genel Kurul’a havale edilir. Komisyonlar arasındaki içtihat farklılıkları ise bağlı oldukları bölümler tarafından giderilir.
| PRATİK NOT Bireysel başvurular kural olarak geliş sırasına göre incelenir. Ancak Mahkeme, başvuruların konuları itibarıyla önemi ve aciliyeti göz önünde bulundurarak farklı bir inceleme sıralaması belirleyebilir. Yaşam hakkına, maddi ve manevi bütünlüğe yönelik başvurular ile tedbir talepli başvurular, önem ve ivedilik arz eden başvurular olarak önceliklendirilir. Buna karşılık olağan ticari uyuşmazlıklara ilişkin bir başvuru, sıradan sırasını bekler ve bu bazen uzun sürebilir. |
|---|
8.2. Bilgi ve Belge Toplama Yetkisi
6216 sayılı Kanun md. 49/3 ve İçtüzük md. 70, Mahkeme’ye bireysel başvurular üzerinde etkin inceleme yapabilmesi için geniş bir bilgi ve belge toplama yetkisi tanımıştır. Mahkeme, diğer görevlerini yürütürken yaptığı gibi bireysel başvuruları incelerken de yasama, yürütme, yargı organları, kamu idareleri, kamu görevlileri, bankalar ile diğer gerçek ve tüzel kişilerle doğrudan yazışma, bilgi ve belge isteme, gerekli gördüğü her türlü belge, kayıt ve işlemi inceleme yetkisine sahiptir.
Pratik açıdan bu yetki şunu anlatır: Başvurucunun ulaşamadığı, ancak başvurusu için kritik önemde olan belgeleri Mahkeme re’sen talep edebilir. Bu nedenle, İçtüzük md. 59/3 kapsamında sunulması zorunlu bir belgeye başvurucu erişememişse, bunun gerekçelerini formda belirtmesi yeterlidir; Mahkeme gerekli gördüğünde bu belgeyi resen ilgili merciden temin eder. Ancak bu olanağa güvenip belgeleri toplamamak doğru değildir; her zaman mümkün olduğunca fazlası belge sunmak başvurucu için daha güvenlidir.
8.3. Kararlar: İhlal, İhlal Yokluğu ve Düşme
Esas incelemesi sonunda Mahkeme üç temel karar türünden birini verebilir: ihlal kararı, ihlal bulunmadığına dair karar ya da düşme kararı.
8.3.1. İhlal Kararı
İhlal kararı, Mahkeme’nin başvurucunun Anayasa ile güvence altına alınan temel haklarından birinin ya da birkaçının ihlal edildiğini tespit ettiği karardır. İhlal kararıyla birlikte Mahkeme, 6216 sayılı Kanun md. 50 çerçevesinde, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere de hükmeder. Bu hüküm, ihlal tespitinin pratik sonuçlarını belirleyen en önemli kısımdır.
8.3.2. İhlal Bulunmadığına Dair Karar
Mahkeme, esas incelemesi sonunda başvurucunun iddia ettiği hak ihlalinin gerçekleşmediğini tespit ederse, başvurunun reddine karar verir. Bu karar, başvurunun kabul edilebilir bulunduğu anlamına gelir; yani Mahkeme başvurunun şekli ve usul şartlarını karşıladığını kabul etmiş, ancak esastan iddiayı yerinde bulmamıştır. Bu tür kararların gerekçesi çoğunlukla uzun ve ayrıntılı olup, Mahkeme’nin ilgili hakka ilişkin içtihadını geliştirmesinde önemli bir rol oynar.
8.3.3. Düşme Kararı
Düşme kararı, başvurunun artık incelenmesine gerek kalmayan durumlarda verilir. Tipik düşme nedenleri şunlardır: başvurucunun başvurudan feragat etmesi, başvurucunun vefat etmesi ve mirasçılarının başvuruyu sürdürmek istememesi, başvuru konusu ihlalin devlet tarafından kabul edilmesi ve uygun giderim sağlanması. Düşme kararı, başvurunun esastan incelenmediği ve herhangi bir tespit yapılmadığı anlamına gelir.
8.4. İhlal Kararının Sonuçları: Md. 50 Giderim Rejimi
6216 sayılı Kanun md. 50, ihlal kararının pratik sonuçlarını düzenler. Maddenin temel ilkesi, ihlal tespit edilen hallerde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için Mahkeme’nin gerekli tüm tedbirlere hükmetmesidir. Giderim, üç ana formda ortaya çıkabilir:
8.4.1. Yeniden Yargılama
6216 sayılı Kanun md. 50/2 uyarınca, “tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir.” Bu, ihlal kararının en güçlü giderim biçimidir; çünkü dosyanın ilgili mahkemeye dönerek yeniden ele alınmasını sağlar.
Yeniden yargılama sürecinde ilgili mahkeme, AYM’nin ihlal kararındaki tespitleri ve belirlediği standartları dikkate alarak yeni bir karar vermek durumundadır. Uygulamada yeniden yargılama, özellikle adil yargılanma hakkı ihlallerinde — gerekçeli karar hakkı, müdafi yardımı, delillere erişim gibi başlıklarda — çok değerli bir sonuç doğurur. Örneğin, tutukluluğun makul süreyi aşması gibi bir ihlal tespitinde yeniden yargılama doğrudan uygulanamaz; bu durumda giderim daha çok tazminat biçiminde olur.
8.4.2. Tazminat
İhlal tespit edildiği ancak yeniden yargılamanın uygulanamadığı ya da yeterli olmadığı durumlarda, Mahkeme başvurucuya tazminat ödenmesine hükmedebilir. Tazminat maddi ve manevi olmak üzere iki türlüdür. Maddi tazminat, ihlal nedeniyle başvurucunun uğradığı somut maddi kayıpları karşılar; manevi tazminat ise başvurucunun manevi acı, ızdırap ve itibar kaybı gibi zararlarını tazmin eder.
Tazminat tutarları, her davanın kendine özgü koşullarına ve ihlalin niteliğine göre belirlenir. AYM’nin benzer davalarda verdiği tutarlar, somut bir davada talep edilecek miktar hakkında fikir verebilir. Kararlar Bilgi Bankası üzerinden benzer dava araması yaparak pratik bir referans oluşturmak mümkündür.
8.4.3. Diğer Giderim Biçimleri
Mahkeme, ihlalin niteliğine göre başka giderim biçimlerine de hükmedebilir: ihlalin tespitinin başvurucu için yeterli giderim sayılması, belirli bir idari işlemin geri alınması için Mahkeme kararının ilgili kuruma gönderilmesi, yargılama giderlerinin ödenmesi, ihlalin ilanı ve benzeri. Bazı davalarda, tek başına ihlalin tespiti manevi giderim olarak yeterli sayılabilir; bu özellikle sembolik öneme sahip davalarda görülür.
8.5. Kararların Tebliği ve Yayımı
Bölüm ve komisyon kararları, Mahkeme’nin diğer kararları gibi yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar (Anayasa md. 153). Bireysel başvurular hakkında bölümler ya da komisyonlarca verilen kararlara karşı iç hukukumuzda yeni bir başvuru yolu tanınmamıştır. Tavzih ya da maddi hataların düzeltilmesi yolu ise yalnızca bölümlerin kararlarına karşı ve 6100 sayılı HMK hükümleri çerçevesinde kullanılabilir (İçtüzük md. 82).
Bölüm kararlarının tümü ile komisyon kararlarından kabul edilebilirlik açısından ilkesel önem taşıyanları Mahkeme’nin internet sitesinde yayımlanır. Bölüm Başkanı’nın tespit ettiği, bölüm tarafından verilen pilot karar niteliğinde ya da içtihadın ortaya konulması açısından ilkesel önemi haiz kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır (İçtüzük md. 81/4-5). Yayımlanan kararlara ulaşmak için: Kararlar Bilgi Bankası.
8.6. Pilot Karar Usulü
Pilot karar usulü, aynı nitelikte çok sayıda başvuruya yol açan yapısal bir sorunu çözmek için kullanılan bir yöntemdir. AİHM içtihadından alınmış olan bu yöntem, AYM tarafından da benimsenmiştir. Bir sorunun sistemik olduğu ve benzer başvuruların devam ettiği durumlarda Mahkeme, somut başvuru hakkında karar verirken aynı zamanda sorunun giderilmesi için genel tedbirler önerir.
Pilot kararlar, aynı sorundan muzdarip benzer başvurular için emsal oluşturur. Mahkeme, pilot karardan sonra yapılan benzer başvuruları önce o karara atıfla, sonra varsa farklı yönleriyle ele alır. Bu nedenle pilot kararlar, aynı kategorideki davalar için en önemli referans kaynaklarıdır. Rehberin Kısım VI’sındaki örnek dosyalarda, özellikle OHAL KHK’larına ilişkin pilot niteliğindeki kararlar ayrıca ele alınacaktır.
8.7. Karar Sonrası: Pratik Adımlar
8.7.1. İhlal Kararı Çıkarsa
İhlal kararı çıktığında başvurucunun (ya da vekilinin) yapması gerekenler adım adım şöyledir:
Kararın bir örneğini alın ve kendi dosyanıza kayıt edin. Karar genellikle başvuruda bildirilen adrese tebliğ edilir.
İhlal kararının niteliğine göre giderim yolunu aktif biçimde başlatın. Yeniden yargılama kararı varsa, ilgili mahkemeye karar ulaştıktan sonra yargılamanın yenilenmesi talebi için gereken adımları atın.
Tazminata hükmedilmişse, tazminatın ödenmesi için gerekli idari süreci başlatın. Tazminat kararlarının uygulanmaması halinde idari ve yargısal yollara başvurmak mümkündür.
Kararın benzer davalarda emsal olup olmayacağını değerlendirin. Aynı türden başka başvurular için referans oluşturup oluşturamayacağı, ileride açılacak davalar için önem taşıyabilir.
Kararın medyaya ve kamuoyuna duyurulması stratejik açıdan değerliyse, bu adımı avukatla birlikte planlayın.
8.7.2. Kabul Edilemezlik ya da İhlal Yokluğu Kararı Çıkarsa
Kabul edilemezlik veya ihlal bulunmadığına dair karar çıktığında yapılabilecekler oldukça sınırlıdır. İlk olarak, karar bölüm tarafından verilmişse ve bir maddi hata ya da tavzih gerektirecek belirsizlik varsa, İçtüzük md. 82 çerçevesinde tavzih veya maddi hata düzeltme yolu açıktır. Ancak bu yol çok dar bir çerçevededir ve yeni argüman ileri sürmek için kullanılamaz.
İkinci ve çoğu halde daha önemli seçenek, AYM kararından sonra AİHM’e başvurmaktır. AYM’nin kabul edilemezlik ya da ihlal bulunmadığına dair kararı, iç hukuk yollarının tüketilmesi kriterini karşılamış sayılır ve başvurucuya Strasbourg yolu açılır. Ancak bu seçenekte dikkat edilmesi gereken birkaç kritik husus vardır: AİHM başvuru süresi, AYM kararının tebliğinden itibaren 4 aydır (15 No.lu Protokol sonrası). Bu süre kaçırılırsa AİHM yolu da kapanır. Rehberin Kısım V’inde AİHM başvurusu ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
| ÖNEMLİ UYARI AYM’den red kararı aldıktan sonra AİHM’e başvuracaksanız, AYM kararının tebliğinden itibaren 4 aylık süreyi mutlaka takip edin. Bu süre, iç hukuk yollarının tüketildiği tarihten değil, AYM kararının tebliğ tarihinden başlar. Süreyi kaçırmamak için, AYM kararı elinize ulaşır ulaşmaz AİHM başvurusu için çalışmaya başlayın; hazırlıkların 4 aya sığması gerekir. |
|---|
8.8. AYM Kararının Uygulanmaması Sorunu
Anayasa md. 153/6 ve 6216 sayılı Kanun md. 66, Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğunu ve yasama, yürütme, yargı organları ile idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağladığını açıkça düzenler. Ancak pratik uygulamada, özellikle yeniden yargılamanın reddedildiği ya da giderim kararının yerine getirilmediği durumlar zaman zaman yaşanmaktadır. Bu tür durumlarda başvurucunun elinde iki önemli seçenek bulunmaktadır.
Birinci seçenek, AYM kararının uygulanmaması nedeniyle yeni bir bireysel başvuru yapmaktır. AYM içtihadında, AYM kararının uygulanmaması başlı başına bir hak ihlali olarak değerlendirilebilmektedir. Bu çerçevede açılan ikinci başvuru, ilk karara atıfla, kararın uygulanmamasının yeni bir ihlal oluşturduğunu iddia eder.
İkinci seçenek, AİHM’e başvurmaktır. AYM’nin verdiği ihlal kararının uygulanmaması, AİHS md. 6 (adil yargılanma hakkı) ve md. 13 (etkili başvuru hakkı) kapsamında ayrı bir ihlal oluşturabilir. Bu çerçevede AİHM’in Kayasu/Türkiye ve benzeri içtihatlarına dayanarak başvuru yapmak mümkündür.
KISIM II SONUÇ
Bu kısımda (II-A ve II-B) AYM bireysel başvurusunun hukuki çerçevesi, kabul edilebilirlik kriterleri, başvuru formunun hazırlanması, tedbir talebi, süreç ve karar sonrası aşamalar bir bütün olarak ele alınmıştır. Kısım II, rehberin omurgasını oluşturur; çünkü hem Türkiye iç hukukunda hak ihlaline karşı en etkili yargısal yol olan bireysel başvurunun tüm unsurlarını kapsar, hem de AİHM’e başvuru öncesinde tüketilmesi zorunlu olan son halka olduğundan, Kısım V’teki AİHM başvurusunun zeminini hazırlar.
Bir sonraki kısım — Kısım III — hak bazlı analizi ele alır. Bu bölümde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa kapsamında 22 ayrı hak için tipik ihlal senaryoları, öncü içtihatlar ve başvuru stratejileri tek tek incelenecektir. Özellikle Türkiye pratiğinde en çok başvuru konusu olan maddeler — kişi özgürlüğü (md. 5), adil yargılanma (md. 6), kanunsuz ceza olmaz (md. 7), özel hayat (md. 8), ifade özgürlüğü (md. 10), örgütlenme özgürlüğü (md. 11) ve mülkiyet hakkı (Prot. 1 md. 1) — daha ayrıntılı biçimde ele alınacaktır.
| KISIM II KAPANIŞ KONTROL LİSTESİ Başvuruyu göndermeden önce son kez kontrol edin: □ Resmi başvuru formu kullanıldı mı? □ Başvurucu ve temsilci kimlik bilgileri eksiksiz mi? □ Olay özeti kronolojik, nesnel ve belgeli mi? □ Her ihlal iddiası ayrı başlıkta ve dört adımlı model ile işlendi mi? □ İçtihat atıflarında paragraf numarası verildi mi? □ Başvuru yolları kronolojik tablo ile gösterildi mi? □ Kesin kararın tebliğ tarihi açıkça belirtildi mi? □ 30 günlük süre içinde miyiz? □ Talepler — ihlal tespiti, yeniden yargılama, tazminat — açıkça yazıldı mı? □ Varsa tedbir talebi ayrı başlıkta, üç koşulu göstererek sunuldu mu? □ Tüm ekler numaralı ve listeli mi? □ Vekâletnamede bireysel başvuru yetkisi açık mı? □ Harç yatırıldı ya da adli yardım talebi açıklandı mı? □ İmza atıldı mı? Tüm başvurucuların imzası tam mı? |
|---|
Bu kontrol listesini dosyanın ön yüzüne iliştirin ve her başvuruda tek tek işaretleyerek ilerleyin. Anayasa Mahkemesi’nin resmi “Sık Sorulan Sorular” belgesi de güncel bilgi için başvurulabilecek değerli bir kaynaktır: anayasa.gov.tr — SSS