ANAYASA MAHKEMESİ VE
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BAŞVURU PUSULASI
— KISIM III-A —
HAK BAZLI ANALİZ
Mutlak Haklar: Yaşam Hakkı ve İşkence Yasağı
İnsan Hakları Hukuku Çalışma Grubu
Nisan 2026
KISIM III HAKKINDA: HAK BAZLI ANALİZİN MANTIĞI
Bu kısımda, AİHS ve Anayasa kapsamında korunan haklar tek tek ele alınacaktır. Her hak için aynı şablon izlenecek: koruma alanının açıklanması, devletin yükümlülüklerinin (negatif, pozitif, usuli) ortaya konulması, tipik ihlal senaryolarının tespiti, öncü AYM ve AİHM içtihatlarının atıflarla ve linkleriyle birlikte sunulması, ve son olarak başvuru stratejisi ve sık yapılan hatalara dair pratik notlar.
Kısım III, alt bölümler halinde teslim edilecektir. Bu birinci alt bölüm (III-A), insan hakları hukukunun temelinde yer alan iki mutlak hakkı — yaşam hakkı ve işkence yasağı — ele almaktadır. Bu iki hakkın “mutlak” nitelikte olması, hangi gerekçeyle olursa olsun derogasyon (askıya alma) konusu yapılamamaları anlamına gelir; AİHS md. 15/2 bu iki maddeyi açıkça askıya alma yasağının kapsamına almıştır. Olağanüstü hal dahil hiçbir koşulda devlet, kasıtlı öldürme yasağına ve işkence yasağına aykırı davranma hakkını kullanamaz.
Bu kısımdaki analiz boyunca okuyucunun aklında tutması gereken temel kavram, devletin yükümlülük tipolojisidir. Mutlak haklar bakımından devletin üç ayrı yükümlülük katmanı vardır: (i) negatif yükümlülük — devletin kendisi tarafından hakkı ihlal etmemesi; (ii) pozitif yükümlülük — devletin üçüncü kişilerin hakka müdahalesini önlemek için makul tedbirleri alması; (iii) usuli yükümlülük — hak ihlali iddialarını etkili biçimde soruşturma ve sorumluları tespit etme. Bu üç yükümlülüğün her biri ayrı ayrı ihlal edilebilir; bir başvuruda esas yönünden ihlal bulunmasa bile usul yönünden ihlal tespit edilebilir.
BÖLÜM 9 — YAŞAM HAKKI (AİHS MD. 2 / ANAYASA MD. 17)
| SADE DİL ÖZETİ Yaşam hakkı, tüm hakların temelidir — çünkü yaşam olmadan diğer hakların hiçbirinin anlamı olmaz. Bu nedenle hem AİHS hem Anayasa, devleti üç ayrı yönden yükümlü tutar: 1) Devlet seni öldüremez — bu negatif yükümlülüktür. Polisin, jandarmanın, askerin orantısız güç kullanması bu kapsama girer. 2) Devlet, başkalarının seni öldürmesini önlemek için elinden geleni yapmalıdır — bu pozitif yükümlülüktür. Örneğin tehdit edildiğini bildirdiğin kişiyi koruma görevi. 3) Bir ölüm olayı yaşandığında devlet, gerçeği ortaya çıkaracak etkili bir soruşturma yürütmelidir — bu usul yükümlülüğüdür. Soruşturmanın sonuçsuz bırakılması, faillerin cezasız kalması da başlı başına bir ihlaldir. Bu üç yükümlülüğün herhangi birinin yerine getirilmemesi, yaşam hakkının ihlalini oluşturur. |
|---|
9.1. Hukuki Çerçeve
AİHS md. 2/1 şöyledir: “Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.” Bu hükmün ikinci fıkrası, öldürmenin meşru sayılabileceği üç istisnai durumu sayar: meşru savunma; yakalama veya tutukluluğun gereği; ayaklanma veya isyanın bastırılması. Bu istisnalar, mutlak surette gereklilik testine tabidir; ölümle sonuçlanan güç kullanımı ancak kesinlikle gerekli olduğunda meşru sayılır.
Türkiye, ölüm cezasını her koşulda kaldıran 13 No.lu Protokol'ü onaylamış olduğundan, ölüm cezası fıkrası artık Türkiye bakımından uygulanabilir değildir. Anayasa md. 17/1 de “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir” diyerek yaşam hakkını güvence altına almıştır. Md. 17’nin son fıkrası ise meşru savunma, yakalama ve isyan bastırma için zorunlu güç kullanımı dışında kimsenin hayatına son verilemeyeceği kuralını koyar.
AİHM’in md. 2 hakkındaki resmi içtihat rehberi (Guide on Article 2 — Türkçe), uygulayıcının başvurabileceği en kapsamlı kaynaktır. AYM’nin yaşam hakkı kararlarının derlemesi için: anayasa.gov.tr — Yaşam Hakkı dokümanı.
9.2. Devletin Yükümlülükleri
9.2.1. Negatif Yükümlülük: Öldürmeme
Negatif yükümlülük, en eski ve en açık yükümlülüktür: devlet ve onun adına hareket eden tüm kamu görevlileri (polis, jandarma, asker, ceza infaz kurumu personeli, sağlık personeli vb.) bir kişinin yaşamına kasten ya da ihmal yoluyla son veremez. Bu yükümlülük yalnızca kasıtlı öldürmeyi değil, taksirle adam öldürme niteliğindeki eylemleri de kapsar. Mahkeme, AİHM içtihadında bu ilkeyi ilk kez sistematik biçimde McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD] kararında ortaya koymuştur.
Öldürmeyle sonuçlanan güç kullanımının meşru sayılabilmesi için iki koşul birlikte gerçekleşmelidir: kullanılan güç, AİHS md. 2/2’deki üç istisnadan birinin amacı için kullanılmış olmalı; ve mutlak surette gerekli olmalıdır. “Mutlak surette gereklilik”, sıradan bir orantılılık testinden çok daha katı bir denetimi ifade eder. Mahkeme, alternatif yöntemlerin kullanılıp kullanılamayacağını, operasyonun planlanıp planlanmadığını, daha az ölümcül seçeneklerin gözetilip gözetilmediğini titizlikle inceler.
9.2.2. Pozitif Yükümlülük: Yaşamı Koruma
Devletin yaşamı koruma pozitif yükümlülüğü, AİHM içtihadında Osman/Birleşik Krallık [BD] kararıyla netleşmiştir. Bu karara göre, yetkili makamlar belirli bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin varlığından haberdar oldukları ya da haberdar olmaları gerektiği halde, bu tehlikeyi önlemek için kendilerinden makul olarak beklenebilecek tedbirleri almazlarsa, devlet yaşam hakkını ihlal etmiş olur. Bu “Osman testi” olarak bilinen formül, üç ayağa dayanır: gerçek ve yakın tehlike, yetkili makamların bilgi sahibi olması (ya da olması gerekmesi), ve makul tedbirlerin alınmaması.
Türkiye bağlamında pozitif yükümlülük bağlamında en sık atıfta bulunulan kararlar şunlardır: Akkoç/Türkiye, Mahmut Kaya/Türkiye, Kılıç/Türkiye, Demiray/Türkiye, Dink/Türkiye, Opuz/Türkiye. Bu kararlarda Mahkeme, Türk makamlarının tehdide maruz olduğu bilinen kişileri (gazeteci, sendika üyesi, kadın şiddet mağduru) korumadığı için yaşam hakkını ihlal etmiştir.
| PRATİK NOT Pozitif yükümlülük başvurularında belge çok kritiktir. “Tehdit aldım, devlet beni korumadı” iddiası, ancak somut tehdit belgeleri (suç duyuruları, dilekçeler, ihbar mektupları, görüntüler) varsa başarılı olur. Aynı şekilde, devlete bilgi verilip verilmediğini gösteren her türlü yazışma — savcılığa şikâyet dilekçesi, valilik veya emniyet yazıları, milletvekili soruları — dosyaya konulmalıdır. Soyut “tehdit altındaydım” iddiası, somut belge olmadan Osman testini karşılayamaz. |
|---|
9.2.3. Usul Yükümlülüğü: Etkili Soruşturma
Mutlak hakların etkili korunması, salt ihlal yasağıyla sınırlı kalamaz; ihlal iddialarının soruşturulması ve sorumluların tespit edilmesi de devletin yükümlülüğüdür. AİHM bu yükümlülüğü ilk kez sistematik biçimde McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık ile Kaya/Türkiye kararlarında yaşam hakkı bakımından, Aksoy/Türkiye ve Assenov ve diğerleri/Bulgaristan kararlarında ise işkence yasağı bakımından ortaya koymuştur. Bugün bu yükümlülük, hem md. 2 hem md. 3’ün ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir.
Etkili soruşturma yükümlülüğünün beş ana unsuru vardır:
Bağımsızlık: Soruşturmayı yürüten merci, soruşturma konusu olaya karışmış olabilecek kişi veya kurumlardan hiyerarşik, kurumsal ve pratik açıdan bağımsız olmalıdır.
Yeterlilik: Soruşturma, olayın gerçek koşullarını ortaya çıkaracak ve sorumluları tespit edecek nitelikte olmalıdır. Tanık dinlenmemesi, otopsi yapılmaması, balistik inceleme yapılmaması gibi temel eksiklikler yetersizliğe işaret eder.
İvedilik ve makul süre: Soruşturma gecikmeden başlatılmalı ve makul sürede tamamlanmalıdır. Yıllarca süren ve sonuçsuz kalan soruşturmalar usul yükümlülüğünün ihlali sayılır.
Halkın denetimi: Soruşturma, ölen kişinin yakınlarına yeterli bilgi verilerek ve kamuoyu denetimine açık biçimde yürütülmelidir.
Mağdur yakınlarının katılımı: Yakınlar, meşru menfaatlerini koruyabilecek ölçüde soruşturmaya katılma imkânına sahip olmalıdır.
Bu unsurların tamamının somut olayda karşılanıp karşılanmadığı, başvurunun usul yönünden ihlal iddiasında temel argüman zinciridir. Türkiye’ye karşı verilmiş yaşam hakkı ihlal kararlarının çok büyük bölümü esastan değil, bu usul yönünden çıkmıştır; bu durum, soruşturmaların etkililiği bakımından sistematik bir sorunun varlığına işaret eder.
9.3. Yaşam Hakkı Korumasının Genişlediği Alanlar
AİHM içtihadı, yaşam hakkı korumasını zaman içinde genişletmiş ve devletin pozitif yükümlülüğünü çeşitli bağlamlarda somutlaştırmıştır. Uygulayıcının bilmesi gereken başlıca genişleme alanları şunlardır:
Tutukluluk ve infaz koşullarında ölüm: Devletin gözetimi altındaki kişilerin yaşam hakkı, özel bir koruma altındadır. Ceza infaz kurumunda ya da gözaltında meydana gelen ölümler, devletin sorumluluğunu özellikle ağırlaştırır. Mahkeme, gözaltında ölen kişi bakımından ispat yükünü tersine çevirir; devlet, ölümün kendi ihmali ya da kasıtlı eylemi sonucu olmadığını ispat etmek zorundadır (Salman/Türkiye [BD] kararı bu ilkenin temel kaynağıdır).
Sağlık hizmetleri ve tıbbi ihmal: Devletin, kamu ve özel sağlık kurumlarının hastaların yaşamını koruyacak şekilde düzenlenmesini sağlama yükümlülüğü vardır (Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], Lopes de Sousa Fernandes/Portekiz [BD]).
Tehlikeli faaliyetler ve doğal afetler: Endüstriyel kazalar, doğal afetler ve diğer öngörülebilir tehlikeler bakımından devletin önleyici tedbir alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Türkiye için Öneryıldız/Türkiye [BD] (Ümraniye çöplük patlaması) ve Budayeva/Rusya temel kararlardır.
Aile içi şiddet: Devlet, aile içi şiddete maruz kalan kişileri korumak zorundadır. Opuz/Türkiye kararı, bu alanda en önemli içtihatlardan biridir.
Karayolu güvenliği ve inşaat sahaları: Devletin trafik ve kamu güvenliğini sağlamaya yönelik düzenleme ve denetim yükümlülüğü vardır (Cevrioğlu/Türkiye).
9.4. Anayasa Mahkemesi’nin Yaşam Hakkı İçtihadı
AYM, bireysel başvuruların yürürlüğe girmesinden kısa süre sonra yaşam hakkı içtihadını sistematik olarak inşa etmeye başlamıştır. Bu içtihadın çerçevesini belirleyen birkaç öncü karar vardır.
Serpil Kerimoğlu ve diğerleri (B.No: 2012/752, 17.9.2013) kararı, Anayasa Mahkemesi’nin yaşam hakkı konusundaki temel referans kararıdır. Bu kararda Mahkeme, devletin yaşam hakkına ilişkin negatif, pozitif ve usul yükümlülüklerini sistematize etmiş; AİHM içtihadına paralel bir çerçeve oluşturmuştur. Karar metni için: Kararlar Bilgi Bankası — 2012/752
Tahir Canan (B.No: 2012/969, 18.9.2013) kararı, Mahkeme’nin başvurucunun yaptığı hukuki nitelendirme ile bağlı olmadığını, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisinin takdir ettiğini ortaya koyar. Bu, başvuru dilekçesinde yapılan hak nitelendirmesinden farklı bir hak kapsamında inceleme yapılabilmesinin kapısını açar. Kararlar Bilgi Bankası — 2012/969
| İÇTİHAT ATIFI — AYM YAŞAM HAKKI KARARLARI Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B.No: 2012/752, 17.9.2013 — yaşam hakkı yükümlülüklerinin sistematik çerçevesi. Bilgi Bankası Tahir Canan, B.No: 2012/969, 18.9.2013 — Mahkeme’nin hukuki nitelendirme yetkisi. Bilgi Bankası AYM’nin yaşam hakkı emsal kararlar derlemesi için: anayasa.gov.tr — Bireysel Başvuru Emsal Kararlar |
|---|
9.5. AİHM’in Türkiye Aleyhine Verdiği Öncü Kararlar
| İÇTİHAT ATIFI — TÜRKİYE BAĞLAMINDA AİHM YAŞAM HAKKI KARARLARI McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B.No: 18984/91, 27.9.1995 — Md. 2 yorumunun temel kararı; “mutlak gereklilik” testinin oluşturulduğu öncü karar. HUDOC Kaya/Türkiye, B.No: 22729/93, 19.2.1998 — Etkili soruşturma yükümlülüğünün Türkiye bağlamında ilk kez sistematik biçimde uygulandığı karar. HUDOC Salman/Türkiye [BD], B.No: 21986/93, 27.6.2000 — Gözaltında ölüm halinde ispat yükünün devlete geçmesi; devletin kanıtlama yükümlülüğü. HUDOC Kılıç/Türkiye, B.No: 22492/93, 28.3.2000 — Gazeteciye yönelik tehditlerin bilinmesine rağmen koruma sağlanmaması; pozitif yükümlülük ihlali. HUDOC Mahmut Kaya/Türkiye, B.No: 22535/93, 28.3.2000 — Tehdit altındaki doktorun korunmaması; pozitif yükümlülük. HUDOC Akkoç/Türkiye, B.No: 22947/93 ve 22948/93, 10.10.2000 — Eğit-Sen üyesinin korunmaması ve etkili soruşturma yapılmaması. HUDOC Osman/Birleşik Krallık [BD], B.No: 23452/94, 28.10.1998 — “Osman testi”nin kaynak kararı; pozitif yükümlülüğün üç ayağı. HUDOC Dink/Türkiye, B.No: 2668/07 ve diğerleri, 14.9.2010 — Hrant Dink suikastı; ifade özgürlüğü, yaşam hakkı ve etkili soruşturma yükümlülüklerinin birlikte ihlali. HUDOC Opuz/Türkiye, B.No: 33401/02, 9.6.2009 — Aile içi şiddet bağlamında devletin koruma yükümlülüğü; eski eş tarafından öldürülen başvurucu annesi. HUDOC Öneryıldız/Türkiye [BD], B.No: 48939/99, 30.11.2004 — Ümraniye çöplük patlaması; tehlikeli faaliyetlerde devletin önleyici tedbir yükümlülüğü. HUDOC Yaşa/Türkiye, B.No: 22495/93, 2.9.1998 — Saldırıdan sağ kurtulanlar bakımından da md. 2’nin uygulanabilirliği. HUDOC |
|---|
9.6. Tipik İhlal Senaryoları (Türkiye Pratiği)
Türkiye’deki hukuk pratiğinde yaşam hakkı ihlali iddiaları çoğunlukla aşağıdaki kategorilerden birinde gündeme gelir. Her senaryo, başvurunun nasıl çerçeveleneceği bakımından farklı bir mantık gerektirir:
Güvenlik kuvvetlerinin aşırı güç kullanımı: Polis/jandarma operasyonlarında, gösteri kontrollerinde, dur ihtarı uygulamalarında ölümle sonuçlanan müdahaleler. Negatif yükümlülük + usul yönünden ihlal iddiası birlikte ileri sürülür.
Gözaltı ve infaz kurumunda ölüm: Sağlık ihmali, intihar, kavga, infaz personeli müdahalesi sonucu ölüm. İspat yükünün devlete geçmesi argümanı (Salman testi) kullanılır.
Aile içi şiddet sonucu ölüm: Tehdit edildiği bilinen kadın ya da çocuğun korunmaması. Opuz testi uygulanır.
Kayıp kişiler: Özellikle 1990’lı yıllarda yaşanan zorla kaybetme olayları. Bu davalarda Mahkeme, fiziksel varlığa erişilemeyen kişinin de yaşamının sona erdiği karinesini benimsemiştir (Timurtaş/Türkiye doktrini).
Tıbbi ihmal sonucu ölüm: Hastane ya da sağlık kuruluşunun ihmali sonucu ölüm. Devletin sağlık hizmetlerini düzenleme yükümlülüğü çerçevesinde değerlendirilir.
Tehlikeli faaliyet veya doğal afet sonucu ölüm: Maden kazaları, deprem, sel, çığ gibi olaylar. Devletin önleyici tedbir alma yükümlülüğü ve bilinen risklere karşı uyarı verme yükümlülüğü değerlendirilir.
Trafik kazaları ve inşaat kazaları: Kamu güvenliğini sağlama yükümlülüğü çerçevesinde değerlendirilir.
9.7. Başvuru Stratejisi
9.7.1. Hak Çerçevelemesi
Yaşam hakkı başvurularında ilk strateji adımı, ihlalin hangi yükümlülük yönünden iddia edildiğinin belirlenmesidir. Başvurunun çoklu yükümlülükleri kapsayacak biçimde yapılması, Mahkeme’nin hangi yön altında başvuruyu kabul edebileceği bakımından elasticite sağlar. Tipik bir yaşam hakkı başvurusu üç başlık altında düzenlenmelidir: (i) negatif yükümlülük yönünden ihlal (devletin doğrudan eylemi varsa); (ii) pozitif yükümlülük yönünden ihlal (devletin koruma yükümlülüğüne aykırılık varsa); (iii) usul yönünden ihlal (etkili soruşturma yapılmadığı her halde).
Türkiye pratiğinde, esas yönünden ihlal tespiti çoğu zaman zor olsa da usul yönünden ihlal tespiti sıkça verilen bir karardır. Bu nedenle, esas yönünden iddia kuvvetli olmasa bile, usul yönünden ihlal iddiası mutlaka eklenmelidir. Soruşturmanın yürütülüş biçimi, dosyaya intikal eden tüm belgelerle (savcılık dosyası, adli tıp raporları, otopsi tutanakları, tanık ifadeleri, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar) somut olarak değerlendirilmelidir.
9.7.2. Mağdur Statüsü
Yaşamını yitiren kişi adına başvuru yapılamaz; başvuru ancak ölen kişinin yakınları (eş, çocuk, anne, baba, kardeş) tarafından yapılabilir. Serpil Kerimoğlu ve diğerleri kararı bu ilkeyi açıkça ortaya koymuştur. Yakınlar, dolaylı mağdur statüsündedir ve hem doğrudan etkilenmiş olarak (ölümün manevi etkileri) hem de etkili soruşturma yürütülmesini talep eden kişiler olarak başvuruda bulunabilirler.
9.7.3. İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi
Yaşam hakkı bağlamında tüketilmesi gereken iç hukuk yolları, olayın niteliğine göre farklılaşır. Genel kural olarak şunlar gözetilmelidir:
Devletin doğrudan eylemi sonucu ölüm: ceza soruşturmasının takibi, kovuşturmaya yer olmama kararına itiraz, sonraki ceza yargılamasının takibi. Aynı zamanda idari yargıda tam yargı davası açılması (özellikle pozitif yükümlülük ihlali iddiası varsa).
Sağlık ihmali sonucu ölüm: ceza şikâyeti + tam yargı davası ya da malpraktis tazminat davası.
Aile içi şiddet sonucu ölüm: koruma tedbirleri sürecinin belgelenmesi + ceza ve tazminat süreçlerinin takibi.
Önemli bir nokta: Sadece ceza soruşturmasının takibi yetmez; pozitif yükümlülük ya da usul yükümlülüğünün ihlali iddiası varsa, idari yargıdaki tam yargı davası yolunun da tüketilmiş olması gerekir. AYM bu konuda zaman zaman dosyaları “başvuru yollarının tüketilmemesi” gerekçesiyle reddetmiştir.
9.7.4. Süre
AYM bireysel başvurusu için 30 günlük süre, ceza yargılamasının ya da idari yargıdaki davanın kesinleştiği tarihten itibaren işler. Bununla birlikte, etkili bir soruşturma yapılmaması nedeniyle yapılan başvurularda, süre sorunu özellikle dikkatli ele alınmalıdır. Uzayan ve sonuçsuz kalan soruşturmalarda, başvurucunun belirli bir noktada soruşturmadan etkili sonuç beklemekten vazgeçmesinin makul olduğu tarih, sürenin başlangıcı olarak kabul edilebilir.
9.8. Tipik Hatalar
Yalnızca esas yönünden ihlal iddiasıyla yetinmek; usul yönünden iddiayı eklememek.
Pozitif yükümlülük iddiası ileri sürerken Osman testinin üç ayağını (gerçek/yakın tehlike, makamların bilgi sahibi olması, makul tedbirlerin alınmaması) somut delillerle göstermemek.
İdari yargı tam yargı davası yolunu atlayıp doğrudan ceza süreci sonrası AYM’ye gelmek.
Soruşturmanın etkililik unsurlarını (bağımsızlık, yeterlilik, ivedilik, denetim, katılım) ayrı ayrı değerlendirmemek.
Ölen kişinin yakını sıfatıyla başvuruda mağdur statüsünü açıkça gerekçelendirmemek.
Tüm tıbbi raporları, otopsi belgelerini, soruşturma evraklarını dosyaya eklememek.
Dolaylı mağdur olarak başvuran yakınların kim oldukları ve hangi sıfatla başvurdukları konusunda belirsizlik yaratmak.
BÖLÜM 10 — İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE YASAĞI (AİHS MD. 3 / ANAYASA MD. 17/3)
| SADE DİL ÖZETİ İşkence yasağı, insan onurunun en temel güvencesidir. Yaşam hakkı gibi mutlak bir haktır; hiçbir gerekçe — savaş, terör, kamu güvenliği, sorgulama ihtiyacı — bu yasağın askıya alınmasını mümkün kılmaz. Yasak üç farklı muamele biçimini yasaklar: işkence (en ağır biçim), insanlık dışı muamele (çok ağır acı veren ama kasıt unsuru daha hafif olan eylemler) ve aşağılayıcı muamele (insan onurunu zedeleyen eylemler). Ne kadar ağır olursa olsun her üç biçim de yasaktır. Devletin yükümlülükleri yine üç katmanlıdır: kötü muamele etmemek (negatif), başkalarının kötü muamelesinden korumak (pozitif) ve iddiaları etkili biçimde soruşturmak (usul). Bir kişiyi işkence riski olan bir ülkeye sınır dışı etmek de — fiilen başka bir devletin yapacağı bir eylem olsa bile — md. 3 ihlali olarak kabul edilir (Soering doktrini). |
|---|
10.1. Hukuki Çerçeve
AİHS md. 3 son derece kısa ve mutlaktır: “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ya da cezaya tabi tutulamaz.” Bu hükmün lafzı, 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi md. 5’ten esinlenmiştir ve hiçbir istisna ya da sınırlama içermez. AİHS md. 15/2, md. 3’ü açıkça askıya alınamayacak haklar listesine almıştır; yani savaş, ulusal tehlike ya da olağanüstü hal dahil hiçbir koşulda devlet işkence yapma hakkını kullanamaz.
Anayasa md. 17/3 de paralel bir hükümdür: “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.” Türk hukukunda işkence suçu, TCK md. 94’te ayrıca düzenlenmiştir ve bir kamu görevlisinin görevini ifa ederken bir kişiye yönelik insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştirmesini cezai yaptırıma bağlar.
AİHM’in md. 3 hakkındaki resmi içtihat rehberi (Türkçe versiyon): Guide on Article 3 — Türkçe. AYM kararlarının derlemesi için: anayasa.gov.tr — İşkence Yasağı dokümanı.
10.2. Kavramsal Ayrım: İşkence, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele
AİHM, md. 3 kapsamındaki kötü muameleyi üç kategoriye ayırır: işkence, insanlık dışı muamele ve aşağılayıcı muamele. Bu üç kategorinin tamamı yasaktır; fakat aralarında ağırlık bakımından bir hiyerarşi vardır ve bir muamelenin işkence olarak nitelendirilmesi, devletin sorumluluğunu özellikle ağırlaştırır. Ayrım, hem nitel hem nicel kriterlere dayanır.
10.2.1. Asgari Ağırlık Eşiği
Md. 3’ün uygulanması için, muamelenin asgari bir ağırlık seviyesine ulaşmış olması gerekir. Bu seviyenin ne olduğu, somut olayın koşullarına göre değerlendirilir: muamelenin niteliği ve bağlamı, süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler dikkate alınır. AİHM, “yaşayan belge” (living instrument) doktrini gereğince bu eşiği zaman içinde aşağı çekmiş; geçmişte “insanlık dışı muamele” olarak nitelendirilen eylemlerin bugün “işkence” sayılabileceğini Selmouni/Fransa [BD] kararında açıkça belirtmiştir.
10.2.2. İşkence
İşkence, en ağır kategoridir ve üç unsuru içerir: kasıt (fiilin bilerek ve isteyerek yapılması), şiddet ve zalimlik (çok ağır fiziksel ya da ruhsal acı verme niteliği) ve amaç (bilgi alma, itiraf elde etme, cezalandırma, korkutma, ayrımcılık gibi belirli bir amaca yönelik olma). BM İşkenceye Karşı Sözleşme’nin (UNCAT) 1. maddesindeki tanım da paraleldir.
AİHM’in işkence olarak nitelendirdiği tipik eylemler şunlardır: "Filistin askısı" (kişinin elleri arkadan bağlanarak kollarından asılması — Aksoy/Türkiye), falaka, elektrik şoku, su altında nefessiz bırakma, cinsel şiddet ve tecavüz (Aydın/Türkiye), uzun süreli uykusuz bırakma ve fiziksel şiddetin birleşimi (Batı ve diğerleri/Türkiye), zorla hortumla beslenme (Nevmerzhitsky/Ukrayna). Ayrıca İlhan/Türkiye'de Mahkeme, gözaltında yaralanan kişinin uzun süre hastaneye götürülmemesini ve gerekli tıbbi müdahalenin yapılmamasını işkence olarak nitelendirmiştir.
10.2.3. İnsanlık Dışı Muamele
İnsanlık dışı muamele, işkenceden daha hafif ama yine de ciddi düzeyde fiziksel veya ruhsal acı verme niteliğindeki muameledir. Mahkeme, bilinçli olarak uygulanan ve yoğun acıya yol açan ama işkence düzeyine ulaşmayan muameleleri bu kategoride değerlendirir. İrlanda/Birleşik Krallık (1978) kararında “beş teknik” olarak bilinen sorgulama yöntemleri (duvara uzun süre yaslatma, kapuçun, gürültü, uykusuz bırakma, yiyecek-içecek kısıtlama) o tarihte “insanlık dışı muamele” olarak nitelendirilmiştir; ancak bu nitelendirme zamanla değişebilir.
10.2.4. Aşağılayıcı Muamele
Aşağılayıcı muamele, mağduru aşağılamayı, küçük düşürmeyi ya da onun direncini kırmayı amaçlayan ya da bu sonucu doğuran muamelelerdir. Fiziksel acı verici olması zorunlu değildir; ruhsal etki ön plandadır. Tutukluluk koşullarının çok aşağılayıcı olması (aşırı kalabalık koğuş, hijyen yokluğu), kelepçeli muayene gibi durumlar bu kategoriye girebilir.
10.3. Devletin Yükümlülükleri
10.3.1. Negatif Yükümlülük: Kötü Muamele Etmeme
Negatif yükümlülük, devlet ve onun adına hareket eden tüm kamu görevlilerinin (polis, jandarma, asker, ceza infaz kurumu personeli, sağlık personeli) hiçbir kişiye işkence ya da kötü muamele uygulamamasını gerektirir. Bu yükümlülük mutlaktır; hiçbir koşulda meşrulaştırılamaz. Hatta tutuklanma sırasında direnen bir kişiye karşı kullanılan güç bile orantılı olmak zorundadır; aşırı güç kullanımı md. 3’ün ihlali sayılır.
10.3.2. Pozitif Yükümlülük: Kötü Muameleye Karşı Koruma
Devletin pozitif yükümlülüğü, üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilebilecek kötü muameleye karşı koruyucu çerçeve oluşturma yükümlülüğüdür. Bu, etkili ceza yaptırımları öngören bir yasal çerçevenin oluşturulmasını ve bu yaptırımların pratikte uygulanmasını gerektirir. Aile içi şiddet, çocuk istismarı, savunmasız grupların korunması bu kapsamda değerlendirilir.
10.3.3. Usul Yükümlülüğü: Etkili Soruşturma
Md. 2’deki etkili soruşturma yükümlülüğü, md. 3 bakımından da geçerlidir. Bir kişinin “savunulabilir bir iddia” (arguable claim) ile kötü muameleye uğradığını ileri sürmesi halinde, devletin etkili bir soruşturma yürütmesi zorunludur. Bu yükümlülük, AİHM içtihadında ilk kez Assenov ve diğerleri/Bulgaristan kararıyla net biçimde ortaya konmuştur.
Etkili soruşturma yükümlülüğünün unsurları, md. 2 bağlamında sayılan unsurlarla aynıdır: bağımsızlık, yeterlilik, ivedilik, halkın denetimi ve mağdurun katılımı. Türkiye’ye karşı verilmiş md. 3 ihlal kararlarının önemli bir bölümü, esas yönünden değil, bu usul yönünden çıkmaktadır.
10.4. Özel Bir Durum: Tutukluluk ve Gözaltında İspat Yükü
Mahkeme, gözaltına alındığı anda sağlıklı olan bir kişinin gözaltından çıktığında yaralanmış olduğunun belgelenmesi halinde, devletin bu yaralanmaların kendi kontrolünde gerçekleşmediğini ya da kullanılan gücün gerekli ve orantılı olduğunu inandırıcı biçimde açıklama yükümlülüğü altında olduğuna karar vermiştir. Bu “gözaltında ispat yükü” doktrini, özellikle Salman/Türkiye [BD] (yaşam hakkı bağlamında) ve Tomasi/Fransa, Ribitsch/Avusturya (kötü muamele bağlamında) kararlarında geliştirilmiştir.
Pratik açıdan bu doktrin şu anlama gelir: Gözaltına alınmadan önceki sağlık raporu ve gözaltından çıkış sağlık raporu arasındaki herhangi bir fark, devletin yanıt verme yükümlülüğünü doğurur. Bu nedenle gözaltı sürecinde her aşamada (giriş, çıkış, hastaneye sevk, ifade alma öncesi ve sonrası) sağlık raporunun düzenlenmesi büyük önem taşır. Sağlık raporunda belirlenen herhangi bir bulgu, ileride yapılacak başvurunun temel kanıtıdır.
| PRATİK NOT Gözaltı sürecinde alınan tüm sağlık raporlarını dosyaya temin edin. Raporlardaki her bulgu — morluk, sıyrık, ödem, eklem hareket kısıtlılığı vs. — kötü muamele iddiasının kanıtıdır. Müvekkil ifade vermeye götürülürken doktora gösterilmiş mi? İfade sonrasında tekrar gösterilmiş mi? Bu kayıtlar dosyada yoksa mutlaka talep edin. Müvekkilin kendi şikâyet beyanı (savcılığa, hastaneye, vekiline) bu davalarda en güçlü kanıtlardandır. |
|---|
10.5. Sınır Dışı, İade ve Md. 3 (Soering Doktrini)
AİHM’in Soering/Birleşik Krallık (1989) kararıyla geliştirilen doktrine göre, bir kişinin iade ya da sınır dışı edileceği ülkede md. 3’e aykırı muameleye maruz kalma riskinin gerçek (real risk) olması halinde, ülkeden çıkarılma kararı bizzat md. 3’ü ihlal eder. Yani devlet, başka bir devletin yapacağı kötü muameleden de sorumlu tutulabilir; çünkü onu o tehlikeli ortama göndermek, kötü muameleyi kolaylaştırmaktır.
Bu doktrin, sınır dışı/iade davalarında AYM ve AİHM tedbir taleplerinin temelini oluşturur. Başvurucunun gönderileceği ülkede gerçek bir risk altında olduğunu göstermesi gerekir; bu, hem o ülkedeki genel insan hakları durumu hem de başvurucunun kişisel koşulları (etnik kimlik, dini inanç, siyasi görüş, eski faaliyetler vs.) temelinde değerlendirilir. Genel ülke durumu tek başına yeterli değildir; kişiselleşmiş bir riskin gösterilmesi şarttır.
Bu konu, Kısım II-B Bölüm 7’de tedbir talepleri başlığı altında daha ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Sınır dışı edilen kişilerin örnek dosyaları Kısım VI’da (özellikle örnek dosya “sınır dışı / iade / geri gönderme”) işlenecektir.
10.6. Anayasa Mahkemesi’nin İşkence Yasağı İçtihadı
AYM, bireysel başvuruların yürürlüğe girmesinden bu yana md. 3 (Anayasa md. 17/3) bağlamında zengin bir içtihat geliştirmiştir. Mahkeme, gerek gözaltında kötü muamele iddiaları, gerekse aile içi şiddet ve infaz koşulları konularında AİHM içtihadını benimsemiş ve uygulamıştır. Yaşam hakkı bağlamında temel referans niteliğindeki Serpil Kerimoğlu kararının kavramsal çerçevesi, md. 3 davalarında da uyarlanarak kullanılmaktadır.
| İÇTİHAT ATIFI — AYM İŞKENCE YASAĞI KARARLARI Cezmi Demir ve diğerleri, B.No: 2013/293, 17.7.2014 — İşkence ve kötü muamele yasağının kapsamı, üç kategori ayrımı, devletin yükümlülükleri. Bilgi Bankası AYM’nin işkence yasağı emsal kararlar derlemesi için: anayasa.gov.tr — Bireysel Başvuru Emsal Kararlar |
|---|
10.7. AİHM’in Türkiye Aleyhine Verdiği Öncü Kararlar
| İÇTİHAT ATIFI — TÜRKİYE BAĞLAMINDA AİHM İŞKENCE YASAĞI KARARLARI Aksoy/Türkiye, B.No: 21987/93, 18.12.1996 — “Filistin askısı”nın işkence olarak nitelendirildiği öncü karar; AİHM’in işkence kavramını ilk kez somutlaştırdığı dava. HUDOC Aydın/Türkiye [BD], B.No: 23178/94, 25.9.1997 — Gözaltında tecavüzün işkence olarak nitelendirildiği temel karar. HUDOC İlhan/Türkiye [BD], B.No: 22277/93, 27.6.2000 — Gözaltındaki yaralının uzun süre hastaneye götürülmemesinin işkence sayıldığı karar. HUDOC Batı ve diğerleri/Türkiye, B.No: 33097/96 ve 57834/00, 3.6.2004 — Gözaltında uygulanan çoklu kötü muamele yöntemlerinin işkence sayıldığı karar; uzun süreli sorgulama, falaka, askı yöntemleri. HUDOC Selmouni/Fransa [BD], B.No: 25803/94, 28.7.1999 — “Yaşayan belge” doktrininin uygulandığı, eşiklerin zaman içinde aşağı çekildiği temel karar. Türkiye davası olmamakla birlikte md. 3 yorumunun en önemli referansıdır. HUDOC İrlanda/Birleşik Krallık, B.No: 5310/71, 18.1.1978 — Md. 3 kategorilerinin (işkence/insanlık dışı/aşağılayıcı muamele) sistematize edildiği klasik karar. HUDOC Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, B.No: 24760/94, 28.10.1998 — Md. 3 kapsamında etkili soruşturma yükümlülüğünün ilk kez sistematize edildiği karar. HUDOC Soering/Birleşik Krallık, B.No: 14038/88, 7.7.1989 — Sınır dışı/iade halinde kötü muameleye uğrama riski; “Soering doktrini”nin kaynak kararı. HUDOC Selçuk ve Asker/Türkiye, B.No: 23184/94 ve 23185/94, 24.4.1998 — Köy boşaltmaları sırasında ev ve eşyaların tahrip edilmesi; aşağılayıcı muamele. HUDOC Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B.No: 43044/05 ve 45001/05, 5.7.2011 — Cezaevinde "Hayata Dönüş Operasyonu" sırasında kötü muamele; etkili soruşturma yapılmaması. HUDOC Tomasi/Fransa, B.No: 12850/87, 27.8.1992 — Gözaltında yaralanma halinde devletin açıklama yapma yükümlülüğü; ispat yükü. HUDOC |
|---|
10.8. Tipik İhlal Senaryoları (Türkiye Pratiği)
Gözaltında kötü muamele: Polis, jandarma, terörle mücadele birimlerinde fiziksel şiddet, sorgulama amaçlı yöntemler, uzun süreli sorgulama, uyutmama. Özellikle 1990’lı ve 2000’li yılların başında yoğun davalara konu olmuştur; günümüzde de zaman zaman gündeme gelmektedir.
Tutuklamada aşırı güç kullanımı: Yakalama anında uygulanan orantısız güç. Genellikle gözaltına çıkış raporundaki bulgularla belgelenir.
Ceza infaz kurumunda kötü muamele ve kötü infaz koşulları: Aşırı kalabalık koğuş, hijyen yokluğu, sağlık hizmetlerine erişim engeli, infaz personeli müdahalesi.
Aile içi şiddet: Kadına yönelik şiddet ve çocuk istismarı bağlamında devletin koruyucu yükümlülüğünü yerine getirmemesi.
Sınır dışı / iade riski: Geri gönderildiği ülkede işkence görme riski olan kişilerin bu işleme tabi tutulması — Soering doktrini çerçevesinde.
Toplantı ve gösterilerde polis müdahalesi: Biber gazı, plastik mermi, copla yaralama, ölçüsüz şiddet uygulanması. Genellikle md. 3 ile md. 11 (toplantı özgürlüğü) birlikte ihlal iddiası olarak getirilir.
Sağlık hizmetlerine erişim engeli: Ceza infaz kurumunda ya da geri gönderme merkezinde ciddi sağlık sorunu olan kişiye gereken tıbbi müdahalenin yapılmaması.
Kayıp yakınların yaşadığı belirsizlik: Mahkeme, kayıp kişinin yakınının uzun süreli belirsizlik ve kaygı yaşamasını da md. 3 kapsamında değerlendirir (Orhan/Türkiye doktrini).
10.9. Başvuru Stratejisi
10.9.1. Çerçeveleme
Md. 3 başvurularında strateji, somut olaya göre üç farklı eksen arasında seçim yapmayı gerektirir: (i) işkence, (ii) insanlık dışı muamele, (iii) aşağılayıcı muamele. Hangi nitelendirmenin uygun olduğu, eylemin niteliğine ve sonucuna göre değişir. Genel kural olarak, en ağır nitelendirmeden başlayıp alt kategorilere ihtiyatlı geçilmesi (alternatif iddialar) önerilir. Mahkeme, başvurucunun nitelendirmesi ile bağlı olmadığından, iddianın “işkence” olarak yapılması başvurunun “insanlık dışı muamele” olarak değerlendirilmesini engellemez.
Aynı başvuruda esas yönünden ihlal (kötü muamele yapıldığı) ve usul yönünden ihlal (etkili soruşturma yapılmadığı) iddiaları birlikte ileri sürülmelidir. Esas yönünden iddiada ispat yükü kuvvetli kanıtla karşılanmalıdır; usul yönünden iddiada ise soruşturmanın etkililik unsurları tek tek değerlendirilmelidir.
10.9.2. Kanıt Sunumu
Md. 3 davalarında kanıt sunumu kritiktir. Sunulması gereken belgeler şunlardır:
Gözaltına giriş ve çıkış sağlık raporları (her bir aşamada düzenlenmiş tüm raporlar).
Adli Tıp Kurumu raporları.
Sevk edilen hastane ya da sağlık merkezi raporları.
Müvekkilin ya da yakınlarının imzalı şikâyet beyanları.
Tanık beyanları (mümkünse noter tasdikli).
Olay yerine ilişkin fotoğraflar, video kayıtları, MOBESE kayıtları (varsa).
Ceza ve disiplin soruşturma dosyalarından örnekler.
Sosyal medya paylaşımları, basın haberleri (varsa).
İnsan hakları kuruluşlarının raporları (TİHV, İHD, AI, HRW gibi).
10.9.3. İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi
Md. 3 davalarında öncelikle ceza şikâyeti yolunun tüketilmesi gerekir. Cumhuriyet savcılığına suç duyurusu, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı sulh ceza hâkimliğine itiraz, ardından — varsa — açılan ceza davasının takibi. Bunlara ek olarak idari yargıda tam yargı davası açılması da çoğu zaman beklenir; özellikle pozitif yükümlülük ya da sistemsel sorunlar iddia ediliyorsa.
10.10. Tipik Hatalar
Olayı yalnızca anlatıp, hangi kategoriye (işkence/insanlık dışı/aşağılayıcı muamele) girdiğini argümante etmemek.
Sağlık raporlarındaki bulguları somut olarak göstermemek; raporları sadece eklemek.
Ceza şikâyeti yolunu atlayıp doğrudan AYM’ye gelmek.
Kovuşturmaya yer olmama kararına karşı sulh ceza hâkimliğine itiraz etmemek.
Etkili soruşturma yapılmadığı iddiasını detaylandırmamak; soruşturmanın hangi unsurunun (bağımsızlık, yeterlilik, ivedilik, denetim, katılım) eksik olduğunu göstermemek.
Sınır dışı davalarında yalnızca genel ülke durumuna dayanmak; kişiselleşmiş riski göstermemek.
Aile içi şiddet davalarında devlete bilgi verildiğine dair belgeleri toplamamak.
Tedbir talebinde bulunmak gerektiği halde bunu atlanmak (özellikle sınır dışı ve sağlık davalarında).
KISIM III-A SONUÇ
Bu kısımda mutlak hakların iki temel kategorisi — yaşam hakkı (md. 2 / md. 17) ve işkence yasağı (md. 3 / md. 17/3) — ele alınmıştır. Her iki hak da olağanüstü hal dahil hiçbir koşulda askıya alınamayacak nitelikte olup devlet bakımından üç ayrı yükümlülük katmanı (negatif, pozitif, usuli) doğurur. Türkiye’ye karşı verilen ihlal kararlarının önemli bir bölümü, özellikle usul yönünden — yani etkili soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle — verilmektedir. Bu nedenle her başvuruda usul yönünden ihlal iddiasının da mutlaka ileri sürülmesi pratikte hayati önem taşımaktadır.
Sonraki alt bölüm — Kısım III-B — kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını (AİHS md. 5 / Anayasa md. 19) ele alacaktır. Bu bölüm, Türkiye pratiğinde bireysel başvuruların en yoğun yaşandığı alanlardan biridir; özellikle 15 Temmuz 2016 sonrası dönemde tutukluluk tedbirlerinin uygulanması nedeniyle on binlerce başvuru AYM’ye yapılmıştır. Bu nedenle Kısım III-B, hem teorik hem pratik açıdan en geniş alt bölümlerden biri olacaktır.
| KISIM III-A KAPANIŞ NOTU Mutlak hakların başvurularında temel bir prensibi unutmayın: Esas yönünden iddianızı dilekçede en güçlü biçimde ileri sürün, ancak usul yönünden iddiayı da mutlaka ekleyin. AYM ve AİHM'in pratiği gösteriyor ki, esas yönünden ihlal tespit edilemese bile soruşturmadaki eksiklikler (bağımsızlık yokluğu, yetersizlik, ivedilik kaybı, denetim eksikliği, mağdur katılımının sağlanmaması) ayrı bir ihlal olarak tespit edilebilir. Kısım VI'daki örnek dosyalarda, FETÖ bağlamındaki tutukluluk davalarında md. 3 (özellikle infaz koşulları ve sağlık hizmetlerine erişim) ve diğer davalarda yaşam ve işkence yasağı ihlalleri somut senaryolarla işlenecektir. |
|---|